Peki ama nereden çıktı bu Syriza?

1991'de kurulan Synaspismos'un mirasçısı olan Syriza'yı her daim parçası olduğu 90'lar ve 2000'lerin toplumsal hareketlerinden bağımsız değerlendirmek hata olur.

Syriza’nın Yunanistan’da elde ettiği başarı tüm dünyada bolca konuşuluyor. Ne yazık ki yapılan değerlendirmelerin çoğu tarihsel bağlamından kopuk ve Syriza’yı sadece Yunanistan’da yaşanan ekonomik kriz içinde değerlendiriyor. Oysa 1991’de kurulan Synaspismos’un mirasçısı olan Syriza her daim parçası olduğu 90’lar ve 2000’lerin toplumsal hareketlerinden bağımsız değerlendirilemez. 1990’li yılların başında soğuk savaş sona ermiş, kapitalizm “mutlak” zaferini ilan etmişti. Artık rakipsiz hisseden sistem ele geçirdiği yeni pazarlar ve yürürlüğe koyduğu yapısal reformlarla çalışanların ellerindeki tüm hakları tek tek geri almaya başladı.

Derken 1 Ocak 1994’de, maskelerinin ardında dünyanın tüm ezilenlerinin yüzlerini sakladıklarını söyleyen genç adamlar ve kadınlar, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin sürdüğünü tüm dünyaya duyurdular. Meksika’yı ABD ve Kanada’ya daha da bağımlı hale getiren, “Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA)”nin yürürlüğe girdiği gün Chiapas eyaletinde, yerli halklardan oluşan Zapatistalar bu antlaşmayı ve temsil ettiği neoliberalizmi protesto etmek için 5 şehri işgal ettiler. Liderleri Marcos, silahıyla değil şiirleriyle konuşuyor, tüm dünyayı bu küresel ayaklanmaya davet ediyordu. Davete ilk katılım Amerika’dan oldu, 1999 yılında Seattle’da Dünya Ticaret Örgütü zirvesi on binlerce insanın katıldığı büyük bir yürüyüşle protesto edildi. Dünya ekonomisini yöneten siyasetçiler ve bürokratlar, Seattle protestolarının ardından nerede buluşmaya çalışsalar milyonlarca insanın protestosu ile karşılaştılar. Diller farklı, dertler aynı, slogan ise tekti: Başka Bir Dünya Mümkün!

Aynı yıl Venezuella’da kendisini Bolivarcı devrimci olarak tanımlayan Hugo Chavez seçimle iktidara geldi. Chavez yaşamını kaybettiği 2013’e kadar girdiği tüm seçimleri açık ara kazanarak sadece kendi ülkesinin değil, Güney Amerika’nın da kaderini değiştiriyordu. Yıllardır ABD’nin arka bahçesi olarak bilinen, pek çok askeri diktatörlük görmüş kıtada toplumsal hareketler üzerinden yükselen sol iktidara geliyordu, Latin Amerika, Ekvator’dan Bolivya’ya, Brezilya’dan Uruguay’a 2000’li yılları toplumcu politikalarla geçirdi. 2001 yılında Brezilya’nın Porto Alegre kentinde ilk “Dünya Sosyal Forumu” toplandı. Dünyanın dört bir yanından gelen kapitalizm karşıtı akademisyenler, siyasetçiler ve sendikacılar alternatif ekonomik, sosyal ve ekolojik modelleri tartışmaya başladılar.

Bu esnada Avrupa kıtası da hareketleniyordu. Temmuz 2001’de İtalya’nın Cenova kentinde düzenlenen G8 toplantısı protestolarına iki yüz bin kişi katıldı, yüzlerce protestocu Avrupa’nın göbeğinde işkence gördü. 23 yasındaki Carlo Guiliani aynen Ethem Sarısülük gibi sokak ortasında başından vurularak katledildi. Cenova eylemlerini, Avrupa Sosyal Forumları ve savaş karşıtı eylemler dalgası takip etti. İlk Avrupa Sosyal forumu, 2002 yılında Floransa’da yapıldı. Bir milyonun üzerinde insan “Savaşa, Irkçılığa ve Neo-Liberalizme Hayır” sloganı ile yürüdü. Yüz binlerin katıldığı forumlar Paris (2003), Londra (2004), Atina (2006), Malmö (2008) ve İstanbul (2010) ayakları ile devam etti. 20 Mart 2003’de başlayan Irak’ın işgaline karşı yürütülen ve milyonların katıldığı savaş karşıtı protestolar da bu büyük toplumsal hareket(ler)in bir parçası idi.

2006 yılı Mayıs ayında Atina’da yapılan Avrupa Sosyal Forumu’na, Türkiye’den farklı siyasi parti ve gruplardan en az bin kadar sosyalist, ekolojist, feminist katıldı(k). Ben o dönem ODTÜ’de öğrenciydim. Avrupa’nın dört bir yanından gelmiş binlerce katılımcı Atina’nın dışında eski havalimanındaki hangarlarda uyku tulumlarımızda uyuyor, sabahın köründen gece yarılarına kadar yüzlerce başlıkta açılmış toplantılarda insanlığın geleceğini konuşuyorduk. Ev sahibimiz bugünkü Syriza’nın iskeletini oluşturan Synaspismos (Ekoloji ve Hareketlerin Sol Koalisyonu) idi. Kaldığımız hangarın tepesinde her şeyi özetleyen kocaman bir pankart asılıydı. “Siz Planlar Yapın, Biz Tarihi Yaratıyoruz” (You Make Plans, We Make History). Forumun son günü katıldığımız eylem, Atina’da son on yılda yapılmış en kitlesel eylem olmuştu, bolca gaz yedik. Synaspismos’dan arkadaşlarımız da, bizler de insani her manada yoksullaştıran kapitalist sisteme karşı dünyanın dört bir yanında sürmekte olan büyük bir hareketin parçası olduğumuzun farkındaydık fakat o dönem % 4 oy alan Synaspismos’un sadece 9 yıl sonra iktidar olacağını tahmin edemiyorduk. Tsipras aynı sene Ekim ayında, 32 yasında Atina Belediye Başkanı adayı oldu ve % 10.5 oy alarak önemli bir başarı kazandı.

Syriza (Radikal Sol Koalisyon) işte tam da bu tarihsel iklim içerisinde şekillendi ve küreselleşme karşıtı hareketlerin taşıyıcısı ve takipçisi oldu. Hem Güney Amerika’daki sol partilerle, hem de Avrupa’da ekolojistler, feministler, farklı sol gruplar ve azınlıklarla (Ayhan Karayusuf, Hüseyin Zeybek ve Mustafa Mustafa da bu seçimde Syriza’dan meclise girdiler) bağlar kurdu. 2004 yılında Avrupa’da radikal sol partilerin çatı örgütü Avrupa Sol Partisi’nin kurucularından oldu. Syriza gençlerle barışmayı ve en önemlisi kadınların karar mekanizmalarına aktif katılımı ile kadınlaşmayı başardı. Yunanistan halkını yoksulluğa ve açlığa mahkum eden politikalara karşı, kendi içindeki farklılıkları parti içi demokrasi ile birarada tutup, sol içi fraksiyon çatışmalarının kırılmalara yol açmasını engelledi. 2009’dan beri süren krize karşı halk direnişlerinin, grevlerin, boykotların hep içinde ve örgütleyicisi oldu. Velhasıl-ı kelam, sınırların yalan olduğu şu koca kürede Syriza’nın bugün ulaştığı başarı, daha güzel bir dünya düşü ile mücadele eden herkesin son yirmi beş yıllık mücadelesinin de bir parçası.

Not: Radikal’de yayınlanan ilk köşe yazım Yunanistan’da Syriza’nın iktidara geldiği ve Kobane halkının, “Kobane düştü düşüyor” diyenlere inat, IŞİD teröristlerini şehirlerinden def ettiği haftaya denk geliyor. Ne mutlu bana. Bundan böyle her ayın ikinci ve dördüncü Cuması Radikal’e yazacağım köşe yazıları ile sizlerleyim. Öneri ve eleştirilerinizi her daim beklerim. Sevgilerimle...