Azerbaycan mı demokratik?

Ne zamandır aklımda ama bir Irak bir Kıbrıs derken bir türlü yazamadım. Gül, Aliyev'in Ankara'da şifa aradığı günlerde, Azerbaycan'ın sahne olabileceği siyasi gelişmelere ilişkin bir soruyu yanıtlarken, "Tabii Azerbaycan demokratik bir ülkedir..." ifadesini kullandı.

Ne zamandır aklımda ama bir Irak bir Kıbrıs derken bir türlü yazamadım. Gül, Aliyev'in Ankara'da şifa aradığı günlerde, Azerbaycan'ın sahne olabileceği siyasi gelişmelere ilişkin bir soruyu yanıtlarken, "Tabii Azerbaycan demokratik bir ülkedir..." ifadesini kullandı. Eğer demokrasi göreceli bir olgu olsaydı tabii ki Azerbaycan'da demokrasinin varlığından söz edilebilirdi. Ama kişisel siyasi geçmişi itibarıyla Gül'ün gayet iyi bilmesi gerekir ki demokrasi ya tam vardır ya hiç yoktur. Yarım yamalak demokrasi olmaz.
Azerbaycan, demokrasinin bazı şekil şartlarını yerine getirmiş olabilir. Sonuçta Avrupa Konseyi üyeliği onaylanmış bir ülkedir ne de olsa Azerbaycan. Çok-sesli bir basın, muhalif siyasi partiler, faal bir sivil
toplum söz konusu. Hatta mesela yanı başındaki Türkmenistan'la ya da Özbekistan'la kıyaslandığında siyasi özgürlükler açısından epey yol almıştır Azeriler. Ancak belirleyici ölçüt hukukun üstünlüğüyse
diktatoryal değilse bile otokratik bir ülkedir Azerbaycan.
Sovyetik düzenin sona ermesinden sonra Doğu Avrupa'nın aksine Kafkasya ve Orta Asya demokratik dönüşümü gerçekleştiremedi. Komünizm gitti ama liberalizm de bir türlü gelmedi. Ne siyasi, ne ekonomik. Epey içsel ve dışsal nedenleri var bu başarırısızlığın. Ama elbette en başında liderliklerin, iktidarı doğrudan doğruya halkla paylaşma konusundaki basiretsizliği geliyor. Aliyev de o liderlerden biri. Ermenistan ve Gürcistan kaotik bir demokratikleşme sürecine sürüklenirken, Orta Asya ülkeleri böyle bir riske girmeyi göze alamadı. Azerbaycan bu açıdan 'ara bölge.' İstikrarlı ama demokratik değil. 'Kafkasya'nın Kuveyt'i'
diye anılacak ölçüde ekonomik potansiyeli var (petrol, doğalgaz) ama yolsuzluk diz boyu (Ülke Uluslararası Şeffaflık örgütünün listesinde son 10'un içinde).
Aliyev'in hanedanlık çağrışımları yapmasına karşın oğlu İlham'ı (The Economist'in zekice benzetmesiyle Kim Jong-İlham) halefi olarak ataması prosedürel açıdan bakıldığında bir Meclis kararıyla gerçekleşti. Ancak şunu unutmamak gerekir ki şu an işbaşında bulunan meclis dahil Aliyev döneminde hiçbir meclis 'adil ve özgür' seçimler sonucunda seçilmedi. O seçimlerin hiçbiri başta AGİT olmak üzere uluslararası gözlemcilerin hiçbirinden geçer not alamadı. Daha ziyade ismi var cismi yok bir meclis bu.
Türkiye biraz hamaset, biraz çıkar gereği başından beri Azerbaycan'da (ve genelde Orta Asya'da) istikrarı demokrasiye yeğ tuttu. O derece ki bugün Azerbaycan'ın demokratik güçleri Ankara'ya karşı bir hayal kırıklığı, bir gönül kırgınlığı içinde.
Elbette AKP'nin birdenbire söz konusu rejimlere karşı tavır alması söz konusu olamaz. Ancak Özal'la başlayıp Demirel'le zirveye çıkarak Sezer'le süren bu hoşnutsuzluğu 'Azerbaycan demokratik bir ülkedir' deyip perçinlemek, AB yolunda bugüne kadarki en cesur demokratikleşme adımlarını atan AKP'nin işi olmamalı (Hatırlıyorum da hem Demirel'in gitmesine hem de 'demokrat ve huhukçu' biri diye Sezer'in cumhurbaşkanlığına getirilmesine nasıl da sevinmişti Azeri muhalefeti).
AKP'ye düşen bizzat Gül'ün son İslam Konferansı Örgütü toplantısında Arap âlemine yönelik olarak dile getirdiği vizyon değişikliğini Kafkasya ve Orta Asya'ya da uyarlamak.
Ne diyordu Gül konuşmasında: "Taze bir vizyon doğrultusunda hareket etmeliyiz; iyi yönetim, şeffaflık ve sorumluluk bilincinin ışığında temel hak ve özgürlüklerin (...) el üstünde tutulduğu, boş laf ve sloganlara yer vermeyen bir vizyon. Kısacası önce kendimize çekidüzen vermeliyiz. Ruhani değerlerimizden güç alırken kılavuzumuz akılcı düşünce olmalı."
Buna Azerbaycan'ın da Orta Asya'nın de en az Arap âlemi kadar ihtiyacı var.