Doğru olsa da yanlış

Önemli olan, Özkök'ün ne söylediği ve nasıl söylediği, yani içerik ve üslup değil. Saptamalarına, görüşlerine, uyarılarına hak verip vermemek, tüm bunları dile getiriş biçimini beğenip beğenmemek de değil önemli olan...

Önemli olan, Özkök'ün ne söylediği ve nasıl söylediği, yani içerik ve üslup değil. Saptamalarına, görüşlerine, uyarılarına hak verip vermemek, tüm bunları dile getiriş biçimini beğenip beğenmemek de değil önemli olan...
Demokratik bir rejimde asker, kamuoyu önünde, üstelik de yetki alanına girmeyen konularda görüş belirtir mi, belirtmez mi, gayri askeri çıkışlar yapabilir mi yapamaz mı, önemli olan bu. En az o kadar önemli olan da, söz konusu demokratik rejimin belkemiğini oluşturan siyasi parti ve sivil toplum temsilcilerinin, bu tür çıkışlara nasıl bir tepki vermesi gerektiği.
17 Aralık'tan bu yana AKP hükümetinin ekonomide değilse de iç ve dış politikada bir idari zaaf içinde bulunduğu epey yazılıp konuşuldu. Hem içte hem dışta. Bu zaafın pratik yansımalarına zaman zaman hep beraber tanık oluyoruz.
Bununla birlikte, hemen her demokratik rejimin maruz kalabileceği bu türden bir zaaf, ancak o demokratik rejim tarafından giderilirse, demokrasi ve rejim güç kazanabilir. Bu çabada da da öncelikli ve ağırlıklı rol siyasi partilere ve sivil topluma düşer.
Ordu ne bir siyasi parti, ne de sivil toplum örgütüdür. Adı üstünde silahlı kuvvetlerdir. Ordunun, siyasi partilerden ya da sivil toplumdan rol çalmaya kalkışması, demokratik rejimi zedeler. Ordunun, sahneyi tamamen ele geçirmesiyle sonuçlanan askeri darbelerin ise demokratik rejimi ileri götürdüğüne pek rastlanmaz.
Türkiye'de ordunun gayri askeri çıkışlarının demokratik rejim açısından başlıca sakıncası, sivil-asker ilişkilerinin normalleşmesinin geciktirilmesi. Kaldı ki Türkiye'de bazı demokratik ülkelerde de olduğu gibi, sivil-asker diyaloğu için anayasal bir zemin var: Milli Güvenlik Kurulu. Ayrıca, asker ile hükümet arasında ikili ietişim kanalları da açık. Dolayısıyla, askerin başta güvenlik olmak üzere yetki alanına giren konularda sesini duyuramamak gibi bir sıkıntısının söz konusu olmaması gerekir.
Türkiye kendine özgü bir demokrasi olarak kalacaksa ordunun konumu çok da tartışma konusu yapılmayabilir. Ancak Türkiye evrensel ve çağdaş kıstaslar doğrultusunda bir demokrasi olacaksa askerin halihazırdaki konumunun değişmesi gerekecek. Hele hele AB üyeliği hedefine kilitlenmiş bir Türkiye'de (bizzat Özkök de bu hedefte ısarlı) bu değişiklik kaçınılmaz. Nitekim önümüzdeki günlerde yapılacak Ortaklık Konseyi toplantısı öncesinde AB tarafından hazırlanan tutum belgesinde, reform düzenlemelerine karşın Türkiye'de ordunun siyasete müdahale etmeyi sürdürdüğü belirtiliyor. Tabii ki belirtilecek ve eleştirilecek. Hadi köklü demokrasiler sayılan Batı Avrupa ülkeleri bir yana, 15 yıl öncesine kadar her biri bir diktatörlük sayılan Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde bile askerin siyasi, toplumsal, hatta ekonomik alana ilişkin görüş belirttiğini duydunuz mu hiç?
Gelelim, işin öbür boyutuna; yani, Özkök'ün konuşmasına, siyasi parti ve sivil toplum temsilcilerinin gösterdiği tepkiye. Gözümden kaçtıysa kusura bakmasınlar ama basındaki birkaç kalemi bir yana bırakırsak sivil toplumdan bir ses çıktığını duymadım... Siyasi parti temsilcilerinin verdiği tepkileri duyunca ise keşke onlar da susma haklarını kullansalardı diye düşündüm. Diğerleri bir yana, iktidar partisi AKP ve ana muhalefet CHP'den Özkök'ün söylediklerini onaylayan, üslubunu öven açıklamalar geldi. Oysa anlatmaya çalıştığım gibi, mesele bu değil. Bu bağlamda mesele, milletvekillerinin, kendi yetki alanlarına yönelik siyaset dışı bir müdahaleyi eleştirme, sorgulama bir yana, handiyse sahiplenme yarışına girmesi. Habercilik yapan medyaya muhbir diyeceksiniz, icraatınızı eleştiren sivil topluma haddini bildireceksiniz, gelgelelim asker çıkıp içten dış politikaya, ekonomiden TV yayınlarına kadar hemen her konuda görüş belirtince alkış tutacaksınız...
Ya CHP'nin durumu? Özkök'ün söylediklerini CHP de yıllardır söylüyormuş da haber olmuyormuş. CHP önce kendini sorgulamalı. Bugün, medyanın büyük bölümünde CHP'nin birçok konuda sırf muhalefet olsun diye muhalefet yaptığı yönünde bir kanı oluşmuşsa, hata kimde acaba? Bir de şu var: Kendine karşı muhalefeti kaldıramayan bir parti yönetiminin iktidara muhalefeti ne kadar inandırıcı olabilir ki?
İnsan ister istemez düşünüyor: Böyle sivil toplum, böyle siyasi partiler oldukça asker niye konuşmasın; böyle giderse daha çok konuşur.