Esad'ın tek şansı

Suriye'nin kurtuluşu, azınlığın can güvenliğini sağlama alacak bir çoğunluk yönetimine geçiş sürecinde.

Suriye’de rejim başından beri tam da kendinden beklenen bir çizgi izliyor halk isyanına karşı.
Son olarak Hama kuşatıldı. Ama Hama deyince şöyle bir durmak lazım…
Suriye tarihinde simgesel önemi var Hama’nın. Hafız Esad liderliğindeki Baas rejimiyle Müslüman Kardeşler örgütü arasında 1979-1984 yıllarında girişilen hesaplaşmanın, daha doğru deyişle ‘küçük çaplı iç savaş’ın en kanlı sahnesi Hama’da yaşanmıştı.
Hama, yalnızca Müslüman Kardeşler’in kalesi değildi. Aynı zamanda Şam’ın rakibiydi. Ve giderek Şam’ı tehdit eder hale gelmişti. Rejim açısından bertaraf edilmesi zaruriydi.
Ordu birlikleri 1982’de Hama’dan çekildiğinde, uluslararası insan hakları örgütlerine göre 10-25 bin, Suriyeli muadillerine göre 30-40 bin kurban vardı geride (Nüfusu yaklaşık 180 bindi Hama’nın). Araplarla İsrail arasında patlak veren beş savaşta ölenlerin sayısından fazla bu rakam. 

Rejimin bekası uğruna
Hama, bir rejimin, bekası uğruna neleri göze alabileceğinin dehşetengiz, uç bir örneğidir Ortadoğu ölçeğinde. Katliam, bir kuşatmanın ardından başlamıştı o zaman.
Ne yazık ki Beşşar Esad, babası Hafız Esad’ın yolunda ilerliyor. Bu saatten sonra geri döner mi bilinmez.
Ancak görünen o ki Suriye’de, Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi ‘yeni Hama’lar yaşanmaması’nın tek yolu var. Azınlık diktasının bir geciş sürecinin ardından çoğunluk yönetimine devredilmesi.
Diyeceksiniz ki bir örneğin var mı? Evet var. Güney Afrika.
Güney Afrika’da ırkçı azınlık rejimi, on yıllar boyunca siyahların egemen olacağı bir çoğunluk yönetimine direndi. Sonunda tecrit edildi ve rejim sürdürülebilir olmaktan çıktı. 

Güney Afrika başardı
Yine de direndi rejim. Bu direncin bir nedeni, beyaz azınlığın, ayrıcalıklı konumunu kaybetmek istememesiydi. Bir diğeriyse, siyah çoğunluğun iktidarı ele geçirir geçirmez beyaz azınlığa karşı bir kıyıma girişeceğinden korkulmasıydı.
Uluslararası aktörlerin de devreye girmesiyle öyle bir geçiş süreci inşa edildi ki beyaz azınlık tabii ki ayrıcalıklı konumuna veda etti ama hiçbirinin burnu bile kanamadı. Sonuçta Güney Afrika, çoğunluk yönetimine geçmeyi başardı. Geçmişin defteriniyse kan dökerek değil, konuşarak, karşılıklı hesap vererek dürdüler.
Suriye’deki azınlık rejiminin önündeki tek çıkış yolu bu. Görebilirlerse tabii. Her şeye rağmen Esad’ın hâlâ şansı var…
Türkiye’ye gelince… ‘Mahcup müttefik’ konumunu terk etmenin vakti geldi de geçiyor. Suriye rejimi ve başındaki Esad’ın savunulabilecek bir yanı yoktu, artık hiç yok.
Hem rejime ve dayandığı azınlığa, hem Türkiye-Suriye ilişkilerine hem de bölgeye yapılacak en büyük iyilik, Esad’ı Güney Afrika’daki gibi bir geçiş sürecine zorlamak. Aksi takdirde, oluşacak enkazın altında Türkiye de kalır.

.