Susurluk'ta gelgitler

Aslında ve ama gelgitlerine kusursuz örnek Rahşan Ecevit'ten geldi. Rahşan hanım evine davet ettiği gazetecilere tavşan kanı çay ikramında bulunurken dayanamadı:

Aslında ve ama gelgitlerine kusursuz örnek Rahşan Ecevit'ten geldi. Rahşan hanım evine davet ettiği gazetecilere tavşan kanı çay ikramında bulunurken dayanamadı:
- Size bir şey söyleyeyim mi, ben aslında çay sevmem, ama...
Ecevit çiftinin, kedileri, daktilo ve demli çaydan oluşan mütevazı mutluluk tablosundaki çatlak bu kadarla kalmadı. Rahşan hanım, günde 20-25 bardak çay içen eşini yalnız bırakmamak için her defasında kendisine de çay koyup ancak birkaç yudum almakla yetindiğini anlattı.
Ve ilginçtir ki Rahşan Ecevit yıllardır hatır ve imaj uğruna içtiği çaylara yanmıyordu. 'Çayı sevmediği' itirafını, yıllar önce bir gazetenin 'Rahşan hanım eşini aldatıyor' başlığıyla aktarmasına kızıyor, hâlâ üzülüyordu.
Burada bir mola verip, Rahşan hanımın masum
çay itirafından kıssadan hisse çıkarırsak:
1) Bu ülkede aslında neler olup bittiğini bilenler zaten biliyor, 2) Ama herkesin duyması işlerine gelmiyor, 3) Kazaen duyulduğunda gerçeğin aldığı hal sadece haber kaynağını değil okur ve izleyiciyi
de şaşırtıyor. Hatta yanıltıyor!
* * *
Susurluk kazası da, Rahşan Ecevit'in çay
itirafı misali resmi tarihin inkârıydı.
Eski bir ülkücü katilin, polis şefinin ve aşiret reisi milletvekilinin aynı otomobilde buluşması Güneydoğu ve terörle mücadele için üretilen propaganda malzemesine aykırı düştü.
Ancak Susurluk miladı öyle sanıldığı gibi trafik kazasıyla başlamadı.
Susurluk'taki kaza karanlık ilişki ağını
kamuoyu dikkatine taşıdı, siyasi ve adli süreci tetikledi, doğrudur. Ama Susurluk çetesinin marifetleri aylar önce kaleme alınan ve medyaya sızdırılan MİT raporunda zaten vardı.
Gördünüz mü yine döndük başa, Rahşan hanımın çay itirafı örneğine...
Susurluk aslında bazılarınca malumdu. Ama herkese ilan etmenin âlemi yoktu, kırık kolun yen içinde tamiri belki mümkündü. İyi ki olmadı, Susurluk medyatik hale geldi.
Ve böylece devletteki çatlak meyda marifetiyle savaşa dönüştü...
Güneydoğu'daki savaşta yargısız infazları işin gereği sayanlar, terörle mücadele bahanesiyle mafya ile ortaklaşa ceplerini dolduranlara cephe aldı.
Her iki safta da sivil ve askerler vardı. Mücadele yaman geçti, Türk halkı bu sayede devletin kirli arşivinin en azından ucunu görme fırsatını buldu.
Hâlâ sözünü ettiğimiz bu çatlağın hayali
olduğuna inananlarınız varsa. Bırakın Susurluk kazasının ilk günlerini, bu sürecin finalinde bile aynı çatlağın izine rastlamak mümkündü.
Bakın Susurluk konusundaki tek resmi
devlet belgesinde, Başbakanlık Teftiş Kurulu
Başkanı Kutlu Savaş'ın raporunda 'savaş ve çıkar ilişkisi' nasıl tarif edildi:

  • "Açıkça ifade ve itiraf etmek gerekir; yakalanan veya ölü ele geçen PKK'lıların üzerinde silah, mermi, teçhizat, patlayıcı, telsiz hatta barınaklarda çuvallarla yiyecek, giyecek bulunmakta fakat asla para, döviz ele geçmemektedir. Hiç değilse yakalanan ve kod adı bile teşhis edilen bölge ve tim sorumlularında dahi acil ihtiyaçlar için para-döviz bulunamamaktadır. Bölgede görev yapmış görevliler haklı olarak PKK'lı teröristin canı da malı da devlete helaldir görüşündedirler."
  • "Ancak daha sonra batı illerinde, doğudan göç etmiş ve polis asayiş görevlilerince 'rahat durmadıkları' belirtilen Kürt grupları Özel Tim'in hedefi haline gelmektedirler. Gerçekten çarşı-pazarı, yeraltı dünyasının çeşitli faaliyetlerini zorla ele geçiren Kürt gruplarını kontrol altına almak ve illegal kazançlarına ortak olmak 'helal bir iş'i
    teşkil etmektedir." (Emniyet Genel Müdürlüğü
    başlıklı bölümden alıntıdır).
    * * *
    Susurluk dosyası hep bir 'aslında...' ve
    'ama...' parantezinde kaldı.
    Devleti mafya ortaklığı ile ele geçirmeye
    kalkanlar tasfiyeye uğrarken can havliyle eski arkadaşlarını tehdide kalktı, hatta 'Ne yaptıysak devlet içindir, kalkıp bildiklerimizi anlatalım mı?'
    diye şantajı bile denedi, ama tutmadı.
    Susurluk'ta resmin tamamını görme fırsatı bulamayan mahkeme belki de bu yüzden faturayı sadece bir avuç isme çıkardı. Dolayısıyla bu karar eleştiriye açıktır. Ama devletin dışladığı isimleri 'devletin örnek memuru' diye takdime kalkarak değil,
    'Susurluk suçlularının tamamı ceza görsün' talebiyle ortaya çıkmak daha yakışık alır.