Bir parça ruhu olan herkese

İlk albümü 'Sensizlik Varmış'ı Kalan'dan çıkaran Aklan Akdağ, 'Kafamdaki müziğin bu ülkede değeri olmadığını görünce küsüp başka işler yaptım... Sonra aniden frene bastım ve tekrar müziği yanıma aldım' diyor

Aklan Akdağ ile bir süredir oynadığım köşe kapmaca nihayet sona erdi. Ve bir parça ruhu olan herkese dokunacağını düşündüğüm ilk albümü ‘Sensizlik Varmış’ münasebetiyle en sonunda sohbet edebildik... İçine biraz Ortaçgil, biraz James Taylor, biraz şu biraz bu düşmüş biri Aklan Akdağ. Çok şeritli bir yolda küçümsenmeyecek bir süratte giderken aniden frene basmış bir adamın anları ve anılarıyla dolu bir albüm yapmış, yıllarca biriktirdikten sonra. Issız, naif, kadirşinas ve kendi içinde cesur bir müzik arayan herkese içtenlikle öneririm. 

Müziğin hayatındaki yerini kalabalıkta nerede duracağını bilemeyen bir misafire benzetiyorsun. O kalabalık nasıl bir kalabalık?
Doğrusu, müzik çocukluğumdan beri yanıbaşımdaydı. Ama üniversite yıllarına kadar sadece iyi bir dinleyiciydim. Tıp fakültesinde gitarı elime aldığımda, hemen çalıverecekmişim gibi geldi. Öyle bir hırs yapmışım ki, aynı yıl kendimi sahnede buldum. Omuzumda akustik gitar, şarkılar söyleyip, mızıka çalıyordum. Virüs çoktan kanıma girmişti. Sonra ortalık biraz karıştı. Doktorluk yapmaktan vazgeçince bir arayış dönemi başladı. Müziği tam baş köşeye oturtacaktım ki, çevremdeki müzisyenlerin yılgınlığı ve çaresizliği beni fazlasıyla ürküttü. Kafamdaki müziğin bu ülkede değeri olmadığını görünce küstüm! Sonrasında turist rehberliği, çevirmenlik, reklamcılık, yayıncılık, evlilik derken yıllar akıp gitmiş. Aniden frene bastım ve tekrar müziği yanıma alıp başka bir yöne doğru yolculuğa çıktım. 

Ve sayende Kaş sound’lu bir albümümüz oldu. İstanbul’dan tası tarağı toplayıp Kaş’a giderken kırılma noktası neydi?
Biraz Kaş, biraz İstanbul kokuyor. 80’lerin başında Kaş’a ilk gittiğimde büyülenmiştim. O günden sonra hep uzaktaki köyüm oldu. Ama asıl kırılma noktası, İstanbul’da artık nefes alamaz hale gelişimdir. Varoluşuma en iyi gelen ilaç yine müzikti. Ajansımı kapattım, Kaş’ta bir ev edindim. Üretmek için mutlak yalnızlıklara ihtiyaç duyarım. Kaş’ın ıssız kış gecelerine sığındım. Evimde profesyonel bir kayıt stüdyosu var. Yıllarca bir kenara attığım bestecikler üzerinde çalışmaya başladım. Ortaya bu albüm çıktı. Kaş olmasaydı, mutlaka başka türlü bir şeyler çıkardı. 

Albüme ismini veren parçanın açılış-kapanışta iki versiyonu var. İlkinde yaylılar ve klasik gitar, diğerinde piyanolu bir rock sound’u hakim. Parçanın ilk ortaya çıktığındaki hali nasıldı?
Ajans yönettiğim yoğun dönemde bile geceleri gitarla kayıtlar yapardım. ‘Sensizlik Varmış’, 6-7 yıl önce böyle basit bir ezgi olarak çıktı. Eski eşim Banu (Güven) ilk duyduğunda çok beğenmişti. Hep bir film müziği olarak hayal ederdik. Melodik yapısı albüme kadar hiç değişmedi. Sadece sözler eklendi. Şarkıyı en özel kılan şey, sözlerinin, yıllarca ezgisini birlikte mırıldandandığım kadının ardından yazılmış olmasıdır. Albüm aynı şarkıyla başlayıp bitsin istedim, tıpkı eve aynı kapıdan girip çıkmak gibi. 

Birilerini birilerine benzetmek köhne bir alışkanlık ancak müziğinin Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok gibi son derece kıymetli referansları var sanki. Seni cayır cayır rock cover’ları yaparken tanıdığımı da hesaba katarsak bu referans listesini başka hangi isimlerle doldurursun?
Evet, benzetilmek ilk anda küçültücü gelebilir. Bence bir özgüven sorunu. Bülent Ortaçgil’den, Rod Steward’a kadar çok sayıda bilindik müzisyene benzetildim. Ne yaparsak yapalım, bizden öncekilerden etkileniriz farkında olmadan. Benim de beş tekerlekli arabayı icat etmediğim kesin. Açıkcası, bu değerli müzisyenlere benzetilmek onur verici. Biz onlarla büyüdük. Etkilendiğim yabancı figürlerin başında Bob Dylan, Paul Simon, James Taylor ve Don McLean gelir. Sonuçta kulağımdaki tüm sesleri yeniden sentezleyip samimice akıtabiliyorsam özgündür. 

Engin Recepoğulları, Sarp Maden, Şevval Sam gibi farklı müzik türlerinden konukları var albümün. Bu buluşmalar nasıl oldu?
Albümün en keyifli yanı, geniş müzisyen yelpazesi. 20’den fazla müzisyen konuk oldu. Sarp ve Şevval eski dostlarım. Yıllardır yazları Kaş’ta birlikteyiz. Engin’le de orada tanıştım. Burada tek tek sayamadığım tüm değerli müzisyenler için web sitemde (www.aklanakdag.com) özel bir sayfa hazırladım. 

Oldukça funky bir parça ‘Adam ol’. Sözleriyle de albümün gidişatı içinde bir ters köşe olmuş. Baştan beri aşk halleri anlatılırken ‘İki orta bir sade bana müsaade’ diyecek kayıtsızlık çıkıyor ortaya. Ne dersin?
‘Ters köşe’ deyimi harika. İlk anda biraz kayıtsız gelse de, sözlerin uçarılığı ile mesajın dramatikliği ciddi bir ironiyi yansıtıyor. İstanbul’da, reklamcılığın yalan dünyasında 7/24 çalışırken hastanelere düştüğüm ve hafif tırlattığım dönemin bir eseri. Sisteme kolunu kaptıran herkese esprili bir dille nasihat çekiyor. Aşk halleri fazlasıyla hayatımıza hükmediyor zaten. Bu kadarcık eğlence ve sorgulama da büyüsünü kaçırmaz herhalde. 

Baban albümü görse-dinlese ilk ne derdi?
Babacığım Tevfik Akdağ’ın ıslıkla eşlik ettiğinden eminim. Tıpkı dual pikapına 33’lük Beethoven plağını koyup, neşeyle ıslık çaldığı gibi. Bugün albümü dinleyebilseydi, gözlerinden yaş gelirdi, çünkü o güldüğünde bile gözyaşlarını koyuveren şair adamın ta kendisiydi. Müziğim için ne derdi, kestiremiyorum. Beatles’a benzemiş diyebilirdi. Sözlere mutlaka takılırdı. Acaba anneme yazdığı ‘Gülüm’ şiirini şarkıya çevirmeme izin verir miydi? Emin değilim. En azından, bugün annemin mutluluğuna tanık olmak içimi rahatlatıyor. 



Albüm çıktı, şimdi ne olacak?
Bilmemek daha heyecanlı. Albüm tanıtım konserleri Hayal Kahvesi’nde devam ediyor. Bu albüm Türk müzik pazarı için pek alışılmış formatta değil. Zaman içinde meraklılarıyla buluşacak istikrarlı bir akış bekliyoruz. Bu ülkede, samimi hikayeler anlatan ve eğlenceden çok, kulak zevki için üretilmiş müziklere değer veren seçici bir dinleyici kitlesi de var. Bu yarı küskün, yarı yılgın müzik aşıklarına ulaşabilmenin zor da olsa bir yolu bulunur. Ticari canbazlıklara ve ucuz bukalemunluklara tenezzül etmeden buraya kadar geldik. Yeni şarkılar da var elbette. Hiç durmadan yazıp çiziyorum. Ama, önce bu albümü eskitmem gerekiyor.

.