Arap Birliği lütfetti

Arap Birliği hafta başı, Irak Geçici Yönetimi'ni tanımama kararını değiştirip Zebari'yi Kahire toplantısına çağırdı.

Arap Birliği denen örgüte 22 ülke, daha doğrusu 22 ülke rejimi üye. Örgüt zaman zaman toplanıp 'kararlar' alır 'bildiriler' yayımlar. Favori konuları Ortadoğu sorunu, boy hedefleri İsrail, hobileri Yahudi devletini lanetlemektir. (Bir de eskiden Irak'a yönelik sınır ötesi harekâtlarından dolayı Türkiye'yi kınamaktan ayrı bir zevk alırlardı). Doğrusunu isterseniz kıymeti kendinden menkul karar ve bildirilerdir bunlar. Çünkü altlarındaki imzaların sahiplerinin hiçbiri demokratik yoldan gelip oturmamıştır o koltuğa. Ne devlet başkanı ne dışişleri bakanı. Hiçbiri.
O yüzden bir ülkeler ya da halklar değil bir rejimler birliğidir Arap Birliği. Monarşik ya da oligarşik ama mutlaka totaliter ya da diktatoryal rejimler birliği.
İşte bu birlik bir ay kadar önce yine bir 'karar' aldı ve Irak'ta geçici olarak oluşturulan yeni yönetimi tanımadığını bildirdi. Saddam Hüseyin'in halkının yüzde 80'iyle kanlı bıçaklı despot rejimini, polis devletini yıllarca bağrına basmış örgüt, halkın tüm bileşenlerinden temsilciler barındıran, siyasi hedeflerinin başına bir an önce seçimler düzenlemeyi koyan yeni yönetime bir şans vermeye yanaşmıyordu. Gerekçe şaka gibiydi: Yeni yönetim meşru değildi, halk tarafından işbaşına getirilmemişti! Bu doğruydu doğru olmasına da bu gerekçeyle bir karar alabilecek herhalde son örgüt Arap Birliği'ydi. Dünyanın hemen hemen tüm demokratik ülkelerini çatısı altında toplayan Birleşmiş Milletler bile Irak'ın yeni yönetimini kabullenmişken üstelik.
Aynı Arap Birliği hafta başında 'karar'ını değiştirdi ve işgal altındaki Irak'ın ABD-Britanya güdümlü yönetiminin daha geçen hafta göreve getirilmiş dışişleri bakanı Hoşyar Zebari'yi Kahire'de yapılacak toplantısına davet etti. Zebari de koşa koşa gelip salondaki yerini aldı.
Arap Birliği'nin çark etmesinde başlıca üç neden öne çıkıyor:
İlk 'karar'larının kendi kamuoylarına hoş görünmekten başka hiçbir işe yaramadığını görmeleri; yeni yönetimin gerek içerde gerek dışarda iyi kötü bir etkinlik kazandığını ve doğru dürüst bir alternatifinin bulunmadığını fark etmeleri; ve kararlarında diretmeleri durumunda Irak'ın yeni yönetimini kendilerine yabancılaştırıp ülkenin yeniden yapılandırılması sürecinden dışlanmak tehlikesiyle karşı karşıya kalarak orta ve uzun vadede kendi çıkarlarını baltalayacaklarını anlamaları.
Gelinen noktada Arap Birliği lütfetti ve bir yıl sonra gözden geçirmek üzere başlangıçtaki 'karar'ını değiştirdi.
Zebari bizde Türk askerlerine ilişkin açıklamalarıyla gündeme geldi ama Arap Birliği toplantısında yaptığı konuşma da hayli önemliydi. Önce 'Arap kardeşler'inin duymak istediği şeyi söyledi: Filistin davasına tam destek. Iraklı bakan böylece geçici yönetimin Ortadoğu sorununda ABD, daha doğrusu İsrail yanlısı bir politika izleyebileceğine ilişkin kuşkuları gidermeye çalıştı.
Ardından asıl mevzuya geldi Zebari ve Arap meslektaşlarının ne derece duymak istediklerini kestiremediğim şu ifadeleri kullandı:
"Size insan hakları ve demokrasiye saygılı yeni bir Irak vaat ediyorum.Yeni Irak Saddam'ın Irak'ından farklı olacak. Yeni Irak siyasi çoğulculuk, anayasal ve demokratik ilkeler üzerinde yükselecek. Yeni Irak'ın önceliği Irak halkının insan haklarını korumak, ülkenin başına musallat olmuş terörizme karşı kararlılıkla mücadele etmek olacaktır.
Bir de şu cümle tabii: "Hükümet Kurulu'nun meşruiyeti hiç kuşku yok ki tek kişilik totaliter Saddam Hüseyin'in rejiminden çok daha sağlamdır."
Sen gel de bunu Arap Birliği'ne anlat.
Sonuç olarak Irak'ın yeni yönetimi bölgesel bir diplomatik başarıya imza attı ve Financial Times'ın dünkü başyızısında da dendiği gibi 'koşullu da olsa geçici de olsa istediğini aldı.' Kurul böylece hem bölgesel hem de uluslararası manevra alanını genişletti. Yakında OPEC ve BM'ye de kapak atarlarsa şaşırmayın.