Herkes kendi 'Alaturka Aşk'ını yazacak

Yaklaşık 25 yıldır davul çalan, Ajda Pekkan'dan Nil ve Teoman'a birçok isimle çalışan Deniz Güngör'ün, atası, bilinen en eski enstrüman diyebileceğimiz tamtam olan 'log drum' ve kendi geliştirdiği 'aqua drum'la kaydettiği 'Love alla Turca', dinledikçe insanı saran bir ilk albüm
Herkes kendi 'Alaturka Aşk'ını yazacak

Deniz Güngör, 2005 te log drum la tanıştı, hayatı değişti.

Bugün ‘hem tanıdık hem yepyeni’ makamından biriyle birlikteyiz; Deniz Güngör. Evet Türkiye müzik piyasası için yeni bir isim değil ama bilmeyene de şöyle söyleyeyim, profesyonel hayatını yirmi yıla yakın zamandır Ajda Pekkan, Nil Karaibrahimgil, Yavuz Çetin, Demirhan Baylan, Teoman, Feridun Düzağaç gibi isimlerle yaptığı stüdyo ve sahne çalışmalarıyla sürdürüyor. Yaklaşık 25 yıldır davul çalıyor ve bunu bir ilk göz ağrısı olarak yaşamaktan öte, tanımlamaların çok uzağındaki ‘başka türlü bir hal’ olarak ruhunda taşıyor. Yani gayet müzisyence ve buraya kadar her şey aşılageldik ılıklıkta. Fakat 2005 yılının gününün birinde Deniz, ‘log drum’ denilen çalgıyla tanışıyor ve ardından hiçbir şey onun için eskisi gibi olmuyor.
Atası, bilinen en eski enstrüman diyebileceğimiz ‘tamtam’ olan log drum, devrik boş ağaç kütüklerinin üstüne açılan dillerin üstüne vurularak çalınıyor. Ve yuvarlak bir nota diziminin üstünde, davul çalma stiliyle seslendirilebiliyor olması Deniz‘i bağımlılık raddesinde cezbediyor ancak popüler müzikte pek kullanılmayan log drum’ın sesi kısa olduğu için es vermeden çalınması gerekiyor. Ve tabii her seferinde değişik tonlarda çalınamıyor. Vaziyet böyleyken yaratıcılığını devreye sokmak zorunda kalan Deniz, dillerin altına mıknatıs koyarak notaları değiştiriyor ve nihayet aradığı şeyi buluyor, uzun tınılı notaları değişebilen vurmalı melodik bir enstrüman...
Prototipi, hiç doldurulmamış bir propan tankla yaptıktan sonra Türkiye’deki ilk dört çekerli arazi kamyonetini üreten fabrika bu arada Deniz’e kalıp yapımı, CNC kesimi ve enstrümanın paslanmamasını sağlayacak boya konusunda çok büyük yardımlarda bulunuyor. Üstüne akordlamaları da elle keserek yapan Deniz sonuçta müziğe akışkan bir karakter kazandıran çelik el davullarından müteşekkil ‘aqua drum’a ulaşıyor, ama aslında enstrümanı icat etmiş değil, geliştirmiş oluyor...
Denemediğim için bilemem ama dediğine bakılırsa, aqua’yla istediğinizi çalabiliyormuşsunuz ve enstrümanın tasarımından dolayı ne çalsanız melodik oluyormuş. Hatta sırf bu nedenle bile sadece müzisyenlerin değil herkesin çalması gerektiğine inanıyor Deniz. Pek tabii ki denemeye değer ama biz buradan asıl meseleye geçelim, çünkü tamtamların civarında bu aralar ortalık ‘ilk’ten geçilmiyor.
Deniz’in altı kıtadan enstrümanı log drum ve aqua drum’la bir araya getiren ilk solo albümü ‘Love alla Turca’, Lola’s World etiketiyle yayınlandı ve bu enstrümanlara Türkiye’de ilk kez yer veren bu albüm geçen ay memleketimize de müzik marketler düzeyindeki girişini yaptı. Göksun Çavdar (klarnet), İzzet Kızıl (perküsyon) ve Tolga Ünaldı (ney, didgeridoo), Murat Ejder (bas), Levent Özer (gitar), Tunç Çakır’ın (pandojero) eşlik ettiği ‘Love alla Turca’nın yapımcı hanesindeki isim ayrıca dikkat çekiyor, zira bu albüm onun da yapımcılık deneyimi adına bir ilk oluşturuyor. İşbu yapımcı, derleme albümleri ve radyo programları ile şöhreti Bremen’den tüm Avrupa’ya yayılan, Naim Dilmener’in deyişiyle ‘Dünya müziklerinin kraliçesi’ ünvanını yıllardır balarısı misali taşıyan Gülbahar Kültür...
Gülbahar, ‘Love alla Turca’nın prodüktörlüğünü üstlenirken hiç çekinmemiş çünkü bunca yıllık derleme serüveni sırasında birçok albüm çıkarma teklifi aldığı halde ilk kez Deniz’in yaratıcılığı onu bu kadar cezbetmiş. Her şeyin her türlü yolla pazarlandığı bir dönemde Deniz’in popüler bir iş yerine inandığını yapıyor olması onun da çok kolay olmayan böyle bir projeye girişerek cesaret örneği oluşturma isteğini kamçılamış.
‘Love alla Turca’yı tarzlar içinde sıkışmamış ve sınırları olmayan bir dünya arzusuna ithaf eden Deniz, her şeyden önce hiç gezemediği dünyayı görebilme arzusundan güç alarak albüm kaydını tamamladığında altı kıtadan enstrüman kullandığının farkına varmış. Buna karşlılık Türk filmlerinin melankoli bombardımanında büyümüşlüğün de etkisiyle Göksun Çavdar’la yaptığı düetler sırasında ise yaşadığı enerji yoğunluğunu dinleyenlerine bire bir aktarmış.
Enstrümanların çalınış ve parçaların bestelenme biçimlerinin ‘Love alla Turca’ konseptine yakıştığı albüm bu anlamda Deniz’in müzik dinleme zeminini ortaya koyuyor. Bazı parçalardaki dramatik sololar ise yaratılmak istenen atmosferi tam anlamıyla ifade ediyor. Sonuç olarak önemli olan insan ruhunun çeşitli zamanlarını, hallerini yansıtan bu müziğin dinleyiciye ulaşmasını sağlamak... İlk dinlediğinizde hemen ısınamayabilirsiniz ama dinledikçe, hem de farkına varmadan sarabilecek özellikte bir müzik söz konusu. Ve galiba tam da Gülbahar’ın dediği gibi, “Enstrümental olmasının bir avantajı da süreç içinde ‘Love Alla Turca’yı dinlerken herkes kendi ‘Alaturka Aşk’ını yazacak kafasında. O nedenle albümü dinleyecek kitlenin normalde hangi müziği dinlediği bile önemli değil. Bu pop da olabilir heavy metal de.”
Sonuçta herkesin başına nasıl olsa hayatta en az bir kez ‘Love alla Turca’ çörekleniyor. Bu defa da varsın, müziği Deniz’den, sözleri sizden bir ‘Love alla Turca’ durumu hasıl olsun. Tabii demedi demeyin, sonuçtan memnuniyetinizi dostlarınıza, şikayetinizi Gülbahar Kültür & Deniz Güngör ikilisine iletirsiniz artık.

Love alla Turca/ Deniz Güngör/ Lola’s World