Gitarı insanlarla konuşturan adam

İkinci albümünü huzur içinde bitirdikten sonra, 'başka bir hayatı' seçen Yavuz Çetin'in ölümünün üzerinden on yıl geçti. Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi gitaristlerden biri olan Çetin'i analım istedik..

O sıralar radyoda çalıştığım için birçok haberi ilk alanlardan olurdum. Arka odadaki haber merkezinin bilgisayarına sapır sapır düşerlerdi ajanstan, boşuyla dolusuyla. Muhtemelen, ve ne yazık, ki 15 Ağustos 2001’de de öyle oldu. Gün ikindiye dönerken gitaristlerin gitaristi Yavuz Çetin’in Kadıköy Shaft yerine sonsuzluğa koyulduğu bilgisi geldi bizim 1.5 kişilik haber merkezine. İçim buz kesti ama canım cayır cayır yandı. Çünkü bu, 16. yaşımızda Kurt Cobain’in peşinden kendisini ışınlayan en yakın arkadaşımdan sonra bir daha hissetmeyeceğimi sandığım-umduğum bir ruh ve beden durumu idi. Ama tabii yine yanılmışım. Her seçili ölümde hortluyormuş meğerse. En yakın arkadaşınız olmasa da müziğiyle birlikte sohbetinden de gani gani beslendiğiniz şahane bir ağabeyiniz gidince içiniz yine kutup, canınız yine yangın yerine dönüşüyormuş, en insafsızından.
Ben de sözü uzatmayayım. Tanıdığım en iyi müzisyen, en iyi insanlardan biri on yıl önce bugün gitti. Çok söz yalanı da getirdiği için az sözle onu ne kadar çok sevdiğini anlatabilen üç dostumla sessiz sakin anıyoruz Yavuz abimi, içimizden dışımızdan hep birlikte ‘Hobaaaaaaa’ diyerek.... 

Tanımayanlar için...
Ama tanımayanlar için de hayatının önemli duraklarını şöyle bir hatırlamak şart. 1970 yılında Samsun’da doğan Yavuz Çetin’in ilk müzik aleti cura olur. Daha sonra bağlama öğrenmeye başlayan Çetin 1985 yılında akustik gitar ile tanışır ve ardından elektro gitarla çalışmalarına devam eder. Marmara Üniversitesi Müzik Bölümü’ne giren Çetin üniversite hayatı boyunca da elektrogitarını elinden hiç bırakmaz. Çalıştığı grup ‘Labirent’ ile Yıldız Üniversitesi müzik yarışmasında birincilik ödülünü kazanan Çetin ‘müzik aşkı’ nedeniyle üniversiteyi bitirmez ama yoluna devam eder. 1992’de Batu Mutlugil, Kerim Çaplı ve Sunay Özgür ile cover grubu olarak tanınan ‘Blue Blues Band’ı kurar.
Çetin en çok 60’lı ve 70’li yılların rock ve blues şarkılarından etkilenir. Gitarıyla eşlik ettiği albümler arasında, İzel’in ‘Bir Küçük Aşk’, Kıraç’ın ‘Deli Düş’ ve ‘Bir Garip Aşk Bestesi’, Soner Arıca’nın ‘Ayrılık’ ve Göksel’in ‘Sabır’ adlı şarkısı en bilinenleridir. Göksel’in şarkısındaki ‘Talkbox’ performansı Türkiye’de bir ilk olması, ona ‘Talkbox’ kullanan ilk gitarist sıfatını kazandırır.
1996’da ‘MFÖ’ ile çalışmaya başlayan Çetin, 1997 yılında ilk albümü için çalışmalara başlar ve kısa süre sonra ‘İlk’i yayınlanır. ‘Erkeğin Olmak İstiyorum’ ve Sinan Çetin’in yönettiği ‘Propaganda’ filminde kullanılan, ‘Dünya’ isimli enstrümantal şarkı bu albümüm en bilinen parçaları olur. 

Albümünü bitirdi ve....
1990’lı yılların sonlarında TMC Film Müzik ile anlaşır ve ikinci albümü ‘Satılık’ için stüdyoya girer.
Eylül 2001 tarihinde çıkması planlanan albüm için yoğun bir çalışma temposuna giren Yavuz Çetin bu dönemde geçirdiği psikolojik rahatsızlığın tedavisi için Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırılır.
Herkes tedavisini tamamlayıp albümünü bitirmesini beklerken, 15 Ağustos 2001 tarihinde hastaneden kaçarak evine gelir ve burada son albümünün hazırlarını tamamlar. Daha sonra arabasıyla Boğaz Köprüsü’ne giden genç müzisyen kendisini boğazın serin sularına bırakır. 28 yaşında hayata veda eden, hayranlarının “Gitarı insanlarla konuşturan adam” olarak andığı Yavuz Çetin’in ikinci albümü ölümünün ardından yayınlanır. Gitarını elinden hiç bırakmayan Yavuz Çetin, artık müzik dünyasında yaptığı çalışmalarla anılacak ve yaşayacak.

ALDI BAŞINI GİTTİ BİRDENBİRE
Batu Mutlugil
Öz oğlum Batuhan’dan ayırt etmezcesine sevdiğim, kolladığım, yıllarca birlikte çaldığım, birlikte çalmaktan inanılmaz haz ve gurur duyduğum ender rastlanır yetenekte bir gitaristti Yavuz. Kendine özgü tuşesi ve tınısı olan, solistliği neredeyse gitarından aşağı kalmayan bir müzisyen. İlk albümünde yazdığı sözlerden memnuniyetsizliğini dile getirdiğinde ona gerçekten hissettikleri doğrultusunda korkmadan söz yazmasını salık vermiştim. İkinci albümde bunu başardığını hepimiz gördük. Açıkça ve korkusuzca. Veda tadında. Kızgın. Onu mutsuz kılan düşüncelerini açığa çıkartmıştı ikinci albümde. Ancak ‘aramızda yaşamak istememe’ konusunu sanırım yeterince ciddiye almamışız. Aldı başını uçtu gitti birdenbire.

ÇAKTIRMIYORUM AMA GÖZLERİM DOLUYOR
Melis Danişmend
Yavuz Çetin’i dinlerken hep içimden, “Ne kadar güzel söylüyor, ne kadar güzel çalıyor,” derim. Sesinde hiçbir abartı yoktur, çalışındaki olağanüstülüğü ise gözümüze sokmaz. Adeta akar gider her şey. Mütevazılığı ona daha da saygı duymama neden olur. Konserlerde ‘Her Şey Biter’i çalıyoruz çok severek. Çaktırmıyorum ama her seferinde gözlerim doluyor. Hem onun hikayesi aklıma geliyor hem de hepimizin hikayeleri. Çünkü gerçekten de her şey nasıl başladıysa öyle bitiyor.   

BİZİM KURT COBAIN’İMİZ
Murat Beşer
Ölümünden sonra etrafı kalabalıklaşan gizli kahraman...Onu yaşarken, gazetelerine, dergilerine, televizyonlarına konuk etmeyenler, yaşarken kıymetini telaffuz etmeyenler tarafından muhiti zenginleştirilenlerden biri. İhtiyacı kalmadığı bir anda hak ettiği değeri gören blues-rock gitarcısı. Şehrin hatırlı bir mekanında, perşembe gecelerine şölen havasını bağışlayan kayıp ruh. Bizim Kurt Cobain’imiz; yaşarken farkına varılmayan cinsinden.