Ya, 'Gidin BDDK ile görüşün' deseydi?

Bozüyük'teki batık banka zirvesi haberi, kamuoyu tepkisi, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın gazetecileri suçlaması, medyanın toplu etik savunması...

Bozüyük'teki batık banka zirvesi haberi, kamuoyu tepkisi, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın gazetecileri suçlaması, medyanın toplu etik savunması...
Sakın kafanız karışmasın. Olay üç ayrı ama zincirleme başlıktan ibarettir:
1) İktidara yürüyen partinin lideri, bankaları şu veya bu nedenle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen üç işadamı ile buluştu. Bu haberdir.
2) Banka-medya-siyaset üçgeninin yarattığı 20 milyar dolarlık faturadan ağzı yanan bazı gazeteciler Bozüyük zirvesine dönük kuşkularını ifade etti. Bu, hür yorum hakkıdır.
3) AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan bu haberleri taraflı buldu. Savunma hakkıdır.
Gördüğünüz gibi Nasrettin Hoca hikâyesine dönen bu denklemde aslında kim haklı?
Yanıtı sandığınız gibi karmaşık değil. Sadece yardımcı bir suale ihtiyaç var: Recep Tayyip Erdoğan'ın haklılığı medyanın haksızlığına bağlı olduğuna göre... Hangi koşulda Bozüyük zirvesi manşetleri yersiz ve abartılı, yorumlar haksız olurdu?
Gelin Recep Tayyip Erdoğan'ın hoşgörüsüne sığınarak akıl yürütelim. Erdoğan'ın Bozüyük'te buluştuğu bankacılara mesela, 'Sizleri dinledim ama muhatabınız ben değilim... Beyefendi sizin işiniz bağımsız yargıyla, sayın beyefendi, sizin de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ile pazarlığınız sürüyor. Sizlere yardıma ne niyetim ne de hakkım var' demiş olduğu ortaya çıksaydı, anlaşılsaydı... Başkalarını bilemem ama bendeniz sayın Erdoğan'dan özür dilemeye hazırdım... Çünkü adım adım gidersek:
1. Tartışılan sorun Recep Tayyip Erdoğan'ın niyetinden veya AKP lideri ile buluşan işadamlarının beklentilerinden bağımsızdır.
2. Asıl mesele Erdoğan (veya başka bir siyasetçinin) artık bankalarla ilgili görüşmeye/pazarlığa yetkili muhatap olmamasıdır.
3. Bankaların kurulması, denetlenmesi ve gerekirse fona alınması yetkisi 2000 sonbaharından itibaren siyasetçinin elinden alındı, BDDK'ya bırakıldı.
4. Siyasetçinin -hele iktidara yürüyen partinin liderinin- mahkemesi ve BDDK'da pazarlığı süren dosyalar hakkında fikir alışverişinde bulunması bile ahlaken sakıncalıdır ve yetki aşımına girer.
İşte Erdoğan bu bilinçle hareket etseydi... Diğer bazı konularda gözlediğimiz siyasi olgunluğu galip gelse ve buluştuğu işadamlarına doğru ve tek adres olarak BDDK'yı gösterseydi, özür borcumuz doğardı.
Ayrıca belirtelim ki, Erdoğan hatadan dönmek için geç kalmış değildir!
* * *
Bu seçime yine alelacele, seçmene karar vermesi için gerekli bilgiler sunulamadan gidiliyor. Bir pencereden bakıyorsunuz partiler arasında fark yokmuş gibi...
Oysa biraz farklı bilgi veya pozisyonla aynı partiler taban tabana zıt görünüm sergiliyor...
Ancak aslında partileri ayırabilmek için elimizde tek çıta var: Eskiyi mi, yoksa yeniyi mi savunuyorlar?
Mesela yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı üzere AKP, BDDK öncesi dönemdeki siyasetçi-bankacı ilişkisine fazla itirazı yokmuş gibi duruyor...
Saadet Partisi daha da geriye, 28 Şubat öncesine gidiyor, sekiz yıllık eğitimden vazgeçeceğini ilan ediyor... Genç Parti'nin vizyonu 1900'lere kadar bile gelebilmiş değil.
Seçmenin kararı karşısında boynumuz kıldan ince... Niyetimiz kesinlikle eskiyi tercih edenleri aba altından sopa göstererek korkutmaya çalışmak değil...
2001 krizinin üstünden daha ne kadar geçti ki!