AKP'nin Irak'ı

AKP Irak'a yaklaşımını düzeltiyor mu? </br>Belki de önce şunu sormak lazım: </br>AKP'nin bir Irak politikası var mı?</br>Dış politika elbette değişkendir.

AKP Irak'a yaklaşımını düzeltiyor mu?
Belki de önce şunu sormak lazım:
AKP'nin bir Irak politikası var mı?
Dış politika elbette değişkendir. Önce ulusal çıkarın nasıl tanımlandığına bağlıdır dış politika. Sonra da diplomasiden silaha kadar elinizdeki güce. Dolayısıyla bir siyasi tercih ve irade meselesidir. Hükümetten hükümete değişebilmesinin nedeni de budur.
Ancak değişken olması, savruk ya da tutarsız olmasını gerektirmez. Aksi halde güvenilirliğiniz ve inandırcılığınız zedelenir. Ulusal çıkar tanımını yapar, bölgesel ve küresel gücünüzü tartar, koyduğunuz hedeflere ulaşmak için gerekli stratejiyi ve taktikleri belirlersiniz. Diplomasinin doğasına pek uygun düşmese de tercihiniz o yöndeyse ilkesel, etik ya da ideolojik yaklaşımlar da etkileyici olabilir dış politikanızda.
1 Mart 2003'te, yani iktidara geldikten dört ay kadar sonra AKP'nin Irak'a yaklaşımı açısından belirleyici sayılabilecek bir karar alındı TBMM'de. Türkiye, Irak'ın işgali için kuzeyden cephe açmak isteyen ABD'ye topraklarını kullanma izni vermedi. Bu bir milattı AKP'nin Irak'a yaklaşımı açısından. Hatta Ortadoğu'ya yaklaşımı açısından.
Çünkü Irak, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin Afganistan'dan sonra ikinci ayağıydı. Dahası ABD'yle ilişkileri birebir etkilendi bu karardan. İkinci derecedeki etkileri ise Türkiye'nin bölge, AB ve uluslararası kamuoyu nezdindeki konumunda görüldü. ABD'yle ilişkileri ne kadar olumsuz etkilendiyse, itibarı o kadar arttı Türkiye'nin.
İlk bakışta Türkiye, kendisiyle gurur duyabileceği bir karar almıştı. İç ve dış kamuoyunun övgüsüne mazhar olan AKP de kararı sahiplenmekte gecikmedi. Başta asker olmak üzere devlet de, savaşı, Irak'ın parçalanmasına, dolayısıyla Kürt ayrılıkçılığı ve Şii köktendinciliğinin güçlenmesine yol açabilecek bir tehlike olarak algıladığından, karardan memnundu. Zaten Türkiye için öteden beri bir despotluk olsa da Baas rejiminin istikrarı, ucunda demokrasi olsa da Kürt ve Şiilerin iktidara gelmesinden yeğdi.
Gelgelelim, söylem düzeyinde 1 Mart 2003'teki karara bağlılık sürdürüldüyse de icraat daha ilk günden itibaren söz konusu kararın bir hata olarak görüldüğünü ve telafisi için kolların sıvandığını ortaya koyuyordu. Bunun en somut ve en çarpıcı göstergesi, aynı TBMM'nin (6 Ekim 2003) aldığı karardı. Henüz savaş başlamamışken ve savaşın önlenmesi zayıf da olsa hâlâ bir olasılıkken Amerikan askerlerine topraklarından geçiş olanağı tanımayan TBMM, savaş olanca şiddetiyle sürerken, üstelik tam da savaşın göbeğine Türk askeri göndermeyi kabul ediyordu! (Zaten Türk demokrasisinin başarısı ya da bağımsız dış politikanın şahlanışı olarak gösterilen ilk karar da Meclis çoğunluğundan ziyade, bir iç tüzük cilvesinin sonucuydu ya neyse...) Ancak bu sefer de başta Kürtler olmak üzere Irak'taki yerel güçler istemiyordu Türk askerini...
Gerek bu iki karar, gerekse ABD ile Türkiye arasında başgösteren irili ufaklı sorunlar (çuval vakası, Telafer vakası vb.) ya da halen süren anlaşmazlıklar (PKK, Kerkük vb.) her iki tarafın da karşılıklı irade beyanlarına rağmen yeni bir başlangıç yapılabilmesini engelledi.
AKP bir kez daha ters yola girdiğinde ise Irak'ta 50 yılın ilk serbest seçimi yapılıyordu. ABD'nin bir numaralı düşmanı İran'ın ya da Irak savaşına karşı en tutarlı ve ilkesel muhalefeti yürütmüş Almanya'nın bile alkışladığı seçimleri Erdoğan gayrimeşru ilan ediyordu.
AKP için yüzde 20'lik bir kesimin şu ya da bu nedenle seçimi boykot etmesi, yüzde 80'lik kesimin sandığa akın etmesinden daha mühimdi anlaşılan. Oysa tam da o seçimler sonucunda oluşturulan Irak'ın gelmiş geçmiş en temsili meclisi, önce devlet başkanı ve yardımcılarını seçti, sonra da hükümeti kurdu (İki Türkmen ve yedi kadın bakanlı bir hükümet bu). Şimdi oturup hem yeni bir anayasa yapacaklar hem de ülkeyi bir sonraki seçimlere hazırlayacaklar.
Tam da bu tablodur ki, AKP'yi ister istemez, girdiği ters yoldan gerisin geri çıkmak zorunda bıraktı ve Erdoğan'a hem Irak konusunda ABD'yle işbirliğine açık olduklarını (geçen haftaki AKP grubunda), hem de yeni Irak hükümetine her türlü yardıma hazır bulunduklarını (Irak'a komşu ülkelerin İstanbul'daki toplantısında) söyletti.
AKP'nin Irak'a yaklaşımdaki değişiminin en çarpıcı yansımalarından biri de yine Erdoğan'ın ağzından duyduk. Aradan geçen sürede AKP'nin direnişçileri ya da Erdoğan şehitleri 'terörist' olmuş ve Irak'ı bir 'antrenman sahası'na çevirmişlerdi.
Söylem düzeyindeki bu değişimin, somut icraata yansıması ise İncirlik'in kullanımı konusunda ABD'yle varılan anlaşma oldu.
Sonuç itibarıyla, AKP bugüne kadar Irak'a ilişkin olarak bütünlüklü ve tutarlı bir ulusal çıkar tanımı yapmış değil. Irak'ta ne kendi gücünü, ne ABD'nin gücünü ne de yerel unsurların gücünü doğru dürüst tartabildi (Kendine en yakın Türkmenler dahil). Bu nedenlerden ötürü soyut, ilkesel ve akademik yaklaşımların ötesinde bir strateji de geliştirebilmiş değil. Hal böyle olunca da bazen ters yönde kürek çekiyor, bazen de dalganın etkisiyle doğru yönde sürükleniyor.
Şimdi bu tabloya bakıp, Türkiye Irak'a yaklaşımını düzeltiyor denebilir mi? Evet. Peki AKP'nin bir Irak politikası var mı? Hayır.