Demokrasi istikrara feda olsun

Aylardan ağustos. Gül, gazetecilerin Azerbaycan başkanlık seçimleriyle ilgili sorusunu yanıtlarken şöyle bir ifade kullanıyor: "Tabii Azerbaycan demokratik bir ülkedir..."

Aylardan ağustos. Gül, gazetecilerin Azerbaycan başkanlık seçimleriyle ilgili sorusunu yanıtlarken şöyle bir ifade kullanıyor: "Tabii Azerbaycan demokratik bir ülkedir..."
Aylardan eylül. Erdoğan, gazetecilerin Azerbaycan başkanlık seçimleriyle ilgili sorusunu yanıtlarken şöyle bir ifade kullanıyor: "Tam bir demokratik seçimle herkesin sağduyu ile siyasi iradesini ortaya koyacağı bir seçim olacak."
Aylardan ekim. AGİT Gözlemci Heyeti Başkanı Peter Eicher, Azerbaycan başkanlık seçimi sonrası ilk açıklamasında şöyle bir ifade kullanıyor:
"Seçimlere hile karıştı. Uluslararası standartların gerisinde kalındı. Bu seçimler demokratik süreç açısından kaçırılmış bir fırsattır."
Kendi adıma, söyleyeceklerimi bu köşede 15 Ağustos'ta, 'Azerbaycan mı demokratik' başlıklı yazımda söylemiştim. Alıntı yapmama izin verin:
"Ölçüt hukukun üstünlüğüyse diktatoryal değilse bile otokratik bir ülkedir Azerbaycan. Sovyetik düzenin sona ermesinden sonra Doğu Avrupa'nın aksine Kafkasya ve Orta Asya demokratik dönüşümü gerçekleştiremedi. Komünizm gitti ama liberalizm de bir türlü gelmedi. Ne siyasi ne ekonomik. Epey içsel ve dışsal nedenleri var bu başarısızlığın. Ama elbette en başında liderliklerin, iktidarı doğrudan doğruya halkla paylaşma konusundaki basiretsizliği geliyor. Aliyev de o liderlerden biri. Ermenistan ve Gürcistan kaotik bir demokratikleşme sürecine sürüklenirken, Orta Asya ülkeleri böyle bir riske girmeyi göze alamadı. Azerbaycan bu açıdan 'ara bölge.' İstikrarlı ama demokratik değil. 'Kafkasya'nın Kuveyt'i' diye anılacak ölçüde ekonomik potansiyeli var (petrol, doğalgaz) ama yolsuzluk diz boyu (ülke Uluslararası Şeffaflık örgtünün listesinde son 10'un içinde)..."
Evet, Haydar Aliyev döneminde Azerbaycan'da hiçbir seçim 'adil ve özgür' geçmedi. O seçimlerin hiçbiri başta AGİT olmak üzere uluslararası gözlemcilerin hiçbirinden geçer not alamadı. Dünkü seçimler de maalesef istisna oluşturmadı. Böylece İlham Aliyev başkanlık kariyerine antidemokratik bir seçimle başlamış oldu. Dün Aliyev'i ilk tebrik eden de Erdoğan'dı. Kendisine hayırlı olsun, ama Azerbaycan demokrasisi için hiç de hayırlı olmadı bu seçim.
Başından beri dünyanın pek de umrunda değil Azerbaycan demokrasisi. Rusya'dan ABD'ye kadar Azerbaycan dendi mi önemli olan demokrasi değil, istikrar. Ekonomik ve siyasi çıkarları öyle gerektiriyor çünkü. Bu yüzden hemen hepsinin gönlü seçimleri Aliyev'in kazanmasından yanaydı. Ne de olsa onların gözünde Aliyev demek istikrar demek.
Aynı durum maalesef Türkiye için de geçerli. Aynı yazımdan bir başka alıntı: "Türkiye biraz hamaset biraz çıkar gereği başından beri Azerbaycan'da (ve genelde Orta Asya'da) istikrarı demokrasiye yeğ tuttu. O derece ki bugün Azerbaycan'ın demokratik güçleri Ankara'ya karşı bir hayal kırıklığı, bir gönül kırgınlığı içinde. Elbette AKP'nin birdenbire söz konusu rejimlere karşı tavır alması söz konusu olamaz. Ancak Özal'la başlayıp Demirel'le zirveye çıkarak Sezer'le süren bu hoşnutsuzluğu 'Azerbaycan demokratik bir ülkedir' deyip perçinlemek, AB yolunda bugüne kadarki en cesur demokratikleşme adımlarını atan AKP'nin işi olmamalı (Hatırlıyorum da hem Demirel'in gitmesine hem de 'demokrat ve hukukçu' biri diye Sezer'in cumhurbaşkanlığına getirilmesine nasıl da sevinmişti Azeri muhalefeti).
AKP'ye düşen bizzat Gül'ün son İslam Konferansı Örgütü toplantısında Arap âlemine yönelik olarak dile getirdiği vizyon değişikliğini Kafkasya ve Orta Asya'ya da uyarlamak.
Ne diyordu Gül konuşmasında: Taze bir vizyon doğrultusunda hareket etmeliyiz; iyi yönetim, şeffaflık ve sorumluluk bilincinin ışığında temel hak ve özgürlüklerin (...) el üstünde tutulduğu, boş laf ve sloganlara yer vermeyen bir vizyon.'
Buna Azerbaycan'ın da Orta Asya'nın da en az Arap âlemi kadar ihtiyacı var."
Hele şu seçim rezaletinden sonra daha da fazla.