Yoğurt kapları ve yollar

Sadece çocuklar değil, koca koca adamlar, bir şey mühendisleri, iki çocuklu kadınlar, otobüste ikram edilecek bir adet meyveli topkekin yolunu gözler...

Yusuf anlatmıştı. Babasıyla, “Cehennem başkaları değil, yaz mevsiminde bir cumartesi günü Eminönü’dür” dedirten vakitlerden birinde vapura binip, Büyükada’dan İstanbul’a gelmişler.
Peynir tenekelerine, kuş lokumlarına, kuru patlıcanlara bakıp, taze çekilmiş kahve ve karabiber kokuları arasında yürümüşler.
Yeni Cami’nin çeşmesine eğilip su içerlerken artık, bizimki tutturmuş simit de simit, mısır da mısır… Babası çok kızmış, parmağını sallayıp “Bak oğlum” demiş, “Şunu sakın unutma. Evden aç çıkılmaz”.

Yusuf da gözlerini az ötede yemlenen güvercinlerden alamadan demiş ki “Ben evden aç çıkmadım ki, acıktım.”

Yol insanı acıktırır. İçini kıyar. Bir lokmayla bir yuduma hasret bırakır. Simitçiler, turşucular, kestaneciler, dondurmacılar insanın aklını alır. Kuş lokumları tependen yağar, terlemiş limonata bidonları gözlerini yaşartır, balık ekmek kokuları, Allah muhafaza, bir yerini şişirir, fındıklı çikolata salyalarını akıtır.

Sadece çocuklar değil, koca koca adamlar, bir şey mühendisleri, iki çocuklu kadınlar, otobüste ikram edilecek bir adet meyveli topkekin yolunu gözler, uçakta dağıtılan bir kap makarnayı, oooh diye diye şapır şupur ham yapar.

Hele uzun yol. En az iki öğün çeken bir hedef; Ankara’ya, Tekirdağ’a, Muğla’ya fark etmez, bir yerlere, anneye, memlekete, tatile uzanan kavrulmuş her asfalt, ılıdıktan sonra saklama kabına alınmış ıspanaklı gül börek, dondurma kutusunda zeytinyağlı dolma hatta yoğurt kabında domates soslu karışık kızartma ister. Ekmeği nasıl olsa yoldan alırız. Çorlu’da bir fırında dururuz. Ayranı da hallederiz. Yolumuza bir market, elbet bir benzin istasyonu çıkar.

Yolluk, hele, yol üstü tesislerinde durulduğunda, sadece çişe gidilebileceğini bilenler için hayatidir. Bir adet zeytinyağlı sarma, artık bir adet zeytinyağlı sarma değil, pirinç, kuşüzümü ve dolma baharatından yapılmış bir avuntudur.

Fakat önceden hazır olmalı insan. Yoğurt kapları biriktirmeli, dondurma kutusu saklamalı, alüminyum folyosunu, havlu kâğıdını eksik etmemelidir. Diyelim, aşure zamanı açık kuru incir aldı, onun altındaki turuncu köpüğü atmamalıdır, ona güzel sigaraböreği dizilir, zeytinyağlı sarma sıralanır.

İnsan yola çıkmadan önce mahallesindeki yufkacıya uğrayıp, süt kokulu bembeyaz çarşaflara benzeyen yufkalardan dört tane sardırmalı, o iş hallolurken “Nasılsınız Muzaffer Bey, işler nasıl?” demeli, eve gelince haşladığı patatesleri kavrulmuş soğan, tuz ve pulbiberle karıştırıp, patatesli gül börek sarmalıdır.

İnsan yola çıkmadan önce, Tokat yaprağını suda bekletmeli, bol soğan, pirinç, dolma baharatı, kuş üzümü, zeytinyağı ve tuzla hazırladığı içten minik minik paylaştırıp bir tencere zeytinyağlı yaprak sarmalıdır.

İnsan isterse kızartıp kayık tabağa aldığı maydanozlu köfteleri, kalın kalın dilimleyip kızarttığı patatesleri de ağzı kapaklı bir saklama kabına alıp yanına alabilir.

Patlıcanları halka halka doğrayıp kızarttıktan sonra rendelenmiş domatesi bir diş sarmısakla kaynatıp üzerlerine dökebilir, saklama kabına alıp soğumaya bırakabilir, o soğurken yolda okumak için kitap seçebilir. Soul Below, ‘Boşlukta Sallanan Adam’. Ya da ‘Arthur Gordon Pym’nin Öyküsü’, tamam bu, novellalar ne güzel, ne kısa ne uzun, tam yolluk.

Yola çıkın. Yanınıza börekler ve kitaplar alıp yola çıkın. Yanınızdakilere de ikram edin, “Buyurmaz mısınız?” deyin. Çünkü yol insanı acıktırır, Eminönü’nde yemlenen güvercinlere baktırır.