Bundan sonrası

Geçen pazar günü kendi kendini yönetme deneyimi yok denecek kadar az bir ülkede halka, kendilerini kimin, neye göre, nasıl yöneteceğini belirlemede söz hakkı tanındı. Halkın ezici çoğunluğu da bu hakka sahip çıktı.

Geçen pazar günü kendi kendini yönetme deneyimi yok denecek kadar az bir ülkede halka, kendilerini kimin, neye göre, nasıl yöneteceğini belirlemede söz hakkı tanındı. Halkın ezici çoğunluğu da bu hakka sahip çıktı.
Hiç kimse Irak'taki seçimlerin ideal koşullarda gerçekleştirildiğini, Irak halkının iradesinin tam olarak sandığa yansıdığını ileri sürmüyor, süremez de.
Bu, en hafif deyişle safdillik olur. Ama seçimlerin bir kandırmacadan ibaret olduğunu, hiçbir kıymeti harbiyesinin bulunmadığını ileri sürmek de en başta o gün sandığa gidip tercihini yapan milyonlarca insana hakaret olur. Hele hele halkın iradesinin sandığa eksik yansımasının sorumlusu, seçimin arkasındaki değil karşısındaki güçlerse.
İşgal ve şiddet sarmalındaki bir ülkede seçim yapılmış, yapılabilmiş olması bile başlı başına bir başarı. Iraklılar 30 Ocak 2005'te yıllardır reva görüldükleri siyasi kulluktan çıkıp yurttaş olma yolunda bir adım attı. Yalnızca Irak için değil, tüm Ortadoğu için bir milat olarak tarihe geçebilir 30 Ocak 2005. Eğer bu başarı, Irak'ın normalleşme sürecinin bir aşaması kılınıp pekiştirilebilir, dolayısıyla söz konusu süreç, sürekli ve kalıcı kılınabilirse...
Bu sürecin gidişatını herkesten önce Iraklılar belirleyecek. Şiisi, Sünnisi, Kürtü ve diğerleri...
Irak'ın çok ince, hassas bir çizgide yürüdüğünü söylemeye bile gerek yok. İşlerin yolunda gidebilmesi için Şiilerin teokratik ve hegemonyacı, Kürtlerin maksimalist ve ayrılıkçı, Sünnilerin de nostaljik ve ayrıcalıkçı dürtülerini bastırması gerekecek önümüzdeki dönemde. Aksi takdirde süreç, kırılganlaşabalir ve sonunda Irak'ın parçalanmasıyla, belki de iç savaş ya da iç savaşlara sürüklenmesiyle sonuçlanabilecek bambaşka bir yöne kayabilir.
Irak'ın normalleşme sürecinin içinde bulunduğumuz aşamasında, en zayıf halka Sünnilerin durumu. Sünniler siyaseten homojen bir topluluk değil. Sünni tabana dayanan birçok parti seçimleri boykot etti ve anlaşılan o ki Sünnilerin çoğu da bu boykota uydu. Buna karşılık pekâlâ seçime katılan Sünni partiler ve gidip oyunu kullanan Sünni seçmenler de oldu. Bunlar zaten başından beri siyasi yeniden yapılanma sürecinin bir parçası ve muhtemelen öyle kalacaklar. Tabii Şiiler, Kürtler ya da işgalci güçlerce dışlanıp yabancılaştırılmadıkları sürece.
Asıl zorluk, bir başka deyişle Irak'ın normalleşme sürecindeki en zayıf halka, Baasçı Sünnilerin sisteme dahil edilmesi. Eski rejimin imtiyazlı kesimini oluşturan Baasçı Sünniler halihazırda Zarkavi liderliğindeki köktendincilerle işbirliği içinde 'yeni Irak'a karşı silahlı mücadele yürütüyor. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesiyle kaybettikleri iktidarı yeniden ele geçirmeye çalışıyorlar aslında. Az da olsa Batı basınına yansıyan haberlerden anlaşılan o ki davalarına inanmakla birlikte umutsuz bir çaba içinde olduklarının bilincindeler. Irak'ın normalleşme süreci kesintiye uğramadıkça ve silahtan ziyade siyasetin prim yaptığını gördükçe bu bilinç, siyasi bir manevraya dönüşebilir. Ve bu manevra, Baasçı Sünnilerin bir noktada, 'yeni Irak'a dahil olabilmek için sistemle uzlaşmalarıyla sonuçlanabilir. Baasçı Sünnilerin bu 'dönüşüm'ü gerçekleştirmelerini kolaylaştırmanın bir yolu, işgal güçlerinin Irak kuvvetleriyle birlikte, kararlılıkla silahlı grupların üstüne gitmesiyse, diğer yolu da aynı kararlılık ve bir de içtenlikle siyaset sahnesinin kapısının açık tutulması. Tıpkı Şii lider Sadr'ın pasifize edilmesi sürecinde olduğu gibi.
'Yeni Irak'ın siyasi sistemine gelince. Bu koşullarda kesin bir yargıda bulunmak doğru olmaz. Ancak gerek yakın siyasi geçmişi, gerekse toplumsal dokusu, Irak için federal bir sistemi kaçınılmaz kılıyor. Kuvvetle muhtemel ki pazar günkü seçimler sonucunda oluşturulacak meclis de hazırlayacağı anayasayı bir federasyon temeline oturtacak. Tüm taraflar buna hazırlıklı olmalı.
Tabii başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri de...