Boğaziçi Üniversitesi Soma Araştırma Grubu Raporu: GE-Lİ-YO-RUM DİYEN FACİA

Soma'da 432 çocuğu babasız bırakan bu katliamın nasıl da göz göre göre geldiğini, Boğaziçi Üniversitesi Soma Araştırma Grubu'nun 8 aylık, saha araştırmalarını da içeren araştırması tüm yönleriyle ortaya koyuyor.

Soma’da 301 işçinin hayatını kaybettiği katliamın hemen ardından Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencileri biraraya gelip “Boğaziçi Üniversitesi Soma Araştırma Grubu”nu oluşturup, 8 aylık, saha araştırmalarını da içeren bir araştırma sürecinin içine giriyorlar (link)*.

Araştırma sonuçlarını yayınladıkları bu rapor, Soma katliamının öncesine ve sonrasına dair aklımızda olan soruların cevaplarını taşıyor. Bu derin çalışmanın tek cümlede özeti şu: Bu işçi katliamının olacağını Soma’da herkes biliyor, devlet biliyor, işçiler biliyor, şirket biliyor. “Kaza” öncesinde tüm veriler katliamın çok yakın olduğunu gösteriyor. Zaten tam da bu yüzden raporun açılış makalesini yazan Doç. Dr. Nuri Ersoy makalesine “İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü” başlığını seçiyor. Raporu, katliamın sebeplerini, Türkiye’de çalışma rejimi ve koşullarını, devletin kalkınma politikalarını, Soma’da katliam öncesi ve sonrası yaşamı anlamak isteyen herkesin okuması şart, 221 sayfalık raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz (link).

Soma’da 432 çocuğu babasız bırakan bu katliamın nasıl da göz göre göre geldiğini işçilerin son günlerde madende ısı artışı anlatımlarından anlıyoruz:

“Uzun süredir başımız ağrıyor, yemek yiyemiyorduk, halsizdik, 10 litre su içiyordum. Isı içeride çok yükselmişti. Kömür bile el değmeyecek ısıda çıkıyordu. Zaman zaman yangın çıkıyordu; bunun nedeni karbonmonoksit artışıdır. Emniyetçilerin elinde ölçüm yaptığı gaz sensörlerinin sürekli sinyal verdiklerini duyardık. Söylediğimizde işimize bakmamız yanıtını alıyorduk. İşçi taşımak için kullanılan bantlar kömür taşımak için kullanılıyor, işçiler yürüyerek madene inip çıkıyordu. Maskemiz kaç yılda bir kez kontrol edildi. Son denetimde de müfettişler madenin sadece hazırlık yapılan bir bölümüne indi. Belli aralıklarla yangın çıkıyordu. Ama yangın sensoru yoktu. Sürekli ‘Mal mal! Bantlar boş’ sözleriyle daha çok çalışmamız için baskı yapılıyordu.” (sayfa 37)

Pek çok işçinin anlatımlarında dikkat çektiği bu işi artışı aslında maden içindeki çok daha önceden başlamış ve önlem alınmayan yangını işaret ediyor. Mahkemeye sunulan Bilirkişi Raporundan alınan aşağıda gördüğünüz tablo maden içinde sıcaklığın son iki ayda düzenli olarak 22 dereceden, 45 dereceye yükselişini gösteriyor. (s. 36)

Ne yazık ki bu madende yaşanan ilk yangın da değil, madenin yapısından ötürü daha önce de pek çok yangın yaşanıyor, facialardan kıl payı dönülüyor. İşin ilginç yanı aynı madeni Soma Holding’den önce işletmekte olan Park Holding, Türk Kömür İşletmeleri’ni (TKİ) bir yazı ile sürekli yangın riskine dair uyarıp, iş güvenliğini sağlayamacakları gerekçesi ile madeni terk ediyor (s. 34).

Peki katliamın yaşandığı madeni kim işletiyor? Madenin ruhsat sahibi bir devlet kurumu olan Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) A.Ş. Madenin sorumluluğu ise TKİ’ye bağlı olan Ege Linyitleri İşletmesi’ne (ELİ) ait. Madeni işleten ise Soma Holding’e bağlı özel bir şirket olan Soma Kömürleri A.Ş. Devlet şirketin çıkarttığı kömürün % 15’ini bedelsiz olarak alırken, geriye kalan kömüre ise sabit bir fiyattan alım garantisi veriyor, bu sisteme rödovans adı veriliyor (s 39-40).

Soma Holding’in kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Alp Gürkan katliamdan iki yıl önce çalışma sistemlerini şu şekilde özetliyor:

“TKİ rödovans karşılığı işleri özel sektöre devretme kararı aldı. O döneme kadar çoğunlukla zarar eden TKİ bu karar sonrasında kara geçti.” …..“ TKİ, Soma’da kömürü kendisi çıkarırken tonunu 130-140 dolara mal ediyordu. Biz ihaleye girip, tonunu TKİ’ye yüzde 15’lik rödovans payı dahil 23.80 dolara çıkarma taahhüdü verdik.”… “Gerek biz, gerekse diğer özel şirketler kâr etmesek bu işe girmezdik.”.... “Bizim mühendis ve işçilerimiz uzaydan gelmedi. Sadece işi iyi planlamak, özel sektörün çalışma tarzı devreye girdi o kadar.” (link -s.40)

Sanırım Türkiye’de yaşayan herkes “özel sektörün çalışma tarzının” ne demek olduğunu çok iyi bilir. Uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, taşeron sistemi, sendikaların yasak ya da patrondan yana olması, işçi sağlığı ve güvenliğinin hiç bir aşamada öncelik kabul edilmemesi, her an işini kaybetme riski...

Peki, Soma Holding bu “ekonomik başarıyı” nasıl sağlamış? Üretim baskısı ile. ELİ, şirketler üzerinde, şirketler ise işçiler üzerinde bir üretim baskısı kuruyorlar ve en sonunda Soma Holding 2017 Mart ayına kadar yapmayı taahüt ettiği üretimi Mayıs 2014 itibarı ile tamamlamış oluyor (s.44). İşçiler üzerindeki baskıyı düşünebiliyor musunuz? Devlet üretimde yaşanan bu akıl almaz artistan haberdar fakat hiç bir müdahalede bulunmuyor. Neden mi? Çünkü TKİ işçileri köleleştiren bu sistem ile dünyanın en çok kar eden şirketlerinden birisi haline gelmiş durumda. TKİ’nin kar oranları dünyanın en pahalı ve yaygın teknolojik ürünlerini üreten şirketlerden Apple İnç. ile yarışacak düzeye çıkıyor (s. 46).

Katliamın sebebi devleti ve özel sektörü maden sektöründe, madenci cenazesinde buluşturan bu akıl almaz kar hırsı!

Peki bu madenlerde bunca üretim olurken hiç mi denetim olmamış? Madende emniyet sınıfı mühendisi olarak çalışan Mehmet Utkan, madenlerde denetimin çok düşük olduğunu, madenlere giden Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin rüşvet aldığını iddia ediyor. Yaşananların ardından bu iddialara inanmamak gerçekten imkansız. Yasalara göre madenlerde denetim Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı-Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne (ETKB-MİGEM) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na (CSGB) bağlı denetçiler tarafından yapılıyor. MİGEM, maden ocaklarında işletme projelerini inceleyerek çalışma izni veren ve her yıl üretim raporlarını denetleyen kurum (s.48).

Bugün yargılanmakta olan ve hepsi bir şekilde Soma Holding çalışanı olan 8’i tutuklu 45 şüpheli mi Soma’da facianın tek sorumlusu? Mahkemeye sunulan Bilirkişi raporu sorumluları sadece şirket çalışanları ile sınırlı tutmuyor. Her ne kadar AKP hükümeti ve AKP medyası suçu tamamen Soma Holding’e yıkarak, siyasi iktidarın ve bürokratların sorumluluğunu örtmek istese de Bilirkişi Raporuna göre Maden İşleri Genel Müdürü’nden, MİGEM kontrol ve denetleme elemanlarına, CSGB iş müfettişlerine pek çok kamu görevlisi asli olarak kusurlu. Buna ek olarak, TKİ Genel Müdürlüğü yöneticileri de işletmeye karşı sorumluluklarından ötürü, katliamda kusurlular (p.49).

Soma davasının düğümlendiği nokta da burası. Bilirkişi raporunda belirtilen kamu görevlileri yargılanacak mı, yargılanmayacak mı? Davada madenci yakınlarının avukatlarından Ceren Uysal müfettişlerin yargılanmasına dair soruya şöyle cevap veriyor:

“iş müfettişleri ile ilgili izin başvurusu doğrudan Bakanın imzasını taşıyan 30 sayfalık bir raporla reddedildi. Ki, son derece trajik tespitler yapan, yani “bir trafik kazasında emniyetin sorumluluğuna gidemeyeceksek, burada da gidemeyiz” diyen tarzda bir rapordu (link).

Sorumluluğu olan kamu görevlilerinin yargılanmasına dair Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in açıklamaları ise utanç vesikası gibi:

“Savcı, Soma’daki soruşturma için bizden izin istedi. Vermedim, niye vermedim? Olayın faili olarak gösterilen Kasım Özer benim İş Sağlığı Ve Güvenliği Genel Müdürüm. İşçilerin güvenliği ile ilgili mevzuatı hazırlayan adamım, bu işle ne ilgisi olabilir? Bir de 2009 yılından itibaren teftiş yapan tüm müfettişlerin listesini istediler. Madene o tarihte ruhsat verildi diye, bu tarihe kadar hiç kaza olmamış, müfettişlerin ismini niye istiyorsun; tabii ki kabul etmedim. Olaya müdahil olmayan kişilerle ilgili istenilen izin bana ideolojik geldi.” (link).

Hayatımızda bir ideolojik izin eksikti, o da oldu. Aslında Faruk Çelik’in tavrı anlaşılır, zira bu izni verdiği taktirde biliyor ki, eninde sonunda bu soruşturma süreci kendisine de dokunacak. Geçen yazımda detaylı bir şekilde anlatmaya çalıştığım gibi, AKP hükümetinin son 13 yılda uyguladığı enerji ve kalkınma politikaları 15 bin insanımızın kaza adı verilen bu önlenebilir cinayetlerde yaşamını yitirmesine yol açtı (link). Soma’da yaşadığımız felaket de bu durdurulamayan işçi katliamlarından ayrı düşünülemez. Dolayısı ile sürmekte olan işçi cinayetlerinde AKP hükümetinin doğrudan sorumluluğu var.

Bu noktada şu soru daha da çok anlam kazanıyor. AKP neden kömüre, inşaata, hidroelektrik santrale vb. bu kadar muhtaç? AKP’nin son 13 yıllık ekonomi politikaları raporda “Türkiye’de Büyüme ve Kalkınma Sorunsalı Üzerine Bazı Gözlemler” başlıklı bölümde ele alınıyor. Yazarların sunduğu verilere göre, Türkiye ekonomisinin AKP dönemine ekonomik büyüme programlarında üç büyük alanın öne çıktığı görülüyor. Bunlar konut sektöründeki yatırımlar, büyük ölçekteki alt yapı yatırımları (3. Köprü, Üçüncü Havalimanı) ve enerji sektöründeki yatırımlar (s. 106). Halihazırda Türkiye’nin sanayi yapısı ve ekonomisi verili alındığında, bu koşullarda büyüyen Türkiye, dış ticaret açığı veren Türkiye anlamına geliyor (s. 107). Hem doğa tahribatı ile hem de ölümlü kazalarla gündeme gelen enerji sektöründeki yatırımlara, hidroelektrik ve kömür santrallerine yapılan (ve son nükleer santrallerle) yatırımlarla bu ticaret açığı kapatılmaya çalışılıyor (s. 107). AKP bu siyasetle bir yandan yandaşlarını daha da zengin ederken, bir yandan da ticaret açığını, enerjide bağımlılık sorununu çözümlemeye çalışıyor. Bu kalkınma algısı içinde ekolojik endişeler ya da işçi cinayetleri küçük detaylar olarak kalıyor. Bu bölümde Türkiye’de büyümenin-bu hali ile- sürdürülebilir olmadığı ve işsizlik sorununa kalıcı bir çözüm gertirilmediği açıkça gösteriliyor (s.119).

AKP’nin kömürle kurduğu bir başka ilişki ise sosyal hak kavramı üzerinden değil de, yardım kabul eden yurttaşları borçlu çıkartacak şekilde yapılan sosyal yardımlar. Aşağıdaki tabloya göre 2 milyondan fazla aile, bu koşullarda çıkartılan kömürlerden sosyal yardım paketleri olarak yararlanıyor (s.144). Dolayısı ile kömür sadece enerji sektöründe değil, toplumun yoksul kesimleri ile AKP’nin iletişiminde de önemli bir rol oynuyor.

Soma madenlerinde taşeron çalışma kağıt üzerinde yasak olmasına rağmen, işçiler tarafından “Taşören” olarak adlandırılan ve dayıbaşları tarafından yürütülen bir taşeron sistemi üzerine kurulu. Raporun farklı bölümlerinde bu sistem detaylı şekilde anlatılıyor (s. 64). İşçiler deneyimlerine göre 1200 ile 2000 TL arasında ücretlere çalışırken, taşeron sistemi yürüten dayıbaşları ayda 9000 liraya kadar maaş alabiliyorlar. İşçiler için bir yemek düzeni, saati vb. yök. Evden gelen yiyecekler işin durumuna göre bir köşede yeniliyor. Sendikanın ise şirket ve dayıbaşları ile mafyatik bir ilişki içinde olduğu söyleniyor. Genç mühendislerin başlangıç ücreti 1800-2000 lira civarında. Yine elimizdeki rapora göre Türkiye’de bir maden işçisi haftada ortalama 52.7 saat çalışıyor, dünyanın en uzun çalışma saatlerinden (s.136). Bitmedi, üretilen kömür birimi başına ölümlü kazalarda Türkiye, Çin’den sonra dünya ikincisi (s.143).

Peki ama hangi koşullar binlerce insanı her gün ölümle yüzyüze köle gibi madenlerde çalışmaya itiyor. Bunun tarihçesi çok da uzak değil. Boğaziçi Üniversitesi Soma Dayanışması grubu tarafından Soma ve köylerinde 60’i maden işçisi, 100 kişi ile yapılan görüşmelerden oluşan saha çalışma raporu bu sorulara derli toplu bir cevap vermeye çalışıyor (link -s. 78). Soma, 2002 yılı öncesinde ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı bir bölge. Madenin temel insan kaynağını oluşturan Soma, Savaştepe ve Kınık ilçelerinin temel üretimi ise tütün. IMF ve Dünya Bankasının baskıları ile Ecevit hükümeti tarafından (o çok övülen Kemal Derviş döneminde) 2002 yılında çıkartılan Tütün Yasası ile tütün üretimi için kotalar ve büyük engellemeler getiriliyor, TEKEL’in destekleme tütün alımları sona eriyor (link, link2 ). Artık tütün üretimi ve tarımdan para kazanamayan köylüler yavaş yavaş madenci olmaya başlıyorlar. Raporun 79. sayfada ömrü yarım sayfaya sığdırılan köylü Mehmet, önce madenci Mehmet’e dönüşüyor, o sırada kredi borçları ile borçlu madenci Mehmet olarak yaşarken, madende diğer 300 işçi ile can veriyor… Mehmet’in ömrü bitiyor… Borç bitmiyor. İşçilerin çoğunluğu bu şekilde köylerden madenlere inmek zorunda olan işçilerken, bir kısmı da çevre şehirlerden gelen babadan madenci aileleri. Katliamda yitirdiğimiz 301 işçinin yaş ortalaması 25-35. Büyük kısmı evli ve birden fazla küçük çocukları var. Neredeyse tümü, kredi batağında, düğün kredisi, ev kredisi, ihtiyaç kredisi… Tüm bu kredi borçları, tüm kötü şartlarına rağmen işçileri madene bağlayan en önemli unsur. İşçiler bankalara olan kredi borçlarından ötürü tabutları olacak madenlere bağlılar (s.81, 90).

Yıllardır Türkiye’yi yöneten, işçi ölümleri konusunda son derece duyarsız AKP’nin Soma Holding ile farklı bir ilişki kurduğunu da yine raporda yayınlanan görüşmelerden öğreniyoruz. İşçiler zorla AKP mitinglerine taşınıyor.

“Her seçim öncesi, 12.000 – 13.000 işçi istekleri dışında miting alanlarına götürülüyor. Gelmezlerse yevmiyelerinden kesileceği söyleniyor. Ayrıca işten atmakla ya da parti seçilmezse işverenleri ihaleleri alamayacağı için işsiz kalmakla da korkutuyorlar.” (s.84)

Katliamda yaşamını yitiren bir madencinin eşi Ayşegül madencilerin AKP mitinglerine taşınmasını şöyle anlatıyor**:

“Bizim eşlerimiz para karşılığı nasıl köleler toplanır alkışlattırılır, hani öyle bir günlüğüne 30 lira paraya değişildi. Bizim adamlarımız otobüslere doldurulup miting alanlarına götürüldü, bir gömlek karşılığında. Paranı verdim ya, sen benim istediğim yere gideceksin! Bizim kocalarımız köleydi, madenci kölesi! Milletvekili gelmiş bekliyor eşlerimiz. Gündüz vardiyası da bekletildi, akşam vardiyası da. Milletvekili alkışlattırıldı. Dedim ki; ‘Neden bekledin, çıkıp gideydin, neden bekledin?’. Eşim, ‘Ne dediler biliyor musun?’ dedi. Bu benim yüreğimi yakıyor şu anda. Bana dedi ki, ‘Eğer giderseniz muhasebeden hesabınızı kesin öyle gidin’ (s. 96).

Sizlere bu yazıda yararlanarak tanıtmaya çalıştığım raporu hazırlayan Boğaziçi Üniversitesi’nden gönüllü öğretim üyeleri ve öğrencilere ne kadar teşekkür etsek azdır. Bu rapor ile sadece tarihe önemli bir belge, katliam suçunu gelecekte aydınlatacak bir delil bırakmıyorlar, aynı zamanda bir öğretim üyesinin, üniversite öğrencisinin toplumla kurması gereken ilişkiye dair de güzel bir örnek sunuyorlar, sağolsunlar, varolsunlar. Rapor sadece tespitlerde bulunmuyor, üretim sistemine dair temel önerilerde de bulunuyor (s 16-27). Soma davası 15 Haziran’da yeniden başlıyor. Soma, Türkiye’nin aynası. Şu anda yargıdan kaçırılan, oysa küçücük bir çocuğun dahi sorumluluğunu rahatça anlayabileceği, görevini ihmal eden kamu görevlilerinin yargılanması ve şirkette görev yapan suçlularla en ağır cezalara çarptırılması temel dileğimiz. Bunca ölüm üzerine yapıştıkları koltuklarını bırak(a)mayan, istifa etme erdemini gösteremeyen Enerji ve Çalışma Bakanlarını tarihin nasıl bir utançla hatırlayacağını ise hepimiz çok iyi biliyoruz.

Yazımı bir davetle bitirmek istiyorum. 16 Mayısta DİSK, KESK, TMMOB ve TTB Soma’da, katliamın 1. Yıl dönümünde büyük bir dayanışma ve protesto mitingi düzenliyorlar. Özellikle Ege’de yaşayan tüm yurttaşların katılması çok önemli. Afişi aşağıda ilginize sunuyorum.

*Bu raporun hazırlanmasında görev almış Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Ali Kerem Saysel hocamız Boston’da, Bostonbul Gezi forumunun davetlisi olarak MİT’de Soma’ya dair bir sunum yaptı. Sunum sonrasında raporu bizlerle de paylaştı. Bu vesile ile kendisine tekrar çok teşekkür ediyorum.

**Bu yazıda değinemediğim raporun “Kadınların Durumu” başlıklı kısmı kalanların yaşadıklarını anlayabilmemiz açısından çok önemli (s. 93)