Doğru yol

Irak'ın federalizm temelinde örgütlenmesi bir tehlike değil. Ankara, Irak halkının özgür iradesinin tam tecellisine katkıda bulunmalı.

Geçen pazar günkü yazıyı şöyle noktalamıştım: 'Başka bir yazıya giriş olmak üzere bir soruyla bitireyim: Ankara'nın hemen hemen tüm Iraklı muhaliflerin üzerinde görüş birliğine varmış göründüğü federasyon formülüne karşı çıkması, daha şimdiden Irak'ın yeni rejimiyle arasını açmıyor mu?'
Bu hafta içinde olup bitenler ve söylenenler, yukarıdaki sorunun içinde saklı yanıtı doğrular nitelikteydi: Evet, açıyor.
Ankara daha ABD'nin Irak'a karşı savaşı
başlamadan iki yara almış bulunuyor. İlki, Amerikan ve giderek uluslararası
kamuoyunda büründüğü/büründürüldüğü pazarlıkçı müttefik imajı (diplomaside ne yaptığınız kadar nasıl yaptığınız, ne gibi bir izlenim bıraktığınız da önemlidir). İkincisi de bölge ülkeleri ve daha önemlisi Irak muhalefeti nezdinde büründüğü/büründürüldüğü 'işgalci güç' imajı. Ankara kısa sürede büyük işler başarmış bulunuyor.
İlk yara belli bir iz bırakmakla birlikte zamanla kapatılabilir. Savaştan sonra unutulup gidebilir. Ancak ikincisi için aynı şeyi söylemek zor. Ankara bu kafayla giderse kapanmayacağı gibi daha da derinleşebilir bu yara. Özellikle de savaştan sonra.
Evet, her nasılsa gerek savaş öncesi askeri hareketliliği gerekse savaş sonrasına ilişkin siyasi beklentileri nedeniyle Irak'ın henüz olmayan demokrasisinin düşmanı olarak belllenmiş bulunuyor Türkiye.
Ankara'nın ulusal çıkarlarını kollama bağlamında Kuzey Irak'a müdahale etmek için iki meşru gerekçesi olabilir: Savaşın yol açabileceği göç hareketlerinin önlenmesi ve PKK'nın yeniden etkinlik kazanıp Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eder hale gelmesine yol açacak bir ortamın doğması. Türkiye kısa ve belki de orta vadede bu doğrultuda bir varlık gösterebilir Kuzey Irak'ta (zaten yıllardı gösteriyor da). Ancak bunu yaparken (1) 'pazu gücü'nü değil ikna yeteneğini öne sürmeli, (2) askeri ya da asayiş nitelikli bu önlemleri kısa, bilemediniz orta vadeyle sınırlamalı. Aksi takdirde Kuzey Irak Türkiye için pekâlâ bir sınır ötesi bir batağa dönüşebileceği gibi, sınır içi gerginlikleri de tetikleyebilir.
Dolayısıyla söz konusu gerekçeler, meşru kaygılar üzerine inşa edilmiş nedenler olmaktan çıkıp 'gizli gündem'ler gütmek için ortaya atılmış gayrimeşru bahanelere dönüşmemeli. Kerkük-Musul istikametinde miniemperyalist eğilimler, Türkmenler temelinde beşinci kol politikalarına prim verilmemeli.
Ankara'nın federalizm temelinde örgütlenecek kısa vadede istikrarlı, uzun vadede demokratik bir Irak'ı bertaraf edilmesi gereken bir tehlike olarak değil teşvik edilmesi gereken bir fırsat olarak görmesi lazım. Çünkü Türkiye'nin yalnızca siyasi değil, ekonomik ve güvenlik çıkarları da böylesi bir Irak'ta çok daha sağlam biçimde güvenceye alınabilir.
PKK tehlikesini marjinalize etmek ve Türkmenlerin haklarını maksimize etmek de yine böylesi bir Irak'ta çok daha pratik biçimde mümkün hale getirilebilir.
Unutmamak gerekir ki Irak halkının ve savaştan sonra Irak rejiminin belirleyici unsuru haline gelecek ABD'nin çıkarları da barışçıl, istikrarlı ve demokratik bir Irak'ta.
Ankara, Irak halkının özgür iradesiyle nasıl bir rejim kuracağına karışmamalı, tam aksine bu iradenin tam olarak tecelli etmesine katkıda bulunmalı.
Bırakalım demokrasiye Suriye karşı çıksın çıkacaksa, Suudi Arabistan karşı çıksın, Arap şeyhlikleri karşı çıksın, ama Ankara karşı çıkmasın... Bu, Türkiye'nin ne çıkarlarına uyar ne de ideallerine yakışır.
Ankara, Kuzey Irak'a bakış açısını acilen değiştirmeli. Aksi takdirde gidişat hiç iyi değil.