Enkazda politika

Ek protokol imzalandı, bildiri yayınlandı. Türkiye imzayla AB'ye üyelik sürecinin yükümlülüklerinden birini yerine getirdi, bildiriyle de Kıbrıs politikasının aynen süreceğini ilan etti.

Ek protokol imzalandı, bildiri yayınlandı. Türkiye imzayla AB'ye üyelik sürecinin yükümlülüklerinden birini yerine getirdi, bildiriyle de Kıbrıs politikasının aynen süreceğini ilan etti. Hükümet doğru olanı, kaçınılmaz olanı yaptı ve 3 Ekim'de AB'yle üyelik müzakerelerine başlayabilmek için gerekli son adımı da attı. Gelgelelim bu, gerek Türkiye'yi gerekse Kıbrıslı Türkleri zor bir dönemin beklediği gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Türkiye açısından siyasi, Kıbrıslı Türkler açısından ekonomik...
Bugünden itibaren kısa vadede Türkiye'yi en fazla zorlayacak soru şu: Ankara, gümrük birliği kapsamında Kıbrıs Cumhuriyeti'ne AB'nin diğer 24 üyesinden farklı muamalede bulunabilir mi?
Ankara bulunabileceği görüşünde, Avrupa Komisyonu aksini savunuyor.
Bu anlaşmazlık daha Türkiye ek protokolü imzalayacağını beyan ettiği günden bu yana gündemde. Ankara başından beri, ek protokolün, liman ve havaalanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklı gemi ve uçaklara açma yükümlülüğü getirmediğinde ısrar ediyor. Cuma günü yayınlanan bildiride bu ısrar, dolaylı olarak da olsa sürdürüldü. Dahası, Gül iki gündür aynı noktayı ısrarla vurguluyor.
Buna karşılık Avrupa Komisyonu da başından beri böylesi bir kısıtlamanın, gümrük birliği sözleşmesinin lafzına ve ruhuna aykırılık oluşturacağını bildiriyor. Son olarak 26 Nisan'da yayınlanan AB Ortak Tutum Belgesi'nden ilgili bölümü aynen aktarıyorum: "...Türkiye Kıbrıs'a karşı ticaret ve ulaşım kısıtlamalarını sürdürmektedir. Özellikle Kıbrıs gemileri ve Kıbrıs'taki limanlara uğramış gemiler üzerinde kısıtlamalar söz konusudur.
Avrupa Birliği, Türkiye'yi AB üye ülkelerine yönelik tüm ticari ve ulaşım kısıtlamalarını kaldırmaya çağırır." Durum ortada, AB'nin beklentisi bu...
Anlaşılan o ki bu teorik tartışma ancak pratikte çözülebilecek. Yani, Kıbrıs bandıralı ya da Kıbrıs limanlarına uğramış bir gemi Türkiye limanlarından birinden giriş izni istediği zaman.
Fiiliyatta ne olur bilinmez, ancak siyasi ve hukuki açıdan Türkiye'nin elinin daha zayıf olduğu ortada.
Kıbrıslı Türkler de şu sorunun yanıtını arayacak bundan sonra: Türkiye ile
Kıbrıs Cumhuriyeti arasında oluşacak gümrük birliğinin KKTC ekonomisine
olası sakıncalarını nasıl ortadan kaldırabiliriz? Söz konusu sakıncaları hemen bu sayfada Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel'in yazısında
bulabilirsiniz. Özetle, ek protokolün imzasıyla Kıbrıs'ın tümündeki ekonomik egemenliğin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne doğru kayacağı şimdiden belli. Bu, zaten tecrit halindeki Kuzey Kıbrıs ekonomisini daha da boğacak gibi görünüyor.
Tabii tüm bunların üstüne bir de Papadopulos etkenini eklemek lazım.
AB üyeliğini, Ankara'yı Kıbrıs'ta 'yola getirmek'ten başka bir amaç için kullanmayı aklına getirmeyen, şu anda tüm enerjisini Türkiye için öngörülen 'Müzakere Çerçevesi'ni ağırlaştırmaya yönlendiren, ikide bir çıkarıp veto kartını gösteren Papadopulos etkenini... Kıbrıslı Türkleri 'sevgisinden sıkboğaz ettiğini' dile getiren, AB'nin Kuzey Kıbrıs'a sınırlı da olsa ticaret yapma imkanı tanınmasını ve 259 milyon avroluk mali yardımda bulunulmasını aylardır engelleyen Papadopulos etkenini...
Sanılmasın ki bu zorluklar, AKP hükümetinin icraatının sonucudur. Bu zorluklar, Türkiye'nin yıllarca izlediği çözümsüzlük politikasının yan etkileri...
Evet, AKP Kıbrıs politikasını değiştirip Türkiye'yi 'bir adım öne' geçirdi, ama yine de bu yan etkilerle boğuşuyoruz, daha da boğuşacağız. Çünkü bir doğru dört yanlışı götürmedi.
Gerçek şu: AKP hükümeti, Kıbrıs politikası bağlamında bir enkaz devraldı
önceki hükümetlerden. Şimdi hem Türkiye'yi hem KKTC'yi enkazdan çıkarmaya uğraşıyor. Enkazın sorumluları ise şimdi omuz vereceklerine tam tersine fazladan ağırlık yapıyor. Papadopulos deseniz başlıbaşına bir yük. AKP hükümetinin işi hiç de kolay değil...
Tabii KKTC hükümetinin de.