Denktaş bunu hep yapıyor

Kuzey Kıbrıs'ta Ankara'nın müdahale etmediği tek bir milletvekili ya da başkanlık seçimi yapılmadı bugüne kadar.

Kuzey Kıbrıs'ta Ankara'nın müdahale etmediği tek bir milletvekili ya da başkanlık seçimi yapılmadı bugüne kadar. Dolayısıyla Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan vatandaşlık furyasının yeni ya da şaşılacak bir yanı yok. Ancak olumlu nokta şu ki bugüne kadar bu tür oldubittiler Türkiye medyasında pek yer almazdı. Kuzey Kıbrıs'taki muhalefet ve sivil toplum avazı çıktığı kadar bağırsa da Türkiye medyası ya duymaz ya da umursamazdı. İki gündür bakıyorum da artık öyle değil.
Bu değişiklik Ankara'da meydana gelen bir başka değişikliğin uzantısı olabilir. 3 Kasım seçimlerine kadar Kıbrıs söz konusu olduğunda tek bir Ankara vardı. Asker-bürokrat-siyaset üçlüsü gözü kapalı Denktaş'ı desteklemek konusunda aynı çizgideydi. AKP'nin üçlünün siyasi ayağını ele geçirmesi ve Denktaş'a karşı eleştirel bir söylem tutturmasıyla bu çizgide bir çatlak meydana geldi (kırılma denemez çünkü söz konusu söylem bir türlü siyasi iradeye dönüşüp icraata yansımadı). Önümüzdeki seçimler bağlamında bu çatlak Gül tarafından ortaya kondu. Gül, önce Kuzey Kıbrıs'taki seçimlerin demokratik geçmesi gerektiğini söyledi; sonra da 'Anadolu'yu arkasına almaktan' dem vuran Denktaş'a 'Öncelikle kendi halkını arkasına almasını' tavsiye etti.
Bugüne kadar Türkiye'de hiçbir politikacının göze alamadığı çıkışlardı
bunlar. Türkiye medyasının nihayet gözünün açılmasında bu çıkışların da payı olabilir.
Ancak Denktaş durmuyor. Geçenlerde seçim sonuçlarını veto etmek gibi akıl almaz bir tehdit savurdu (Hiç kuşkunuz olmasın yakında istifa kartını da oynayacaktır) Peki bu tehdit neye delalet ediyor?
Önce bazı hatırlatmalarda bulunalım: İlk olarak şu ana kadar yapılan kamuoyu yoklamaları Denktaş'a yakın duran iktidar partilerinin seçimler sonucunda meclis çoğunluğunu kaybedeceğini gösteriyor. İkinci olarak, üç muhalefet partisi geçenlerde bir protokol imzalayıp mecliste çoğunluğu ele geçirmeleri durumunda Denktaş'ın müzakerecilik görevine son vereceklerini ve iktidar partileriyle koalisyon kurmayacaklarını bildirdi. Ve sonuncusu yukarıda da değindiğim gibi Denktaş ve destekçisi partiler bu kez Ankara'dan siyasi destek alamıyor.
Dolayısıyla Denktaş'ın tehdidi şunlara delalet ediyor:
1 - Muhalefetin seçimi kazanma ihtimalinin statükocu güçler tarafından da ciddiye alınmaya başladığına,
2 - Denktaş'ın bu ihtimali göz önünde bulundurup seçim sonrasında müzakerecilik koltuğunu korumak için muhalefete gözdağı verip kendisine manevra alanı yaratmaya çalıştığına,
3 - Seçimleri muhalefet partileri kazanırsa Kuzey Kıbrıs'ı siyasi bir kriz beklediğine,
4 - Statükocu güçlerin 'yanlış' tercih yapacak seçmenlere bu 'hata'larının bedelini ödetmeye hazırlandığına.
Tabii ki Denktaş'ın gönlünde yatan seçimleri kendisine yakın iktidar partilerinin kazanması. Aslında bu seçimlerde halk vekil falan seçmeyecek. Bu seçimlerde oylanacak olan Annan Planı temelinde bir çözüm ve Kıbrıs'ın birleşmiş olarak AB'ye üyeliği. Bu yüzden Denktaş seçimleri kaybetmesinin, bugüne kadar yürüttüğü politikanın sandığa gömülmesi olacağını biliyor. Bu tüm dünyaya ve Ankara'daki hükümete 'Gördünüz mü halkım arkamda' diyebilmesi için iktidarın seçimleri kazanması lazım.
Zaten tam da bu yüzden AKP'nin son dönemde Kıbrıs politikasını adeta Kuzey Kıbrıs'taki seçim sonuçlarına endekslemiş görünmesi vahim sonuçlar doğurabilecek bir hata. Şunu demek istiyorum:
Diyelim ki 140 binden az insanın oy kullanacağı seçimleri binbir müdahale ve ayak oyunlarıyla iktidar partileri kazandı. AKP ne yapacak? Denktaş'ın istediği gibi çözüm ve dolayısıyla AB defterini kapatacak mı? 70 milyonluk bir ülkenin kaderini üstelik de şaibeli bir seçim sorasında 70 bin insanın oyuna göre mi çizecek?
Yukarıda sıraladığım 2'nci şıkkın gerçekleşmesi de tehlikeli. Çünkü Denktaş'ın çıkaracağı bir siyasi kriz yeni hükümetin kurulmasını ve yeni görüşmeci atanmasını geciktirip çözüm için zaten son derece sınırlı sayılan sürenin (1 Mayıs 2004'e kadar) daha da azalmasına yol açabilir. Bu durumda kaybedenin kim olacağı nicedir belli: Kuzey Kıbrıs ve Türkiye.
Ancak Denktaş'ın 3'üncü şıkla oynadığı da anlaşılıyor. O zaman kendisi ve Türkiye'deki akıldaneleri önce şuna açıklık getirmeli: Bu hakkı nereden alıyorlar? Denktaş'ın hiçbir şekilde böyle bir yasal yetkisi yok. Bugüne kadar sandıktan çoğunlukla Denktaş'a yakın partileri birinci çıkarınca baştacı edilen 'seçmen iradesi' şimdi muhalif partileri çıkarınca niye veto edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor? 20 yıldır her defasında Denktaş'ı müzakereci seçen meclisin bu kez seçmeme olasılığı ortaya çıkınca niye tu kaka ediliyor?
Kuzey Kıbrıs'taki seçimleri kimin kazanacağında çok daha önemli bir nokta var: Seçimlerin özgür ve adil geçmesi. Statükocu güçler daha şimdiden gölgelemiş ve kazansalar bile daha baştan kaybetmiş durumdalar seçimleri.
Denktaş ağlarını örüyor, dikkat...