Azor nere Çorum nere?

Geçenlerde yazdığım bir yazıyı şu 'temenni'yle bitirmiştim: 'Umarım Ankara ABD'ye karşı Irak kozunu, AB'ye karşı Kıbrıs kartını oynadığı gibi oynamaz.'

Geçenlerde yazdığım bir yazıyı şu 'temenni'yle bitirmiştim: 'Umarım Ankara ABD'ye karşı Irak kozunu, AB'ye karşı Kıbrıs kartını oynadığı gibi oynamaz.' Maalesef tam da korktuğum gibi oldu. Dün itibarıyla gelinen noktada ABD'yle Irak diplomasisini tanımlamak için kullanılacak tek bir sözcük geliyor aklıma: Fiyasko.
Türkiye ABD'ye karşı Irak kozunu doğru oynayabilseydi Erdoğan Ortadoğu'nun yeniden yapılandırılmasında söz almak için pazar günü Bush, Blair ve Aznar'la birlikte Azor'da olabilirdi. Ama o yerel seçimde AKP adayına oy istemek için çarşamba günü partiden arkadaşlarıyla Çorum'da olmaya mahkûm etti kendini. Bir önceki tezkere oylamasında Irak'a karşı ABD'yle tam işbirliğine 'Hayır' demek ne kadar parti içi demokrasiyi temsil ediyorsa Azor'a gitmek varken Çorum'un yolunu tutmak o kadar ulusal çıkarlara hizmet ediyor.
Artık acemilikten mi, ideolojik angajmandan mı bilemem. Ancak AKP'nin Kıbrıs'tan sonra Irak'ta da çuvalladığı ortada... Acısı ne zaman, nasıl çıkacak kestirmek zor ama ABD'yle ilişkilerin ciddi tahribata uğradığı da.
Fakat hayır, böylesi bir stratejik miyopinin tüm sorumluluğu hükümete yüklenemez. Hatanın büyüğü siyasi sorumlu olarak hükümette olabilir. Ama kimse kendini işin içinden sıyırmaya çalışmasın. Muhalefet partisinin, Cumhurbaşkanlığı'nın, askerin, Dışişleri'nin, Hazine'nin, medyanın, danışmanların... herkesin payı var gelinen noktada. Kolektif bir hata bu.
11 Eylül 2001'den itibaren olup bitenler doğru okunamadı. Şu iki temel nokta görülemedi ve hâlâ da görülebilmiş değil:
1 - Bu savaş kaçınılmaz. BM'li ya da BM'siz. Savaşı ancak tek bir kişi önleyebilir: Saddam Hüseyin.
2 - Bu savaşın tek bir amacı var, o da 11 Eylül 2001'in yinelenmesini önlemek için Büyük Ortadoğu'nun siyasi ve sosyoekonomik iklimini köktendinci terörizme karşı 'sterilize etmek.'
Bunları söylemenin savaşı desteklemekle ilgisi yok; okuduğunu anlamakla, dünyayı izlemekle, gerçekçilikle ilgisi var.
Oysa bu ülkede bunları yazıp çizenler 'savaş yanlısı' ilan edildi.
Hadi o neyse ciddi ciddi Türkiye'nin savaşı önleyebileceği, ABD'nin bir B planı bulunmadığı iddia edildi. İşin garibi hâlâ ediliyor. Bir ülkenin 350 milyar dolarlık savunma bütçesi olacak ama bir B planı bulunmayacak. Allah akıl fikir versin...
Türkiye bu gibi fikir fukaralığının etkisi ve yukarıda değindiğim tüm güç odaklarının elbirliğiyle söz konusu iki temel noktayı kafasında netleştiremedi. Bu yüzden hep yalpaladı. Oysa Türkiye'nin yapması gereken, söz konusu iki temel saptamanın ışığında uluslararası konumunu gözden geçirdikten sonra ulusal çıkarlarını göz önünde bulundurup gücünü tartarak realist ve pragmatik bir politika izlemekti.
Onurlu dış politika literatürde bulunmamakla birlikte kulağa hoş gelen bir kavram. Ama onurlu dış politika her zaman doğru dış politika değildir. Dış politikada kamuoyunun beklentileri etkileyici unsurdur, belirleyeci unsur değil. Bireyler ve halklar elbette savaşa karşıdır. Aksini düşünmek imkânsız. Ancak demokrasilerde hükümetler bazen halkın isteklerine ters kararlar da alır. Bugün ABD'nin Irak'a karşı savaşını hiçbir halk desteklemiyor. Ama 30'a yakın ülke hükümeti ABD'nin yanında. Kaldı ki Türkiye bir Danimarka değil. Jeostratejik konumu gereği savaşın içinde olmak durumunda.
Meclis'te dün alınan karar ABD'yle ilişkilerdeki tahribatı gidermeye yetmeyecek. Almanya, Fransa bile ABD'ye tüm muhalefetlerine karşın hava sahalarını tereddütsüz açmışken Türkiye'nin dün bu yönde aldığı karar tam da Amerikalıların deyişiyle 'çok geç çok az.' Üstelik artık yardım paketi falan da yok ortada. Meclis kararının ikinci kısmı, yani yurtdışına asker göndermeye gelince... ABD'yle net bir siyasi-askeri mutabakat sağlanmadan atılacak bu yönde bir adım söz konusu tahribatı derinleştirebilir. Dahası Kuzey Irak'ta, başta Kürtler olmak üzere üçüncü taraflarla başka
'komplikasyon'lara yol açabilir.
Stratejik bir karar alma noktasında ekonomik alanda kârzarar hesabıyla, askeri-siyasi alanda korkularıyla hareket eden bir devletin Türkiye'yi getirip dayadığı nokta bu.
Beterinden sakınalım.