Değerlendirme değil, safsata

Milliyet'ten Fikret Bila 10 Ağustos tarihli yazısında şöyle diyordu...

Milliyet'ten Fikret Bila 10 Ağustos tarihli yazısında şöyle diyordu:
"De Soto'nun Kıbrıs görevinden alınması, KKTC yönetimi ve Kıbrıs uzmanı diplomatlarca 'Annan Planı'nın iflası' olarak tanımlanıyor. Nedeni 'Annan Planı'nın esas itibarıyla De Soto tarafından hazırlanmış olması. Diğer ifadeyle Annan Planı'nın 'De Soto planı' olması. De Soto'nun Kıbrıs görevinden alınması, planın başarısızlığı olarak değerlendiriliyor."
Lafı uzatmadan söyleyeyim: Bila'nın aktardığı 'tanım' ve 'değerlendirme' cehaletin dip noktası değilse safsatanın, Türk'e Türk propagandasının daniskası.
Nereden başlamalı bilmem ki! Bir kere De Soto Kıbrıs görevinden alınmadı. Perulu diplomatın Kıbrıs görevi sona erdi. Nitekim Kıbrıs'taki BM ofisi de nisanda kapatıldı. De Soto 1999 sonunda, Annan'ın isteği üzerine göreve getirilmişti, bu ay başında da yine Annan'ın isteği üzerine bir başka göreve atandı. De Soto'ya Kıbrıs dosyası verildiğinde kendisi BM Genel Sekreterliği'nde özel yardımcı, icracı yardımcı ve baş siyasi danışman olarak 13 yıllık bir hizmeti geride bırakmıştı. Annan, Kıbrıs görevi sona erince De Soto'yu başka bir göreve, Batı Sahara'ya atadı (Meraklıları için anlatayım: Batı Sahara Fas toprakları içinde kalan bir bölge. Bölge 1976'ya kadar İspanya'nın yönetimi altındaydı. İspanya Batı Sahara'dan çekilince Fas bölgeyi yeniden egemenliğine almak istedi. Bölge halkı örgütlenip Polisario Cephesi'ni kurarak bağımsızlık için silahlı mücadeleye
başladı. O gün bugündür bölge durulmuyor. BM'nin bölgeye barış getirmek için yıllardır yürüttüğü girişim (MINURSO) tüm çabalarına karşın hâlâ sonuç alabilmiş değil. Velhasıl De Soto Kıbrıs kadar olmasa da epey zorlu bir göreve soyunmuş durumda).
Peki neden De Soto diyeceksiniz... Bu her şeyden önce BM jargonunda
'kaynakların kullanımı' diye nitelenen uygulamayla ilgili. MINURSO üç-dört aydır başsız. Amerikalı William Lacy Swing görevi bıraktı. Buna karşılık De Soto boşta. Çünkü Annan Planı masada kaldı, görüşme süreci sona erdi, yakın hatta orta vadede yeniden başlaması da beklenmiyor. Annan da siyasi irade görmedikçe yeni bir girişimde bulunmayacağını açıkça belirtti. Bu durumda halihazırda o göreve getirilebilecek en elverişli isim olduğu için De Soto atandı Batı Sahara'ya.
Dahası da var. Annan, De Soto'yu görevlendirdi, çünkü Bila'nın aktardığı görüşlerin tam aksine, De Soto'nun bir önceki görevinde son derece başarılı bir performans gösterdiğine inanıyor. Şu ifadeler Annan'ın 1 Nisan 2003'te BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu rapordan: "Özel Temsilcim
Alvaro De Soto'ya yürekten teşekkür etmek istiyorum. Aynı zamanda içten tebriklerimi sunuyorum. Kendisi yaratıcılığı ve zekâsıyla, türünün örneği sayılacak bir plan oluşturdu. Yürüttüğü diplomasi de dört dörtlüktü."
Dolayısıyla 'KKTC yönetimi ve Kıbrıs uzmanı diplomatlar'ın propagandasını yaptığı, ima ettiği gibi bir sürgün yok ortada, bir görevlendirme söz konusu. Annan, De Soto'yu Batı Sahara'ya göndererek onu cezalandırmak değil, tam aksine ondan yararlanmak istediğini ortaya koydu. Atama, De Soto'ya güvensizlikten değil güvenden.
Gelelim, bu atamanın 'Annan Planı'nın iflası' olarak tanımlanmasına... Annan Planı iflas etmedi. 'KKTC yönetimi ve Kıbrıs uzmanı diplomatlar' ile Denktaş'ın Türkiye'deki destekçileri dışında hiç kimse böyle düşünmüyor. Plan, ulaslararası alanda Annan'ın da belirttiği gibi bir örnek, bir model olarak görülüyor. Optimali yakalamaya çalışan rasyonel bir plan olarak değerlendiriliyor (Son olarak TÜSİAD ile Boğaziçi Üniversitesi'nin düzenlediği konferansta da baskın görüş buydu). Başta BM'de olmak üzere (ABD ve AB'de de aynı durum söz konusu) planın, bugüne kadar sunulmuş ve mevcut konjonktürde sunulabilecek en iyi plan olduğu görüşü hâkim. Ayrıntılar dışında değiştirilmesi ya da yenilenmesinin düşünülmemesinin nedeni de bu.
Kaldı ki Türkiye'nin siyasi iktidarı da 'KKTC yönetimi ve Kıbrıs uzmanı diplomatlar'la -Allah'tan- tam görüş birliği içinde olmadığından Annan Planı temelinde bir çözümün hâlâ mümkün olduğunu zaman zaman dile getiriyor.
Ve nihayet De Soto'nun Kıbrıs görevinden alınmasının planın başarısızlığı olarak yorumlanması... Planın başarısızlığını, bizzat planın kendisine yormakta da Türk tarafı yalnızları oynuyor. Plan başarısız olduysa bu, plandan ziyade planı uzlaşma ve anlaşma zemini olarak görmeyi bir türlü beceremeyenlerin, planı kendilerine yonta yonta tüketmeye azmedenlerin yüzünden. Annan, raporunda yukarıda alıntıladığım sözlerinden hemen sonra şu saptamayı yapıyor: "Bir anlaşmaya varılamamasının nedeni başka yerlerde yatmakta." Kastedilen öncelikle Lefkoşa (Kuzey) ve Ankara'dır; buralarda örümcek bağlamış çözümsüzlük politikası. Sonra da 'gönülsüz' Rum yönetimi.
'KKTC yönetimi ve Kıbrıs uzmanı diplomatlar' cahilce saptırmalarla nereye varabileceğini sanıyor?