Babadan kalma diktatör

Ortadoğu'nun en sıkı örgütlenmiş polis devleti Suriye'de. İsyancıların işi Libya'dakilerden den daha zor.

Ortadoğu’nun ikinci kuşak diktatörlerinden Beşar Esad, hiç ama hiç şaşırtmadı önceki günkü konuşmasıyla. Rejimi savundu sonuna kadar. Aksine ‘reform’ sözü verseydi, şaşırmak gerekirdi.

Babasından Ortadoğu’nun en sıkı diktatörlüğünü devraldı Esad 11 yıl önce. Hafız Esad’ın Suriye’si, azınlığın çoğunluğa hükmettiği bir polis devletiydi. Bugün de öyle.
Beşar Esad’ın rejimi yumuşatabileceğine ilişkin umut, kısa sürede boş çıktı. Rejim adım atmayınca, 2005’te dile getirilmeye başlanan demokratik talepler ‘babadan kalma’ yöntemlerle bastırıldı: Öldürmeler, kaybetmeler, sürgüne göndermeler, hapis cezaları, işkenceler…
O zamandan bu yana kimsenin gıkı çıkamıyordu ülkede. Esad, bazı jestler dışında Suriyelilere nefes aldıracak dişe dokunur tek bir adım atmadı iktidarı boyunca.
Gelgelelim Ortadoğu’da esen isyan rüzgârı, 10 gün kadar önce Suriye topraklarına da ulaştı. Günlerdir ezici çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu Suriyeliler sokakta.

Hakaretten ibaret
Ne istiyorlar peki? Siyasette söz hakkı istiyorlar. Despot rejimin değişmesini istiyorlar. ‘Muhaberat’ baskısının son bulmasını istiyorlar. Yolsuzluğun ve adam kayırmacılığın bitmesini istiyorlar. Sosyoekonomik koşullarının iyileştirilmesini istiyorlar.
Çünkü Esad’ın bebek yüzü, eşinin Batılı duruşu yetmiyor halka, hatta batıyor. İsrail’e karşı dik duruş, direniş örgütlerine destek, Türkiye’yle gelişen ilişkiler de temize çıkaramıyor rejimi.
Peki istekleri karşılığında ne aldılar ‘lider’lerinden önceki gün? Hakaret.
Esad göstericileri düpedüz komplocukla suçladı. Demagojinin dibine vurdu. ‘Reform falan beklemeyin’ demeye getirdi. 50 yıllık olağanüstü hali bırakın kaldırmayı, gevşeteceğini bile söylemedi. Gösterileri başta İsrail olmak üzere ‘dış mihrak’ların kışkırtması olarak niteledi.
Böylelikle, yalnızca gerçeklerden kopukluğunu ya da gerçekleri görmek istemediğini göstermedi Esad. Aynı zamanda başında durduğu otokratik Baas rejimini, bir reform süreci başlatarak insan haklarına saygılı bir demokratik düzene çevirme gibi bir iradesinin bulunmadığını da açıkça ortaya koydu.

Kaddafi’nin izinde...
Demek ki Suriye’yi ‘Arap baharı’nın dışında tutabileceğine inanıyor Esad. Konuşmasına bakılırsa, her ne pahasına olursa olsun sonuna kadar direnecek; Bin Ali’nin, Mübarek’in değil, Kaddafi’nin izinden gidecek.
Zaten işaretler de o yönde. İsyanın daha ikinci haftası dolmadan, ölü sayısı en az 70 olarak veriliyor.
Suriye rejimi Tunus’taki, Mısır’daki gibi ‘tabansız’ değildir. Bu açıdan da Libya’ya daha çok benzer. Libya’daki kabilecilik bağının yerini Suriye’de mezhepçilik tutar. Sadece Alevi azınlığa dayanmaz rejim, daha da azınlıktaki Dürzi ve Hırıstiyanlarla da ittifak halindedir.
Rejim, bekası uğruna tabanına ne kadar muhtaçsa, taban da sosyoekonomik konumunu koruyabilmek için rejime muhtaçtır Suriye’de. Esad’ın konuşmasının iki cümlede bir alkışlarla kesilmesi, Şam’da on binlerce insanın yürümesi boşuna değil.
Tabii son derece iyi örgütlenmiş bir diktatörlük Suriye’deki. Tüm kilit noktalar sadık aile, sülale ve mezhep üyelerinin elinde. En az 12 istihbarat teşkilatı var Esad’ın.
Son olarak, bekasını koruyabilmek için nereye kadar gidebileceğini 1982’de ‘Hama katliamı’yla dehşetengiz bir biçimde göstermiş bir rejimle karşı karşıyayız. Başka bir çağda yaşadığımız, Ortadoğu’da yepyeni bir konjonktür bulunduğu gibi gerçeklere pek aldırış etmeyebilecek bir rejim.
Tam da bu nedenlerden rejimin karakteri bir yana, figürlerinin değişmesi bile Tunus ve Mısır’daki gibi kolay olmayacak Suriye’de. Hatta, Libya’dan da zor olabilir…

.