AKP'ye güvenelim mi?

Türkiye'de bir hükümetin siyasi irade göstermekte zorlandığı başlıca iki konu vardır: Kıbrıs sorunu ve Kürt sorunu.

Türkiye'de bir hükümetin siyasi irade göstermekte zorlandığı başlıca iki konu vardır: Kıbrıs sorunu ve Kürt sorunu. Bir başka deyişle Kıbrıs sorunu ve Kürt sorunu, Türkiye hükümetlerinin siyasi iradelerinin turnusol kâğıdıdır.
Bu açıdan bakıldığında, AKP'nin Kıbrıs sınavını başarıyla geçtiği rahatlıkla söylenebilir. Baştaki iktidar acemiliği, dosyaya yeterince hâkim bulunmama, BM gözetimindeki görüşme sürecinin Irak'ta savaş süreciyle çakışması gibi nedenlerden kaynaklanan bocalamaya karşın AKP Kıbrıs sorununda kısa sürede toparlanıp doğru yola koyuldu. Ve sonuçta siyasi iradesini ortaya koyarak sorunun değil, çözümün parçası olmayı başardı. Pratik sonucun sağlanamamış, yani Kıbrıs sorununun çözülememiş bulunması, bu gerçeği değiştirmez. Üstelik AKP bu başarıya imza atarken gerek toplum gerekse devlet nezdindeki hassasiyetleri ve dengeleri gözetmeyi de bildi. Kıbrıs'ta sonuca ulaşılamadı ama daha az önemli olmayan bir ulusal yarar elde edildi: Kıbrıs sorunu, Türkiye'yle AB arasında üyelik görüşmelerinin başlamasının önünde siyasi bir engel olmaktan çıkarıldı. Bkz. 17 Aralık 2004...
Bugünün konusu, AKP'nin aynı siyasi iradeyi Kürt sorununun çözümünde de gösterip gösteremeyeceği. Siyasette, söylem önemlidir. Kıbrıs'ta da her şey AKP'nin yeni söylemiyle başlamıştı. Dolayısıyla, Erdoğan'ın önceki gün söyledikleri, Kürt sorununun esaslı ve kapsamlı çözüm süreci için bir başlangıç oluşturabilir. Erdoğan, "Kürt sorunu ve pek çok sorun demokratikleşme, Cumhuriyet ilkeleri ve anayasal çerçeve içinde çözülebilir" diyor. Hem açıkça Kürt sorunu ifadesini içermesi, hem de sorunun demokrasiyle çözülebileceğine işaret etmesinden ötürü tarihi önemde sözler...Bu çıkış pekâlâ AKP'nin Kıbrıs sorununda çözüme dönük politikasının, Kürt sorununa yaklaşımındaki izdüşümü olarak yorumlanabilir.
PKK Kürt sorununun bir parçası, çarpık bir uzantısı. Kürt sorunu, PKK sorunundan çok daha derin. Dolayısıyla çok daha kapsamlı bir çözüm gerektiriyor. PKK'yla askeri yoldan mücadelesini sürdürmek Türkiye'nin meşru hakkı. Ancak PKK'nın 'bitmesi'nin Kürt sorununu ortadan kaldırmayacağı ortada. Kaldı ki Kürt sorununun bitmesi için PKK'nın ille de ortadan kaldırılması gerekmiyor. Daha doğrusu şu konjonktürde ve en azından kısa vadede PKK'yı bitirmek gerçekçi bir hedef olarak görünmüyor. Önemli olan, örgütü marjinalize etmek, edebilmek. Elbette her ülke ve sorun kendine özgüdür ancak Britanya, Fransa ve İspanya'nın sırasıyla Kuzey İrlanda, Korsika ve Bask sorunlarıyla boğuşurken yaptıkları, yapmaya çalıştıkları bu. Terörle hem askeri hem sivil yollarla mücadele etmek, demokratik kazanımlardan feragat etmemek, hatta pekiştirmek. Tam da bu yüzden Kuzey İrlanda, Korsika ve Bask sorunları, demokrasi ve insan hakları bağlamında değerlendirilmiyor; söz konusu ülkelerin demokratik
niteliğine gölge düşürmüyor.
Türkiye açısından PKK'yı marjinalize etmenin bir yönü, elbette askeri, polisiye ve istihbarat yöntemleriyle örgüte silahlı mücadele ve şiddetin hiçbir başarı şansı olmadığını göstermek. Ama işin daha önemli yönü, Kürt sorunundan çıkış için, bu sorunun mağdurlarına silahtan ve şiddetten başka bir çözüm yolu olduğunu net biçimde göstermek. Türkiye işin ilk yönündeki başarısını, ikinci yönüne pek yansıtamadı bugüne kadar. Evet bir dizi reform yapıldı ve bunlar elbette çözüm sürecinin bir parçası ama Kürt sorunu hâlâ büyük ölçüde ortada duruyor. Bu açıdan Erdoğan'ın, "Örgütün istismar ettiği dengesizlikleri, eksikleri terörle birlikte ele alıyoruz" demesi de umut verici.
AKP Kürt sorununun çözümü için öngördüğü demokratik açılımı, bu açılımı ekonomik, kültürel, politik ve sosyal alanlarda somut icraata dönüştürecek bir siyasetle uygulamaya geçirebildiği ölçüde Türkiye'nin önü açılacak. AKP Kıbrıs sorununda bunu yaptı. Bakalım Kürt sorununda da yapabilecek mi?