20 Temmuz'da Annan Planı

Bugün Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalesinin 29'uncu yıldönümü.

Bugün Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalesinin 29'uncu yıldönümü. Kuzey Kıbrıs'ta yine şatafatlı askeri törenler yapılacak, yine hamasi nutuklar atılacak, yine dünyaya meydan okunacak bugün... Hiç kuşkunuz olmasın. Ama 29'uncu yıl kutlamaları gayriresmi Kıbrıs tarihine bu resmi yanıyla değil sivil bir protesto eylemiyle geçecek:
KKTC Gaziler Derneği, 1974 müdahalesinde görev almış, daha sonra da Kıbrıs'a yerleşmiş, yıllarca 'milli dava'nın bir nevi bekçiliğini yapmış Türkiyeli askerler ilk kez bu yıl törenlerin 'kutlama' bölümüne katılmıyor. Çünkü yaptıkları görevden hâlâ onur ve gurur duymakla beraber geldikleri noktada 'kutlayacak' bir şey göremiyor dernek üyelerinin çoğu, statükodan bezmişler, çözüm arayışına girmişler sonunda (ayrıntılar 6'ncı sayfada) Evet, bir düzen düşünün ki 'altında imzası bulunanlar'ı bile kendisine küstürsün, karşısına alsın...
Malum, Ankara görmezden gelse de Türkiye'nin yalnızca bir Kıbrıs sorunu yok, aynı zamanda bir de 'KKTC sorunu' var. Ekonomik çöküntü, siyasi krizler ve sosyal çalkantıların esir aldığı bir ülke burası. Konu derin ama şu çok net: KKTC sorununun çözümü ancak Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün. Başka çıkış yolu yok.
Peki 29'uncu yılda çözüm süreci ne noktada? Son olarak 'Annan Planı'nın masada kalmasıyla ciddi bir fırsat heba edildi. Türk tarafı gerek dışarıda, gerekse içeride çözüm yanlısı kamuoyunun baskısını püskürtebilmek için bir anlamda 'Annan Planı'nın işine gelen taraflarını fiiliyata geçirmeye yönelik açılımlar yapıyor. Kimi kozmetik, kimiyse esaslı girişimler... Ama sonuçta bir bütünlükten, karşılıklı ve uluslararası kabul edilebilirlikten uzak, hukuki altyapısı zayıf, dolayısıyla siyasi açıdan kırılgan bir süreç söz konusu.
Peki tüm bu zaafları ortadan kaldıracak bir çözüm imkânı sunan, üstelik adanın birleşmiş olarak AB'ye üye olabilmesinin yolunu açan Annan Planı ne âlemde?
TÜSİAD ile Boğaziçi Üniversitesi'nin perşembe günü İstanbul'da düzenlediği 'Annan Planı: Mitler ve Gerçekler' başlıklı konferansta hemen her görüş ve çevreden konuşmacılar bu soruya yanıt aradı (Meraklısına not: Tüm konuşmalar yakında TÜSİAD'ın internet sitesinde yer alacak).
Konferanstan ortaya çıkan sonuçlardan biri şu: Resmi Türk görüşü, 'Annan Planı' bağlamında yalnızları oynuyor. ABD'lisi, AB'lisi (Yunanistan dahil) ve BM'lisiyle uluslararası kamuoyu, 'Annan Planı'nın bugüne kadar sunulmuş en iyi çözüm formülü olduğu konusunda hâlâ hemfikir. Dahası bundan sonra daha iyi bir çözüm formülü bulunabileceğine de inanmıyorlar. Bu açıdan
ABD'li diplomat Weston'ın, Annan'ın son raporunda yer alan bir ifadeyi kelimesi kelimesine tekrar etmesi ilginçti. "Tercih Annan Planı ile daha iyi bir plan arasında değil, 'Annan Planı' ile çözümsüzlük arasındadır."
İkinci sonuç, takvimin artık dolmak üzere olduğu ve zamanın Türk tarafının aleyhine işlediği. Malum, Mayıs 2004'te Kıbrıs Cumhuriyeti AB'ye fiilen üye olacak ve o tarihten itibaren AB'nin genişleme dahil stratejik kararlarında söz sahibi olacak. Rumlar böylelikle siyasi üstünlüğü iyice ele geçireceği için kendi açılarından çözüm koşullarını Türk tarafı için ağırlaştırabilecek.
Üçüncü sonuç: Türkiye'nin Kıbrıs sorunu çözülmeden AB'yle üyelik görüşmelerine başlasa bile (bu bile su götürür) kesinlikle üye olamayacağı. Uluslararası kamuoyu, Kıbrıs sorununu (Ege anlaşmazlıkları da var tabii) Türkiye'nin üyeliği önünde aşılamaz bir siyasi engel olarak görüyor. İşin hukuki bir boyutu da söz konusu. O da AB üyelerinden biriyle sınır anlaşmazlığı bulunan bir ülkenin, üyeliğinden önce bu anlaşmazlığı ortadan kaldırmasının gerekliliği.
Dördüncü bir sonuç da şu:
Uluslararası kamuoyu Türk tarafının açılımlarını olumlu bulmakla birlikte ihtiyatla karşılıyor.
Bir kuşkusu var: Bu açılımlar 'Annan Planı'nı gündemden düşürmeye yönelik olabilir. Bir de itirazı var: Bu açılımlar, kapsamlı çözümün yerini tutamaz.
Tüm bunlar karşısında resmi Türk görüşü şöyle formüle edildi konferansta: "Kıbrıs'ta çözüm süreci, Türkiye'nin AB üyeliği gerçekleşmeden tamamlanmayacaktır." Kendi adıma bunu ilk kez bu kadar net olarak işittim.
Peki yolu ne bunun? Bir çözüme varılsa bile anlaşmanın uygulanmasının Türkiye'nin AB üyeliğine kadar askıya alınması?
Peki dünya nasıl karşılıyor bu öneriyi? Ya Kıbrıslı Türkler? Anlamakta epey zorlanıyorlar ama yanıtlarını tahmin etmekte siz pek zorlanmazsınız sanırım...