Kadınlar anlatıyor... #sendeanlat

Özgecan'ın vahşice öldürülmesinden sonra sosyal medyada #sendeanlat etiketiyle kadınlar kendi başlarına gelen veya tanık oldukları tacizi ve şiddeti paylaşmaya başladı. Ben de bu haftaki köşemi kadın arkadaşlarıma bırakıyorum...

Bu hafta köşemi kadın arkadaşlarıma bırakıyorum. (EA).

Derya (mimar)

..."her genç kız aynı erkekler gibi hormonların da etkisiyle ergenlikte birşeyler yaşamak ister. insanın büyümesinin, evrilmesinin, kendini bedenini keşfetmesinin bir parçasıdır ergenlik. zevk almanın ne demek olduğunu, cinselliğin ne olduğu en az erkek kadar merak eder. fakat bir genç kız nasıl hissetmesi gerektiğinden hiç emin olamaz. cinselliğini nasıl yaşayacağını, neyin iyi neyin kötü, neyin yanlış neyin doğru olduğunu bilmez. çünkü cinsellik ayıptır, günahtır, gizlidir, mahremdir. etrafında onca 'eğitimli' kadın olsa bile, annesi, ablası, teyzesi vb yine de karanlıktadır genç kız. işte bu yüzden en olmadık yerde, en olmadık kişiyle, mesela Boğaziçi’li çok ‘zeki’ ama kendisinden 16 yaş büyük, ÖSS için özel ders aldığıfizik hocasıyla ilk deneyimini yaşar. 18 yasında bile değildir, hala çocuktur. yıllar sonra bunun tecavüz olduğunu anlar, ve kendini suçlamaktan, utanmaktan vazgeçer. çocukların tacizden korunması için yasalar mağdur çocuğun niyetine bakmaksızın onu yargılamalıdır. ceza verilirken iyi halden cezanın kısalması imkansız kılınmalıdır."

Seda (Mühendis)

Bunu hayatımda ilk defa paylaşıyorum, ne ailem, ne bir arkadaşım, benden başka hiç kimse bilmiyor. 6 yasındaydım, parkta oynarken tanımadığım bir adamın tacizine uğradığımda. Bizimle birlikte oynuyormuş gibi davranmıştı. Ellerini dokunmaması gereken yerlere götürdüğünde ne yaptığını bile anlayamadım yine de utandım ve kimselere söyleyemedim. Çocukluğumla ilgili pek çok şeyi unutmuş olabilirim ama ne o adamın yüzünü ne de yüzündeki o iğrenç ifadeyi asla unutamadım. Özgecan’dan sonra yeniden daha sık hatırlamaya başladım bu olayı. Acaba başka kaç küçük kıza dokundu o eller! Şimdi düşünmeden edemiyorum çok küçüktüm ama, o gün birisine söyleyebilsem, şikayet etmiş olsam belki başkalarına dokunacak cesareti kalmazdı.

Meral (Tiyatro Oyuncusu)

Gece yada gündüz fark etmez, bir ulaşım aracına bindiğimde ve yalnız olduğunda garip bir tedirginlik alıyor bazen içimi... O soruya ne cevap versem içim içimi yiyiyor... ‘‘Ne iş yapıyorsunuz abla?’’ sorusuna verilen ‘‘oyuncuyum ben’’ cevabını duyanların hepsi önce senli benli hitap etmeye başlıyor nedense, konuşmayı kısa kesmeye çalışsan da yüzlerinde gevşek bir gülümseme ile aynadan sana bakıyor ve gözgöze gelmeye çalışıyorlar. Kazara gözgöze geldin mi yandın! Aslında hiç alakası olmamasına rağmen ‘‘haa seni şuradan hatırladım ben’’ diyerek kendince ‘‘iltifatlar’’ sıralamaya başlıyor. Oyuncusun ya seninle istediği kadar flört edebilir çünkü! Bir keresinde dayanamadım ‘‘önüne baksana kardeşim’’ dedim. ‘‘Ne geriyorsun ortamı’’ dedi yüzsüzce. Bağırmaya başlayınca da durdurdu arabayı yolun ortasında indirdi beni!

Funda Ekin (Avukat)

“… özgecan cinayeti tüm gözleri bir kez daha kadınlara ve şiddete çevirdi. bu ilk kez olmuyor. Pippa Bacca, Münevver, Güldünya..hep popüler kadın cinayeti davaları..bugünler geçiyor, hep unutuyorsunuz! bu ülkede hergün en az 3 kadın öldürülüyor. hepsini belki özgecan kadar masum bulmuyorsunuz. o kadar popüler olamıyor ve sahiplenilmiyorlar. öldürenler, taciz, tecavüz eden, şiddetin türlüsünü uygulayanlar hep erkekler… ama yok cinayetleri üstlenmiyorsunuz. hep haklı bir sebebiniz var, ya da siz başkasınız!. yasalarıyla kadınları korumayan mahkemeler, imzaladığı sözleşmeleri uygulamayan hükümet, cezalarda indirim yaparak cezaları kuşa çeviren hakimler, koruma tedbir kararlarını almayan, uygulamayan savcılar, karakollar… hepiniz bu suça ortaksınız. o yüzden taziye dileklerinizi, katillere küfrü, öfkeyi, akıl vermelerinizi, minibüsten en son inmelerinizi bir yana bırakın. önce kendinize bakın. kadına yönelik şiddet “hasta erkeklerin” işi değil. erkeklerin işi. siz de o şiddetin içindesiniz. çözüm olarak elektronik kelepçe, hadim, hatta idam tartıştınız. hiçbiri çözmez, çözmemişte başka ülkelerde. bir tek konuşmadığınız kendi sorumluluğunuz! yapılması gerekeni uzakta aramayın. erkekliğinizi sorgulayın, yasaları uygulayın , cezaları indirimle kuşa çevirmeyin, kadınları 2. sınıf vatandaş yapan söylemlerinizi bir kenara bırakın, kadın örgütlenmelerinin, feminist örgütlerin deneyimine ve sözüne kıymet verin

Seda (Banka çalışanı)

Türkiye’de kadın olmak her zaman zinde olmak demek! O gün geçilecek semtlerdeki profili düşünüp anında kıyafet ayarlaması yapabilecek çeviklikte, evin ‘erkeğine’ en makul açıklamaları yapabilecek beceride, soğanlar kavrulurken lavaboyu ovabilecek pratiklikte olmak demek. Uzun yılların emeğiyle hanım hanımcık olmanın ödülünü beklerken, özgüven patlaması yaşayan erkek iş arkadaşları tarafından geçilip gitmek; çünkü yeterince ‘girişken’ olmamak demek.. Bir gün fazla ‘duygusal’ olmakla suçlayan sevgilinin/esin, ertesi gün ‘duygularına yenik düşüp’ gösterdiği şiddete maruz kalmak demek. Şanslıysan ilk tacizle orta okulda tanışmak demek.. Babana bakıp, annenle yoldaş olmak demek.. Tüm dünyaya yetecek kadar domates çorbası pişirmeyi düşlerken, bu hayatın açısına dayanamayıp erkenden göçüp gitmek demek.. #türkiyedekadinolmak #sendeanlat

Cangul Örnek (Akademisyen)

Tacizin ya da kadının aşağılanmasının üniversitelerde ne kadar yaygın olduğu üzerine çok şey söylenebilir. Dışarıdan derse gittiğim bir üniversitede arabamla kapıdan geçerken beni durduran özel güvenlik görevlisinin soru sorarken yüzüme değil bacaklarıma bakmayı bir kez eş geçmemesi mesela; tacizin olağanlaşmış hali. Unvanınız fark etmez. Taciz ünvan falan bilmez zaten. Ama dahası da var. Örneğin; birçok üniversitede erkek akademisyenler arasında geliştirilen sosyalliğin ne kadar birbirini kollamaya dönüştüğüne tanık olmak. Bu sohbetlerde konuşulan sosyal ya da siyasi konulara dair yorum yaptığında “sen ne bilirsin küçük hanım, burada ciddi meseleler konuşuluyor” ifadesiyle karşılaşmak. Özellikle kıdemli bir erkek hoca ile çalıştığınızda ve bu kişi egosu yüksek biriyse, onun size sekreter muamelesi yapmasına karşı geliştirmek zorunda kaldığınız yöntemler. Bir kadın hocanın hamile olduğunu duyurduğunda “işleri bize kalacak” diye geçiren erkeklerin olumsuz bakışları, hatta olumsuz kanaatlerini başkalarıyla konuştuklarında dile getirdiklerini duymak. Kadın olmanın her gün ve her an bir var olma, saygı görme mücadelesine dönüşmediği akademik kurum çok azdır. Özellikle yaşınız gençse bilginizin ya da yetkinliğinizin cinsel kimliğinizin gölgesinde kaldığı gerçeğiyle her gün yüzleşmek, her gün buna karşı mücadele etmektir kadın bir akademisyen olarak var olmak.

Eylül (Üniversite öğrencisi)

Yolda gece gündüz farketmeden sürekli tetikte olmak, bir adam sana biraz fazla baksa acaba peşime mi takılacak diye korkmak ve telefonla konuşuyormuş gibi yapıp oradan hızla uzaklaşmak. Yolda yürürken özellikle geceleri çevrene kötü bakışlar atmak. Ne kadar aksi biri olduğunu düşünüp bulaşmasınlar diye. Arkadaşlarınla bir yerdesin saat ilerledikçe huzursuzlanmak. Nasıl döneceğim şimdi ben düşüncesiyle iç sesinin seni erken kalkmaya zorlaması. Hadi diyelim kalkamadın taksiye bindin, bu sefer de sürekli kuşku hali... İçinden, ya bu şoför beni kaçırırsa diye düşünmek bu yüzden telefonunda en yakın arkadaşının numarası açık beklemek. Tabi bu kuşkuları, psikolojik şiddeti yaşarken evde diğer bir kadının, annenin de o korkularla seni evde beklediğine, uyuyamadığına şahit olmak. #sendeanlat

Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği Kadın Komisyonu

“Kadın cinayetleri gündelik hayatta sıkça karşılaşılan tacizlerden, kadınların maruz kaldığı diğer psikolojik, ekonomik, cinsel ve fiziksel şiddetten; ayrımcı pratiklerden uzak ya da bağımsız değildir. Bu nedenle de şiddeti uygulayan erkeklerin gözü dönmüş caniler, hasta ve sapıklar, cinnet geçirenler, yani 'öteki' erkekler olduğunu söylemek, ülkemizde kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin vardığı boyutu sadece azımsamaya ve yaşananları münferitleştirmeye hizmet etmekle kalmaz, faili yine erkekler olan diğer şiddet biçimlerini de görünmez kılar ve normalleştirir.”

Aylin Tekiner (Sanatçı)

Her gün en az bir kadının öldürüldüğü Türkiye’nin ağır gündemine tıpkı Münevver Karabulut cinayetinde olduğu gibi Özgecan’ın katledilişi de manşetten girmeyi başardı ve yine bu cinayetteki şiddeti birincilleştirip hergün öldürülmeye devam eden kadınların gördüğü zulümde yeterince haber niteliği bulamadık. Berkin’de ekmeği kendimize siper etmişken Özgecan’ı da evine giden üniversite öğrencisi olarak kodlayıp haklılığımızı, ataerkilliğimizden gelme moral değerlerle besledik. Yani ‘masumiyet’i tam da egemenin eylediği gibi orduk. Elbette Özgecan cinayetindeki vahşet kamuoyunda büyük bir infial yarattı, yaratmalıydı da, ancak yine kolaya kaçan, atadan görme bir zihniyetle şiddeti şiddetle çözme pratiğini benimsedik. Meydanlardan hadimlaştırma ve idam talepleri yükselmekle kalmadı bu talep siyasi aktörlerce de kolayca dillendirildi. Eğitim, hukuk ve demokrasi talepleriyse kalabalıklarda yine de direnişteydi."