Gezi'nin adalet çığlığı, TİHV ve AKP

TİHV kurulduğu 1990 yılından bu yana 15 binin üzerinde işkence mağduruna destek vermiş, tek varlık sebebi işkence mağdurlarının tedavi ve rehabilitasyonunu sağlamak. Ve şimdi Gezi nedeniyle cezalandırılmaya çalışılıyor.

Bu ülke adalete aç, sağcısı, solcusu, futbolcusu, hepimiz, her an adalete açız. Bu ülkede adaletin kendisi değil, gölgesi dahi yok. Soma’da 301 işçiyi katledenler ellerini kollarını sallayarak aramızda geziyor. Utanıp istifa eden yok. Roboski’de on yedisi çocuk, otuz dört köylüyü katletme emrini veren katil paşalar, siyasetçiler yargılanmadılar dahi (katliamı protesto eden gazeteci Özgür Amed hapiste). Kadın cinayetlerinde tecavüzcüye, katile ceza indirimleri uygulanır, katiller serbest bırakılırken, tecavüzcüsünü öldüren kadınlara (Nevin Yıldırım) müebbet hapis cezaları yağdırılıyor. Hizbullahçı katiller, Zirve yayınevi katilleri, Madımak’ın zaman aşımı katilleri, binlerce faili meçhul cinayetin katilleri özgürler. Bitti mi? Biter mi? Berkin Elvan 14 yasında vurulalı 2 sene oluyor, henüz katıllerinin adını dahi bilmiyoruz! Bitmiyor, adaletsizlik krizi bitmiyor… Bu kriz geçtiğimiz gün yaşadığımız ve üç insanımızı yitirmemizle sonuçlanıp tüm ülkeyi acıya boğan başka beklenmedik, şok edici krizleri de doğuruyor. Adaletsizlik krizinin en yakıcı ve derin olduğu alanlardan birisi Gezi’de yitirdiğimiz güzel çocukların davaları. AKP-devlet bu davalara özel bir kinle yaklaşıyor.

“Beni çok dövdüler”. Bu acı sözler GEZİ isyanı sırasında ilk yitirdiğimiz genç olan Mehmet Ayvalıtaş’ın (19) babası Ali Ayvalıtaş’a ait. Ali Bey sadece acılı bir baba değil. Mehmet’in annesi Fadime hanım da oğlunun açısına daha fazla dayanamayıp 13 Aralık 2013’de kalp krizi geçirerek yaşamını yitiriyor. Ali Ayvalıtaş eşini ve oğlunu bir anda kaybediyor ancak öyle görünüyor ki bu acılar devlet için yeterli değil. Geçtiğimiz hafta, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki Ayvalıtaş davasının altıncı duruşması vardı. Ali Ayvalıtaş ve akrabaları mahkeme salonuna girmeye çalışırken adliye içinde, desteğe gelenler ise adliye dışında güvenlik güçlerinin saldırısına uğradılar. Eşi ve oğlunu kaybettikten sonra kalp ameliyatı geçirmek zorunda kalan Ali Bey, mahkemede bayılana kadar darp edildi. Yüreği yetecek olan varsa, bizim kuşağın babası yaşında olan Ali Bey’in hastaneye kaldırılırken “beni çok dövdüler” dediği, ağladığı videoyu buradan izlesin (link).

Ayvalıtaş davanın iki sanığı tutuksuz yargılanıyor, iki senedir onlar da aramızda, tıpkı Berkin’in, tıpkı Ahmet Atakan’ın, tıpkı Abdullah Cömert’in, tıpkı Medeni Yıldırım’ın katilleri gibi ellerini kollarını sallayarak aramızda geziyorlar. 1 Nisan günü görülen Abdullah Cömert davasında yaşananlar da aynı şekilde utanç verici. Aile her davada Hatay’dan Balıkesir’e gelmek zorunda bırakılır, Abdocan’ın abileri gözaltılarla, tehditlerle korkutulmaya çalışılırken, tutuksuz yargılanan zanlı polis Ahmet Kuş, Mersin’den mahkemeye kamera ile bağlanıyor, salona dahi getirilmiyor.

AKP’nin GEZİ’yi cezalandırması sadece ailelere mahkeme kapılarında çektirdiği çile ve katilleri koruması ile sınırlı değil. Bir türlü doyuramadıkları bir kinle, kinle gizlemeye çalıştıkları korkularıyla, GEZİ’ye destek olduklarını düşündükleri tüm kurumlara saldırıyorlar. Hatırlayalım, GEZİ isyanının hemen ardından 10 Temmuz 2013’de AKP meclise getirdiği Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği düzenlemesi ile TMMOB’un yetki ve gelirlerinin tırpanlayan değişikliği bir gece vakti meclisten geçiriverdi.

Mühendis ve mimarlar cezalandırıldı. Türk Tabipler Birliği’nin kayıtlarına göre Gezi Parkı eylemleri sırasında tüm Türkiye’de en az 8163 kişi yaralandı; yüz binlerce insan gazdan, polis şiddetinden etkilendi. Bu yaralılara gönüllü sağlık hizmeti veren hekimlere ve hekimlerin bağımsız kurumu olan Türk Tabipler Birliği’ne “izinsiz ve kontrolsüz olarak revir açarak göstericilere sağlık yardımı yaptıkları” gerekçesiyle dava açıldı. Bu dava cezasız sonuçlansa da, 2014 Ocak ayında yapılan ani bir yasal değişiklikle hekimlerin bu tür toplumsal olaylarda gönüllü hizmet vermesi, yaralılara müdahale etmesi suç haline getirildi. TMMOB ve TTB’nin ardından devletin diğer bir hedefi Türkiye İnsan Hakları Vakfı oldu.

TİHV kurulduğu 1990 yılından bu yana 15 binin üzerinde işkence mağduruna destek vermiş, tek varlık sebebi işkence mağdurlarının tedavi ve rehabilitasyonunu sağlamak olan bir kurum. Vakıf GEZİ günlerinde işkence gören yüzlerce insana destek olmaya çalışırken, bir anda 18-21 Haziran 2013 tarihleri arasında Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) denetim baskınına maruz kalıyor. Vakıfta yarı zamanlı çalışan bir TİHV çalışanına dair tüm belgeler sunulmuş olmasına ve dahası ilgili denetçinin kendi inceleme tutanağında da çalışanın yarı zamanlı koşullarının kayıt altına alınmış olmasına rağmen; SGK’nın bu yarı zamanlı çalışmayı, tam zamanlı çalışmayı gizleme gibi görmedeki ısrarı sonucu vakfa 130 bin TL ceza kesilmiş durumda. Türkiye’nin gözbebeği kurumlarından TİHV bu kararı reddettiğini geçtiğimiz gün düzenlediği bir basın açıklaması ile kamuoyuna duyurdu.
TİHV’in gerekçesi ise son derece yalın ve anlamlı. Vakıf bu para cezasının kurumu faaliyetlerinden ötürü cezalandırma amacı ile kesildiğinin bilincinde. Ayrıca vakfın kendi kayıtlarına göre sadece 2014 yılında 997 işkence mağdurunun tedavi ve rehabilitasyonu için toplam 618 bin TL sağlık harcaması yapılmış durumda. Devletin kestiği 130 bin liralık para cezası yaklaşık 200 insanın bu biricik ve ücretsiz hizmetten mahrum kalması anlamına geliyor. Konuyla ilgili görüştüğüm TİHV Genel Sekreteri Dr. Metin Bakkalci kamuoyuna bu haksız cezayı anlatmak için bir kampanya başlattıklarını ve bu cezayı ödemeyi kesinlikle reddettiklerini söyledi. TİHV bir yandan Türkiye’de bir kampanya yürütürken, bir yandan da başta Birleşmiş Milletler ve Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu İşkenceyi Önleme Komiteleri ile uluslararası kurumlarla, hem de TİHV’in de üyesi olduğu İşkence Mağdurları için Uluslararası Rehabilitasyon Merkezi (İRCT) gibi kurumlarla görüşerek Türkiye’de süren bu baskıları teşhir ediyor ve destek arıyor. Bugüne kadar binlerce işkence mağdurunun hem fiziksel, hem ruhsal yaralarına ilaç olmuş TİHV bugün bizim dayanışmamızı bekliyor. (Yaygınlaştırmanız ricası ile kampanya görsellerini yazımın sonuna ekliyorum.)

TİHV son örnek mi? Tabii ki hayır. Gezi direnişi günlerinde örgüt kurmak suçlaması ile yargılanan Taksim Dayanışması’nın davası da halen sürüyor. Önümüzdeki duruşma14 Nisan 2015 tarihinde görülecek. Peki ama AKP neden hala GEZİ’yi unutamıyor?

Neden Erdoğan, GEZİ'de polis tarafından katledilmiş 14 yasında bir çocuğun ardından annesini-babasını meydanlarda yuhalatacak kadar çirkinleşiyor? Sebep, içinde yaşadığımız gündem fırtınası içinde ara ara aklımızdan çıkıyor ancak ısrarla, inatla hatırlamakta yarar var. Bundan sadece iki sene evvel bu ülkede kadınlar ve gençler büyük bir cesaret gösterip, ölümü göze alarak, hatta ölerek, yaralanarak bugün AKP devletinde temsil edilen bu korkunç otoriterizmi titrettiler! Tayyip Erdoğan ve partisinin o gün bozulan “büyüsü” bir daha düzelemedi, o gün oluşan çatlaklar derinleşerek büyüyor, daha da büyüyecek. Bu hareketin adı GEZİ idi. Milyonlarca insan sokaklara çıkarak katıldı. AKP tarihinde ilk defa yenildi. Gezi Parkı bugün hala yerinde sapasağlam duruyor ve Erdoğan dahil hiç kimse bir taşına, bir kuşuna dahi dokunmaya cesaret edemez! İşte bugün GEZİ ailelerine, GEZİ’yi destekleyen kurumlara saldırıları GEZİ’de yaşadıkları yenilginin travmasını unutamamalarından kaynaklanıyor. O yenilginin sonuçlarını çok iyi bilmelerinden kaynaklanıyor. AKP’nin GEZİ yarası daha da büyüyecek, buna hiç kuşku yok ancak bugün topluma düşen AKP’nin giderayak saldırdığı GEZİ ailelerine ve kurumlarına her şekilde destek olmak ve seçimler yaklaştıkça, özellikle HDP’nin Meclis dışında kalması amacı ile artacak olan provokasyonlara karşı gözümüzün açık olması… AKP’li MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın, Ahmet Davutoğlu’na söylediği şu sözlerini asla unutmayalım:

“Gerekirse Suriye'ye dört adam gönderir, Türkiye'ye 8 füze attırır, savaş gerekçesi üretirim. Süleyman Şah Türbesi'ne de saldırtırız.” (link)

DİPNOT: Mehmet Ayvalıtaş duruşması 24 haziran saat 9:30'a ertelendi.

Abdullah Cömert Davası 12 Haziran'a ertelendi. Taksim Dayanışma davası 14 Nisan 2015’de.