Dayaklık sorular

Oysa her şey ne kadar basitti. Polis topu topu kadınlı erkekli bir avuç göstericiyi coplamıştı. Ne yaralanan vardı ne ölen. Büyütecek bir durum yoktu.

Oysa her şey ne kadar basitti. Polis topu topu kadınlı erkekli bir avuç göstericiyi coplamıştı. Ne yaralanan vardı ne ölen. Büyütecek bir durum yoktu. Gazete ve televizyonlar pazar gününün kısırlığını bir-iki dayak görüntüsü, iki-üç fotoğraf ve üç-beş paragraf haberle aşmış olur; siyasiler 'ortadan' bir-iki demeç verir; çok geçmeden de unutulup giderdi olup bitenler... Emin olun tam da böyle olurdu... Tıpkı eski güzel günlerde olduğu gibi... Ama olmadı işte. İyi ki de olmadı.
Çünkü mesele her şeyden önce tam da dün Mehmet Yılmaz'ın CNN Türk'te konuşurken kulağıma çalınan sorusunun yanıtıyla ilgili. 'Biz nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz?'
Geçen pazar günü olup bitenler özelinde düşünelim: Nerede toplanırsa toplansın, kaç kişi olursa olsun, ne slogan atarsa atsın, ne pankart taşırsa taşısın insanların şiddet çağrısı yapmadan, şiddete başvurmadan, şiddeti araçsallaştırmadan kendilerini ifade etme özgürlüklerini hazmedebilen bir ülkede mi yoksa hazmedemeyen bir ülkede mi yaşamak istiyoruz?
Bir-ikisi hariç, televizyon ve gazetelerin, hazımsızlıkları gündeme getirdiği, ciddiye aldığı, üzerine gittiği bir ülkede mi yoksa görmezden geldiği, önemsemediği, hasıraltı ettiği bir ülkede mi yaşamak istiyoruz?
Siyasetçilerin, hazımsızlıkları, eleştirdiği, hatta kınadığı, sorumluların en kısa zamanda bulunup uygun biçimde cezalandırılacağını söylediği ve gereğini yaptığı bir ülkede mi, yaşamak istiyoruz yoksa suçu, o hazımsızlığın hışmına uğramış insanlara çıkardığı, göstericileri tahrikçi ilan ettiği, olup bitenleri büyüttü diye medyaya kızdığı, haberciliği muhbirlik diye aşağıladığı bir ülkede mi? Meselenin özü bu.
Başbakan televizyonda soruyor: 'Gösteri niye gününde, yani 8 Mart'ta değil de 6 Mart'ta yapıldı?' İnsanların ne zaman gösteri yapacağına hükümet mi karar verecek? Erdoğan devam ediyor, Amerikan medyası, 11 Eylül görüntülerine sansür getirmiş, bizim medya ise dayak görüntülerini tekrar tekrar yayımlamış. İnsanların kendilerini alev alev yanan gökdelenlerden ölüme attığı, 'mecburen intihar ettiği' görüntülerle, polisin gerisin geri kaçan, yere yığılmış kadınlara-erkeklere copla vurduğu görüntüler bir mi? Bu tür olaylar her yerde oluyormuş. Hayır, bu tür olaylar hiçbir uygar ülkede olmuyor. Tüm dünyada Kadınlar Günü kutlandı, hangi ülkede bu tür olaylar oldu? Yok başbakan, zaman zaman tanık olduğumuz küreselleşme karşıtı gösterilerde bu tür olaylara yol açan bazı grupların çıkardığı olayları kastediyorsa, başta anarşistler olmak üzere o grupların meydanlara gaz maskesinden sopasına kadar tepeden tırnağa donanımlı, örgütlü ve bir arbedeye hazırlık biçimde geldiğini bilmiyor mu, görmüyor mu? O gruplarla, pazar günü Kızlay'da toplanan insanları bir tutmak mümkün mü?
Tüm bu soruların yanıtını biz bulacağız ve kararı da biz vereceğiz. Başkası değil. Ama unutmayalım, dünya bizden ibaret değil. Başkaları da var. Gelelim işin o tarafına...
O dayak görüntülerinden herkesten önce 'şoke' olması gereken ve bunu çıkıp açık açık söyleyen ilk kişi Türkiye Başbakanı mı olmalıydı, yoksa Lüksemburg Dışişleri Bakanı mı? O dayak görüntülerinin sorumlularının en kısa zamandan ortaya çıkarılıp uygun biçimde cezalandırılması gerektiğini Türkiye İçişleri Bakanı'ndan mı duymalıydık, yoksa Avrupa Komisyonu Genişleme Sorumlusu'ndan mı?
Türkiye Başbakanı gerekli duyarlılığı gösterse, Türkiye İçişleri Bakanı da üzerine düşeni yapsaydı ne Türkiye ile AB arasındaki son dönemin en önemli toplantısına böylesine alçaltıcı bir gölge düşer ne de Türkiye Dışişleri Bakanı, canlı basın toplantısında dakikalarca Avrupalı yetkililerin eleştiri, kınama ve uyarılarını dinlemek zorunda kalırdı.
Başbakan, bir noktayı daha gözden kaçırıyor. O görüntüleri yalnızca Türkiye medyası değil, Reuters, AP ve AFP gibi uluslararası ajanslar da geçti. Yine aynı ajanslar sayfa sayfa haberini yaptı. Velhasıl Türkiye medyası muhbirlik yapmasa da haberi olacaktı dünyanın. Dedim ya bizden ibaret değil dünya.
Bir de diyorlar ki 'malzeme' yapılmış görüntüler Türkiye'ye karşı. Vermeyin o zaman o malzemeyi, sizi zorlayan mı var?