Ankara-Brüksel: Ne bir ses ne bir nefes

Negatif ve yapıcılıktan uzak geçen son toplantının ardından 'İlişkiler rayında, müzakereler ilerliyor' mesajı bile verilememiş.

Haber önceki gün Milliyet gazetesinde yayımlandı, Brüksel’den Güven Özalp’in imzasıyla… Özeti şöyle:
“Türkiye ile AB arasındaki en yüksek karar organı Ortaklık Konseyi’nin 49. toplantısında (…) taraflar birbirini sert mesajlarla eleştirdi. Bir AB yetkilisi toplantıyı ‘oldukça negatif ve yapıcılıktan uzak’ olarak tanımlarken Ankara ile Brüksel hemen her konuda ayrı telden çaldı (…) Basın toplantısında, müzakerelerin başladığı 2005’ten bu yana işler kötüye gitse bile kullanılması gelenek haline gelen, “İlişkiler rayında, müzakereler ilerliyor” mesajı bile verilemedi.
Tarafların sözlerini esirgemediği toplantıda Türkiye vize muafiyeti verilmemesi, müzakerelerin siyasi engellere takılması ve dış politika alanında stratejik diyalog eksikliği konularını eleştirilerinin odağına yerleştirdi. AB kanadı ise aralarında basın özgürlüğünün de bulunduğu temel özgürlükleri ön planda tutan bir yaklaşım benimsedi.
Toplantıya katılan bir birlik yetkilisi, “AB kararlı ve net mesajlar verdi. Türk tarafından ise yeni bir şey duymadık” ifadelerini kullanırken (…) gerek Dışişleri Bakanı Davutoğlu gerekse Başmüzakereci Bağış’ın verdiği, ‘Seçimler sonrasında AB yolunda daha çok çalışılacağı’ yönündeki mesaj ise AB çevrelerinde ‘ihtiyatlı bir iyimserlik’le karşılandı.”
Güven, yılların deneyimiyle az lafla çok şey anlatmayı başarmış.
Haberden yansıyan fotoğraf Türkiye-AB ilişkilerinin gelip dayandığı, tıkandığı noktayı gösteriyor.
Müzakere süreci fiilen bitmiş durumda. Geçen yıla kadar her altı ayda bir başlık açılabiliyordu; gelgelelim son 10 aydır tık yok. Zaten topu topu üç başlık var açılabilecek, onlar da açılamıyor. Diğerleri vetolu ya da bloke. Üç başlıktan birinin yakın gelecekte açılabileceğine ilişkin bir umut da yok. 2002-2007 döneminde sürekli ileri giden Türkiye’nin AB treni, üç yıldır yerinde sayıyor. Bu, işin teknik yanı.
Asıl önemlisi ise işin siyasi yanında. Güven’in haberinden de anlaşılacağı üzere bir ‘sağırlar diyaloğu’ söz konusu Türkiye ile AB arasında artık. Öncelikler farklı, daha doğrusu uyumsuz. Beklentiler karşılanamıyor. Çözümler değil, sorunlar konuşuluyor. Güvensizlik giderek derinleşiyor. İnandırıcılık hayli azalmış durumda.
Kilidi çözüp Türkiye-AB trenine yeniden ivme kazandırabilecek Kıbrıs’tan da iyi haber gelmiyor. Geleceği de yok gibi. Toplum liderleri arasında aylardır yürütülen müzakerelerde neredeyse yaprak kımıldamıyor. BM, süreci noktalamayı göze alamadığı için sürekli uzatmaya gidiyor.
Yeterince tıkanma noktası yokmuş gibi bir de vize anlaşmazlığı çıktı. O haklı bu haksız bir yana, Türkiye-AB ilişkileri ‘vize muafiyeti’ne indirgendi. Sanki Türkiye’nin AB’den tek beklentisi vatandaşlarının Avrupa’ya vizesiz girip çıkabilmesiymiş gibi…
Özet olarak, Türkiye ile AB mevcut anlaşmazlıklarını gideremediği gibi yeni anlaşmazlıklar biriktiriyor.
Başbakan Erdoğan’ın Avrupa Konseyi’ndeki performansı bu birikimin Türkiye’yi yönetenleri nasıl bir haletiruhiyeye soktuğunu gösteriyordu.
Hal böyle olunca Erdoğan’ın seçim beyannamesini açıkladığı 1.5 saatlik seçim konuşmasında AB üyeliğine topu topu dört cümle ayırmasına da şaşırmamak lazım.

.