'Darısı' diğer diktatörlerin başına

Irak'ın son 25 yılının 2.5 saatlik özeti gibiydi önceki gün Bağdat'tan gelen görüntüler: Iraklılar Saddam'ın heykelini devirmek için ellerinden geleni yaptı.

Irak'ın son 25 yılının 2.5 saatlik özeti gibiydi önceki gün Bağdat'tan gelen görüntüler: Iraklılar Saddam'ın heykelini devirmek için ellerinden geleni yaptı. Boynuna ip geçirmek istediler. Boyları yetmedi. Merdiven kullandılar. Kementi atamadılar. Nihayet ilmik heykelin boynuna geçirildi. Bu kez ip kısa kaldı. Çareyi heykelin kaidesini balyozlamakta aradılar. Güçleri yetmedi. Heykeli kırmak istediler. O da olmadı. O ana kadar uzakta duran Amerikan askerleri sonunda harekete geçti. Onlar da zorlandı. Heykeli çelik sicimle indirmek istediler olmadı. Sonra Bradley savaş aracını soktular devreye. Bradley'nin ucuna geçirilen çelik halatla çekerek ancak indirebildiler heykeli. O da iki hamlede. Heykelin üstünde tepinmekte serbestti artık Iraklılar...Velhasıl kendi güçleri yetmemişti diktatörü devirmeye. Bu ancak güçlü ve kararlı bir yabancının yardımıyla yapılabilirdi. Nitekim öyle oldu.
Yazılıp çizilecek çok şey var. Ancak en önemlisi şu:
9 Nisan 2003 günü 15.40'ta, ödenen bedel ve çekilecek zorluklar ne olursa olsun, bir halk özgürlükle tanıştı. Ortadoğu bir diktatörden, despot bir rejimden kurtuldu. 'Darısı' diğer diktatörlerin başına... Hiç kuşku yok ki tıpkı 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması gibi bir dönüm noktasındayız. Ortadoğu için yepyeni bir sürecin başındayız.
Dün Sabah gazetesiydi en anlamlı başlıklardan birini atan: 'Herkes yanıldı.' Evet Türkiye siyasetçisinden gazetecisine, danışmanından askerine kadar 'toplamda' sınıfta kaldı son dönemde dünyayı okumakta. Savaşın hiç çıkmayacağından Türkiye'nin tek başına savaşı durdurabileceğine, ABD'nin bir B planı bile bulunmadığı için Türkiye'siz bu savaşı kazanamayacağından Irak halkının kanının son damlasına kadar direneceğine, Bağdat'ın ABD için bir batağa dönüşeceğine kadar neler söylenmedi ki...
Dün baktım da çoğu toparlama telaşındaydı. Neyse...
Evet savaş bitti, ama unutmamak gerekir ki bu, işin kolay kısmıydı. Asıl zor olan barışı kazanmak. Bir anlamda 'savaş' yeni başlıyor ve yapılacak çok iş var.
Kısa vadede Irak'ın normalleştirilmesi lazım. Çatışmalar sona ermiş değil. Rejimin bazı unsurları hâlâ direniyor. Yağmayla simgelenen bir kargaşa ortamı hâkim. Savaşın açtığı yaraların da sarılması gerekiyor. En başta da altyapıda.
Ardından Irak'ın istikrarlılaştırılması gelmeli. Bu, sonuçta yönetimi Iraklıların eline verecek askeri ve sivil idari bir sürecin başlatılması anlamına geliyor.
Yönetimin hemen Iraklılara devredilmesini beklemek ne gerçekçi ne isabetli. Bir kere Amerikalılar tüm Irak'ı 'güvenli' hale getirmeden askeri anlamda işlerini bitirmiş görmeyecekler kendilerini. İkincisi de yönetimi şimdiden Iraklılara devretmek kargaşaya davetiye çıkarmak anlamına gelir. Bir geçiş süreci kaçınılmaz görünüyor.
Uzun vadeli hedef Irak'ta demokrasiyi yeşertmek olmalı.
İronik, hatta paradoksal görünse de demokrasinin tohumları atıldı bile Irak'a. Irak 'Ortadoğu'nun Polonyası' olabilir mi? Kolay değil. Ama imkânsız da değil.
Bir noktayı daha unutmamak lazım: ABD'nin Saddam'ı devirmekle yetineceğini sanıp 'rehavete kapılınırsa' yine yanlış okuma yapılır. Sıra Suriye'ye de gelecek, İran'a ve Suudi Arabistan'a da. Filistin ve belki Mısır'a da. ABD'nin kullanacağı araçlar değişebilir. Irak'ı işgal etti diye İran'ı da işgal edecek diye bir şey yok. Ama 'Büyük Ortadoğu'nun jepolitik haritasını yeniden çizerek bölgeyi köktendinci terörizme karşı sterilize etme sürecinde ABD tüm bu ülkelere ilişecek.
ABD bunun için gerekli güç ve iradeye sahip. Afganistan'dan sonra Irak'ta net biçimde gösterdi bunu. Gerekli akla sahip olup olmadığını iki şey gösterecek: Irak'ı içeride demokratik ve müreffeh, dışarıda rasyonel bir ülke haline getirmek için gerekli yükümlülüğü üstlenip üstlenmeyeceği ve Ortadoğu'daki tüm kötülüklerin anası Filistin-İsrail sorununu hal yoluna koyup koyamacağı.
Dedim ya, savaş işin kolay kısmıydı.