Düelloda varılan nokta

Denktaş, çözüm beklentilerini hiçe sayabilir, ama AKP, halkının isteklerini hiçe sayamaz.

Erdoğan-Denktaş düellosu bir kez daha ortaya koydu ki Kıbrıs'ta çözüm sürecinde gelinen noktada sorun şu: Türkiye'deki iktidar, çözüm için Denktaş ve tabii Denktaş'ı arkalayan/çevreleyen sivil-askeri bürokrasi üzerinde siyasi iradesini ortaya koyabilecek mi? AKP liderinin önceki günkü demeci bu yönde bir işaret sayılabilir.
Erdoğan söz konusu demeci durup dururken vermedi. Denktaş'ın hafta başındaki istifa imasına bir yanıt niteliğinde AKP liderinin çıkışı. Ne diyor Erdoğan, "Mesele Denktaş'ın kişisel olayı değildir. Bu, milletin varlık mücadelesidir." Hem Denktaş'ın blöfünü görmesi, hem de doğru tanıda bulunması açısından kayda değer bir çıkış bu.
İstifa iması Denktaş için bir taktik. Daha önce de kim bilir kaç kez öne sürdü istifa kartını. Ama hepsinde de cebine geri koydu. Şimdi yeniden el atıyorsa bilin ki 'sıkıştığından.'
Bana göre vermek istediği mesaj şu: Eğer üzerime gelirseniz sivil-asker Kıbrısçılarla istişare halinde ve Türkiye'deki kalem erbabı müritlerimin alkışları arasında istifa edip hükümetinizi zor durumda bırakabilirim; hem devlet, hem kamuoyu karşısında...
Bu blöf bugüne kadar yenildi yutuldu. Erdoğan'ın çıkışı, artık son kullanım tarihinin dolduğunu gösteriyor.
Ancak AKP lideri bilmeli ki sorun, bir başka açıdan da "Denktaş'ın kişisel olayı değil." Bir de Kıbrısçılar var. Eğer hükümet, en az Denktaş karşısında durduğu kadar sivil-asker destekçileri karşısında da sağlam durmazsa, altındaki halı kolaylıkla çekilebilir.
İşin Denktaş'ı ilgilendiren kısmı böyle. Gelelim 'millet'i ilgilendiren kısmına.
Her şeyden önce şu var: Türkiye'de halk iradesinden başka tutunacak hiçbir dalı bulunmayan bir siyasi hareket, Kuzey Kıbrıs'ta halk iradesini görmezden gelebilir mi? Elbette gelemez.
Söz konusu halk iradesi her gün bir başka şekilde tecelli ediyor. Kâh parlamentoda, kâh sokakta, kâh sivil toplum kuruluşlarının bildirilerinde...
Son olarak bir kamuoyu yoklamasının sonuçları ulaştı elime. Araştırma Güzelyurt'ta yapılmış. Malum, Güzelyurt ilçesi ve çevresi Annan Planı'na iliştirilen haritada Rumlara bırakılıyor. Toplam 16 bin nüfuslu yöreden yaklaşık 12 bin insanın 'taşınması' söz konusu.
Bu yüzden de Denktaş başta olmak üzere çözümsüzlük yanlılarınca sürdürülen hamaset edebiyatının baş köşesinde Güzelyurt ve Güzelyurtluların akıbeti var.
Söz konusu kamuoyu yoklaması, Güzelyurt İlçesi Geliştirme ve Kalkındırma Derneği tarafından EkArt adlı şirkete yaptırılmış. Şirket Devlet Planlama Örgütü'nün verilerine dayanarak 509 kişiyle konuşarak gerçekleştirmiş araştırmayı.
Can alıcı soru şu: Bulunduğunuz bölgenin bir anlaşma olması durumunda Rum yönetimine verilmesiyle ilgili düşünceniz nedir? Yanıt olarak 'Kesinlikle verilmesini istemiyorum' seçeneğine yönelenlerin oranı yüzde 34. Buna karşılık, 'Verilmesi çözümü kolaylaştıracaksa verilmesine karşı değilim' diyenlerin oranı yüzde 60.
Yine katılımcıların ezici çoğunluğu (yaklaşık yüzde 90'ı) aynı ortamın sağlanması ya da tanzim edilmek koşuluyla Kıbrıs içinde bir başka kente 'taşınmaya' da hazır.
'Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne üyeliğini ne oranda onaylıyorsunuz' sorusuna 'Tamamen onaylıyorum' ve 'Onaylıyorum' diyenlerin oranı yüzde 86'yı buluyor. 'Kıbrıs'ın AB üyeliğinin hangi koşullarda olmasını destekliyorsunuz' sorusunu 'Çözümle birlikte' diye yanıtlayanların oranı da yüzde 73.
Çözümsüzlük yanlılarının şiddetle karşı çıktığı toprak ödünü bağlamında pekâlâ Kuzey Kıbrıs'ın minyatürü olarak görülebilecek Güzelyurt'ta insanların düşünce ve beklentileri böyle...
Denktaş ve Kıbrısçılar bu düşünceleri ve beklentileri hiçe sayabilir ama bunların da ötesinde Türkiye halkının düşünce ve beklentilerini de hesaba katmak durumundaki AKP sayamaz, saymamalı...