Erdoğan'ın Ankara kriterleri netleşiyor

Avrupa'ya posta, sendikacıya ders, liseliye rest ve nihayet 'Kürt kardeşlerimizin meseleleri'... Kaldı Kıbrıs.

Başbakan, Strasbourg deplasmanında ‘zirve’ye çıkardığı formunu kendi sahasında da koruyor.
Strasbourg dönüşü, ‘ilk vole’sini sendikacılara yaptı Erdoğan. Herkes İstanbul için ‘çılgın proje’sini açıklamasını beklerken o ‘müthiş bir çalım atarak’ sendikacılık için ‘çılgın fikri’ni paylaştı bizimle. Şöyle diyordu: “Bugünün dünyasında sendikacılık, geçmişteki gibi, kırmakla, dökmekle, eylemle, grevle özdeşleşen bir yapı asla sergileyemez. Elbette hak mücadelesi olacak ama sınıf mücadelesi değil…” 

Sendikacıya ders
1 Mayıs’ın tatil ilan edilip Taksim yasağının kaldırılmasının ‘kadrini’ bilmeyen bazı sendikaları da şöyle niteliyordu Başbakan: “Onlar ideolojinin deli gömleğini giymiş; cam çerçeve, çevredeki esnafı, herkesi dilhun ettikleri zaman, kan gördükleri zaman rahatlayan zihniyetlerdir.”
Sanırsınız ki işçisi, memuru, ücretlisi ellerinde kazma kürekle gözü dönmüş biçimde tozu dumana katarak hükümetin üzerine yürüyor… Uluslararası Çalışma Örgütü standartlarının hayli uzağında, sendikalaşma oranının yerlerde süründüğü bir ülkeyiz üstelik. 

Öğrenciye tehdit
Erdoğan, bu volenin ardından girdiği ilk pozisyonda da ÖSYM mağduru gençlere doğru ‘kafaya yükseldi’. Varsın, YGS’nin evlere şenlik bir beceriksizlikle şaibeli hale geldiği apaçık ortada olsun; kendisi ÖSYM Başkanı’nın açıklamalarından tatmin olmuştu bir kere. Her nasılsa ‘birilerinin oyununa gelip’ o tatmin duygusunu yaşamamakta direten on binlerce liseliye şöyle seslendi: “İddiaları fırsatçılığa çevirenleri iyi görsünler. Taksim’de 2 bin genci yürütmek problem değil. Biz de onların karşısında 5-6 bin genci koyarız. Ama biz gerilimden yana değiliz.”
Hem o gençlerin zekâsına, kişiliğine hakaret hem de üstü örtülü tehdit değil de nedir bu sözler? 

Kürtlere gözdağı
Gel gelim Erdoğan’ın ‘mükemmel bir zamanlama’yla yaptığı ‘bitirici vuruş’a: “Bu ülkede Kürt meselesi artık yoktur; benim Kürt kardeşimin meseleleri vardır. Bu ülkede Kürt kardeşlerimin istismarı var ama bu oyuna onlar da gelmeyecek.”
‘Sorun’u unutun, ‘mesele’ de bitmiş; haberimiz yok.
Tam da o akşam Yüksek Seçim Kurulu, BDP destekli yedi bağımsız dahil 12 kişinin milletvekili adaylığını iptal etmesin mi? Ardından da Erdoğan’ın Kürt kardeşleri bir kez daha istismar tuzağına düşüp oyuna gelerek sokaklara dökülmesin mi? ‘Mükemmel zamanlama’ demem o yüzden. 

Kriterler çorbası
Ne yapacağız peki? Mağlup takımın futbolcularının klişesine sığınacağız tabii ki: “Lig uzun bir maraton, önümüzdeki maçlara bakacağız.”
Yıllardır merak edip dururuz ya, Erdoğan’ın, Kopenhag kriterlerine alternatif olarak geliştirdiği ‘Ankara kriterleri’ de ne ola ki diye. İşte biçimleniyor yavaş yavaş…
Şu seçimleri atlatıp ‘besleme diyarı’ KKTC’yi de 80 bilmem kaçıncı vilayet ilan edersek… Bir bakmışız Kıbrıs sorunu da çözülmüş.
Geriye tek eksik kalacak: Başkanlık sistemi.
Resmin tamamını işte o zaman görebileceğiz.

.