Annan anlatıyor

Bugün Kıbrıs'ta çözüm sürecinde 'bundan sonrası'nı yazacaktım.

Bugün Kıbrıs'ta çözüm sürecinde 'bundan sonrası'nı yazacaktım. Ancak 'Annan Raporu'nu okuduktan sonra anladım ki Annan'ın 'bundan öncesi'ne ilişkin bazı saptamalarını atlamak haksızlık olacak. Saptamalar yoruma yer bırakmayacak kadar açık:
Denktaş 4 Ekim 2002'de varılan görüş birliğine karşın teknik komitelere yapacağı atamaları üç ay geciktirdi.
12 Temmuz 2000'de özel danışmanım (De Soto) liderlere üzerinde düşünmeleri için temel konulara ilişkin bazı ham fikirler sundu. Klerides varsayımsal bir tartışmaya girmek istemese de başlangıç pozisyonundan ayrılma yönünde bir rıza gösterdi. Ancak Denktaş zeminin manalı görüşmeler için hazır olmadığı görüşündeydi.
8 Kasım 2000'de süreç ve öze ilişkin yaptığım öneri olmayan sözlü açıklamanın ardından Denktaş dolaylı görüşmelerin miyadını doldurduğunu ilan etti ve Ocak 2001 için yaptığım görüşmeleri sürdürme davetimi geri çevirdi. Denktaş bu tutumunu kamuoyu önünde söz konusu açıklamamı ciddi ölçüde çarpık yorumlayarak sürdürdü. Denktaş özel danışmanımın tüm çabalarına karşı bu çarpıtmalardan vazgeçmedi.
Haziran 2002'ye uzanan süreçte yurttaşlık konusunda önemli bir tartışmaya girilmişti. Denktaş tartışmayı yarıda kesti.
Denktaş BM'nin kapsamlı bir rol oynamasına karşıydı. Denktaş'ın bu tutumu Ankara'dan tam destek görüyordu. Doğrudan görüşmeler sürecinde amaç anlaşmayı Kıbrıs'ın AB'ye katılımı öncesinde bitirmek, böylece AB'ye yeniden birleşmiş Kıbrıs'ın girmesini sağlamaktı. Ancak Denktaş'ın bu konudaki tutumu tutarlı değildi, 4 Aralık 2001 tarihli açıklamasıyla (AB üyeliğine ilişkin olumlu sözler) sık sık ters düşüyordu.
Denktaş'ın geciken yanıtı (Annan Planı için) Kopenhag zirvesi öncesinde görüşme yapılabilmesi için pek zaman bırakmadı.
Kopenhag zirvesi öncesinde Türk tarafından gelen öneriler (Annan Planı'na ilişkin) ne yazık ki uç derecede genel ve daha ziyade kavramsaldı.
Anlaşmada kullanılacak terminoloji konusunda Denktaş bir öneride bulundu. Klerides öneriyi kabul etti. Bunun üzerine Denktaş öneriyi geri çekti. (Yanlış okumadınız, aynen böyle yazıyor. Bekleyin, beteri var).
Denktaş'ın geciktirmesi nedeniyle teknik komiteler işe üç ay sonra başlayabildi. Var olan zamanın yüzde 60'ı gitmişti. Türk tarafını temsil eden komite üyeleri gönülsüzce ve rezervli hareket ediyordu. Muhtemelen kısıtlayıcı talimatlar alıyorlardı. Zaten Denktaş benim şubat sonundaki Kıbrıs ziyaretimin ardından komitelerin çalışmasını durdurdu.
Türk tarafı Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengenin korunmasına büyük önem veriyordu. Ancak defalarca rica edilmesine karşın bunun nasıl mümkün olabileceğine ilişkin ayrıntıya girmediler. (Nasıl ama!)
Denktaş Mayıs 2002'de kendisine sunduğum mektubun lafzını ve ruhunu kamuoyuna gerçeğinden hayli farklı yansıttı.
(Ve işte beteri:) Özel bir görüşmede Denktaş Klerides'e yurttaşlık verilen Türkiyelilerin sayısının 'topu topu 30-35 bin' olduğunu söyledi. Bunun üzerine Klerides eğer bu rakam doğruysa ve kendisine bir liste verilirse tüm bu kişilerin Kıbrıs yurttaşı olabileceğini ve başlangıç pozisyonunda (adaya 1974'ten sonra gelen tüm Türkiyelilerin geri gönderilmesi) ısrar etmeyeceğini belirtti. Denktaş özel danışmanıma bir liste sunmayı kabul etti, ancak bu listeyi hiçbir zaman sunmadı. Dahası, sayıya ilişkin tahminini ufak ufak artırdı ve 60 bine kadar çıkardı.
Ne yazık ki Türk tarafıyla toprak konusunu somut biçimde konuşmak hiçbir zaman mümkün olamadı.
Denktaş Ocak ve Şubat 2003'te planı referanduma sunup evet sonucu çıkarsa istifa etmekten bahsetti. Ancak 10 Mart'ta Lahey'de referandumu reddetti.
İşte böyle... Ve Annan toparlıyor:
Denktaş öze ilişkin konulara girdiğinde hep genel kavramsal noktalara ve Kıbrıs sorununun geçmişine ve bugünkü durumuna ilişkin kendi hukuki yorumlarına ağırlık verdi. Oysa anlaşma bu hususları geride bırakıp pratik biçimde gelecek için çözümler üretmeyi gerektiriyordu. Bir iki istisnai durum dışında Denktaş al-ver temelinde görüşme yapmaya yanaşmadı.
Denktaş Kıbrıs'ın AB üyeliğini bir fırsat olarak değil, bir tuzak ve bir tehdit olarak görüyordu.
Denktaş 1960'ların çatışmacı ortamından Kıbrıs'ın AB üyeliğinin eşiğinde durduğu bir Avrupa'ya gelindiğini, dünyanın değiştiğini kabul etmiyor.
Tüm çabalarım sırasında Yunanistan'ın güçlü desteğini arkamda görmekten memnuniyet duydum. 3 Kasım 2002 iktidardan düşen Türk hükümeti ise Denktaş'a koşulsuz destek verdi...
Herhalde Rumların 16 Nisan'da o imzayı niye tek başlarına attığı şimdi daha iyi anlaşılıyor...