AKM anılarım ve aktarmalı Manu Katché!

İstanbul'a uzun süreliğine geldiğimin belli olduğu hafta itibarıyla en keyif aldığım şey AKM'deki hafta sonu konserleriydi. Deli dürtmüş gibi hemen her cumartesi sabahı Pınar Mahallesi'nde mukim üniversite rezidansımızdan kalkar, Sarıyer dolmuşuyla atardım kendimi Taksimlere.

İstanbul'a uzun süreliğine geldiğimin belli olduğu hafta itibarıyla en keyif aldığım şey AKM'deki hafta sonu konserleriydi. Deli dürtmüş gibi hemen her cumartesi sabahı Pınar Mahallesi'nde mukim üniversite rezidansımızdan kalkar, Sarıyer dolmuşuyla atardım kendimi Taksimlere. Söz konusu dönemden sadece bir kaç ay sonra ise Taksim'in AKM'den ibaret olmadığını fark etmemle işin rengi değişti. Meydandan giderek uzaklaşmaktaydım. En eski Kemancı'nın 'İdrarda asit bulunur mu, bulunmazsa neden köpürür' başlıklı deneye laboratuvar olabileceğini çoktan öğrenmiştim mesela. Hem kısa bir süre sonra Peyote Hasan'la muhabbet edemeyecek noktaya bile erişmiştim. Hasan'la muhabbet edemezdik çünkü herkes gibi benim kafam da onunkinden sadece biraz daha az kıyak olurdu. Sözün özü neredeyse 24 saat figaro figaro vaziyetteydik artık.
Meselemiz 'Büyük şehir adamı bozar arkadaş' önermesini örneklerle açıklamaktan ziyade, benim için çok uzun zaman önce hemen hemen tarih olmuş (evet utanıyorum) AKM'nin geleceğiyle ilgili tartışmaların durulmasından kısa süre önce AKM'de yapılmış AKM konulu bir iş. 10. Bienal boyunca yaratma ve üretme kaçığı arkadaşımız Erdem Helvacıoğlu'nun AKM'de 'Sessiz Duvardaki Hatıralar' başlıklı ses enstelasyonu sergilendi. 'Sessiz Duvardaki Hatıralar'la şimdilik yanıtlandığı var sayılan 'AKM Yıkılmalı mı, Yıkılmamalı Mı' sorusu ekseninde modernite, çağdaşlık ve ütopyayı temsil ettiği varsayılan AKM'nin İstanbul ve Türkiye'nin tarihine tanıklığı yansıtıldı.
'AKM ile ilgili hatırladığım ilk anım...' diye başlayan cümleler dinleyicileri, binanın yapıldığı ilk yıllardan yandığı zamana kadar geçen sürece ortak etti; 'Türkiye'nin aslında yerleşmiş bir kültür politikası yok' ifadesi Türkiye'nin 80 öncesi politik gündeminden bugünlere değişen bir şey olmamasına, birden yükselen oratoryo ise AKM'deki eski bazı sanatsal etkinliklere gönderme yaptı. 'Bence AKM yıkılmalıdır' ya da 'Bu binayı yıkmak cinayettir' önermeleri ise dinleyiciyi bugünden yarına götürürken tüyleri de bir güzel tiken tiken etti. Kaçıranlar yine de çok üzülmesin, kuşlar söyledi, 'Sessiz Duvarlardaki Hatıralar' yakında CD olarak yayınlanacakmış.
Erdem'i alkışlarla yerine uğurlarken apayrı bir deliye zıplıyorum. Delilerden ben anlarım konuş onlarla hesabı... Pek ünlü Fransız davulcu Manu Katché'nin 'Playground' albümü dünya ile eş zamanlı memleket hududuna girdi. Kendisini Peter Gabriel, Sting, Joni Mitchell, Jeff Beck gibi isimlerle değil de Atatürkçü popun öncü ismi Çelik'in 'İnci' isimli parçasından hatırlayanlara en fazla teesüflerimi sunuyorum. Tabii fena bir şey, Manu Katché bile olsanız geçmişinizin yakanızı bırakmaması o ayrı konu. Her neyse...
Katché'nin ECM'den çıkan ilk albümü 'Neighbourhood'un yakaladığı satış başarısı üstüne toparladığı fiyakalı ödüllerin de gazıyla uzun süredir beklenen ikinci albüme sıra gelmiş. Playground'da, Katché'nin daha önce de birlikte çaldığı piyanist Marcin Wasilewski ve kontrbasçı Slawomir Kurkiewicz'in yanında trompetçi Mathias Eick ve saksafonlarda Trygve Seim'in üstyapıya geçmesiyle şık bir ekip oluşmuş. Açılış parçası 'Lo' ve kapanıştaki Song for Her'de (Variation) gitarını duyduğumuz David Torn ayrı bir keyif unsuru. Öte yandan Neighbourhood'da solistlerin bir parça gerisinde kalmayı tercih eden Manu Katché'nin 'Playground'da kendisine ritmik ve armonik açıdan daha geniş bir alan açmış olması ise pek leziz.
Ofiste bin kere olmamıştır, ama yüz kere filan dinlemişimdir bu albümü. Bu işlere aklı daha çok erenler daha çok kere zevkle dinleyecektir. Müzik marketinizden ısrarla isteyiniz. Memnuniyetinizi dostlarınıza, şikayetlerinizi yiyorsa Manu Katché'ye iletiniz! Şahsen hiçbir şikayetim yok kendisinden ama olsaydı da iletmezdim, neme lazım o bagetlerle bir çaksa halim nice olur kim bilir.