Çöz ve yaşat... Ne zaman ve nasıl?

Erdoğan Kıbrıs için kulağa hoş gelen bir 'motto' buldu kendine: Çöz ve yaşat.

Erdoğan Kıbrıs için kulağa hoş gelen bir 'motto' buldu kendine: Çöz ve yaşat.
Çöz ve yaşat. İyi ama ne zaman?
Kıbrıs için gelmiş geçmiş en dengeli ve en avantajlı plan tarihin çöp sepetini boyladıktan sonra mı? Çöz ve yaşat. İyi ama nasıl? İş lafa gelince çözümden yana mangalda kül bırakmayıp icraata gelince çözümsüzlüğe teslim olarak mı?
Evet Annan Planı Kopenhag'da ağır yaralanmıştı, Lahey'de ölümcül darbe aldı; şimdi 'bitkisel hayat'ta, fişinin çekilmesini bekliyor. Erdoğan da Kopenhag'dan sonra Lahey'de ikinci yenilgisine uğradı Kıbrısçılar karşısında.
Oysa Erdoğan liderliğindeki AKP Kıbrıs'ta çözümden yana olduğunu ta seçim bildirisinde ilan etti, hatta epey ileri gidip adını da koyarak 'Belçika modeli'ne dayalı bir anlaşmadan bahsetti. Her ne kadar bu ileri adım 'devlet' tarafından püskürtüldüyse de özellikle Erdoğan çözümden yana tutumunu ısrarla sürdürdü. Çözüm isteği hükümet programına da yansıdı. Erdoğan ile Denktaş arasında, bir anlamda Kıbrısçılar ile Erdoğan arasında bir polemik başladı. Hatta işin boyutu polemiği aşıp 'düşük yoğunluklu çatışma'ya kadar vardı. Ancak Erdoğan'ın kararlılığı hükümete yansımadı bir türlü. MGK kararlarından da Denktaş'a destek çıktı hep.
Sonra ne olduysa Erdoğan ve Denktaş Ankara'da yaptıkları görüşmeden
'öpüşerek ayrıldı.' 'Devlet' Denktaş'a desteğini tazeledi. Ve derken Erdoğan Annan'ın kendisini kandırdığını ilan ediverdi. Tam da Lahey zirvesinden bir gün önce...
Velhasıl Kopenhag'da seyredilen filmi Lahey'de yeniden izledik.
Kimse kimseyi kandırmasın, tıpkı Kopenhag gibi Lahey'de de sonuç alınabilmesi tek koşula bağlıydı. Erdoğan'ın Denktaş ve Kıbrısçılara çözüm iradesini dayatmasına. Gelgelelim yine tam tersi oldu. Denktaş ve Kıbrısçılar Erdoğan'a çözümsüzlük iradesini dayattı.
Yalnız Erdoğan'a değil, Kuzey Kıbrıslılara ve BM'ye de. Hal böyle olunca Lahey'den de sonuç alınamadı. 'Yan nedenler'i boşverin, Lahey'den eli boş dönülmesinin ve Annan'ın üç yıl uğraştıktan sonra havlu atmasının ana
nedeni bu. Ceplerinde yer kaldı mı bilmiyorum ama çözümsüzlüğün faturası yine Türk tarafına.
Zaten 'dünya'dan peş peşe gelen açıklamalar da bu yönde. Bakın sırasıyla AB ve ABD'den yapılan açıklamalara...Herkes Denktaş'a yükleniyor. Benzer bir açıklama da yakında BM'den gelecek. Hiç kuşkunuz olmasın. Annan Lahey'de ipucu verdi zaten. Ve Kıbrıs arenasında yine Türkiye bir yana dünya bir yana.
Gelgelelim olup bitenlerden ders alınmıyor anlaşılan.
Şimdi de Verheugen'e kızılıyor. Oysa adamın yaptığı bir vakıayı dile getirmek (Herhalde Verheugen'i en iyi Yakış anlamıştır. Aynı vakıaya kendisi bir iki ay önce dikkat çekmiş ve Kıbrısçılardan işitmediği laf kalmamıştı).
Peki nedir bu vakıa? Şu: Kıbrıs'ı yeniden birleştirip AB'ye üye yapmaya yönelik 'Annan Planı' yürümedi. Şimdi AB, 'B planı'nı yürürlüğe koyacak. Yani üyeliğe 2003 model Birleşik Kıbrıs Devleti'ni değil, Türkiye dışında tüm dünyanın meşruiyetini kabul ettiği 1960 model Kıbrıs Cumhuriyeti'ni üyeliğe kabul edecek. 12 Aralık 1999'da Türkiye'nin de onayıyla resmileştirdiği bu üyeliği 16 Nisan 2003'te hukuki, 1 Mayıs 2004'te de fiili hale getirecek. O andan itibaren Türkiye bir AB üyesi ülkenin toprağında uluslararası hukuk açısından gayrimeşru bir siyasi varlığı, gayrimeşru bir askeri varlıkla ayakta tutuyor duruma gelecek. Kısacası ilhakçı, işgalci konumuna düşecek. Ve elbette AB bu konumdaki bir ülkenin bırakın üyeliğini, üyelik görüşmelerini bile rafa kaldıracak.
AB üyesi bir ülkenin topraklarına BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olarak Kıbrıs'ta siyasi ve askeri bir varlık göstereceksiniz, sonra da AB bu halde sizinle üyelik görüşmelerine başlayamayacağını bildirince 'Hani Kıbrıs önşart değildi' diyeceksiniz? Olmaz ya varsayalım ki üyelik görüşmeleri başlatıldı, yolun sonunda üyelik için Yunan ve Rum vetosunu nasıl aşacaksınız?
Kafamızı kumdan çıkarsak artık...