'Eski Ortadoğu' hâlâ çırpınıyor

Son asimetrik savaş hamleleri, 'eski Ortadoğu'nun kolay kolay pes etmeyeceğini gösterdi.

Halihazırda 'Yeni Ortadoğu'nun üç merkezi var: Kâbil, Bağdat ve Kudüs.
Geçen hafta içinde önce Kâbil'de Taliban vurdu. Sonra Bağdat'ta sabotörler. Ve nihayet Kudüs'te teröristler. 'Eski Ortadoğu'nun son çırpınışları, 'Yeni Ortadoğu'nun doğum sancıları bunlar.
11 Eylül'den sonra 'Yeni Ortadoğu'yu kurmak için kolları sıvayan ABD ilk iki merkezde gerekli değişiklikleri yaptı. Önce Taliban'ı, sonra da Saddam'ı askeri gücüyle devirdi.
Üçüncü merkezde de değişiklik yaptı ABD, ama yalnızca diplomatik gücüyle, bu yüzden de kısmen. Filistinli İslamcı örgütler üzerinde hiçbir yaptırım gücü bulunmadığı için herhangi bir hamle yapamadı. Buna karşılık 'barış ortağı' olarak güveni kalmadığı Arafat'ı geriletip Abbas'ı başbakanlığa getirdi. Gelgelelim Şaron'u değiştiremedi, çünkü birincisi, İsrail demokratik bir ülke, ikincisi Bush yöntimi Şaron'u gözden çıkarabilmiş değil.
Tek yapabileceği, Şaron'un politikasını değiştirmekti.
Bunu da 'yol haritası'nı kabul ettirerek yaptı.
İçinde bulunduğumuz süreç, bu üç merkezde de 'Eski Ortadoğu'nun direniş süreci. Direniş sözcüğünü teknik anlamda kullanıyorum. Taliban'ın, Baas artıklarının, Filistinli İslamcı örgütlerin ve İsrailli şahinlerin yaptığına direniş demek, bu sözcüğün anlamını kirletmek olur. Özgürleşme, refah, istikrar ve demokratikleşme üzerine inşa edilmeye çalışılan 'Yeni Ortadoğu'yu baltalamaya yönelik çabalara dense dense sabotaj denebilir. İlk iki merkezde ABD ve sistemle bir hesaplaşma söz konusu. Kudüs'te ise bir kör döğüşü var.
Evet ABD yapabileceği değişiklikleri yaptı. Ancak 'Yeni Ortadoğu' için liderliklerin değişmesi yetmez. Toplumların dönüşmesi lazım. Bu da haliyle yalnızca söz konusu merkezlerde değil, uluslararası alanda da karmaşık, zorlu, kapsamlı ve uzun vadeli bir süreç gerektiriyor. ABD'nin zorlanması bu yüzden.
'Yeni Ortadoğu'nun ilk iki merkezinde ironi şu: Bu bir dayatma ancak dayatan ile dayatılanın çıkarları örtüşüyor. Temel ortak çıkar, özgür, müreffeh, istikrarlı ve demokratik bir yeniden yapılanmayı Ortadoğu'yu Kaide'de ifade, 11 Eylül'de vücut bulan uluslararası İslamcı terörden arındırmak. ABD için bu ulusal güvenlik stratejisininin köşetaşı. 'Yeni Ortadoğu'nun iki merkezi için de işgalin sona ermesi ve egemenliğe kavuşmanın tek yolu bu.
ABD-Vietnam ya da Rusya-Afganistan işgallerinde böyle bir çıkar örtüşmesi söz konusu değildi. O yüzden işbirlikçiler bir yana Vietnamlılar da Afganlar da bir bütün olarak direndi işgalcilerine. Sonuna kadar da haklıydılar. Dahası lojistik destekçileri de vardı.
Afganların arkasında Pakistan ve ABD, Vietnamlıların arkasında Çinliler ve Ruslar duruyordu.
Irak'ta ve Afganistan'da işgale karşı bir halk direnişi yok. Eski rejimin bekçileri ve 'cihadi'ler denen Kaide tipi yeminli sabotörlerin işgalciyle hesaplaşması var. Üstelik her iki ülkede de sabotörlerin tabanı da coğrafi alanı da sınırlı. Ülke bazında dış destekçilerden de yoksunlar. Filistin'de denklemin bileşenleri farklı, ancak Filistin halkının hedefi Iraklı ve Afganlardan farklı değil. İsrail'in de kalıcı bir barış ve güvenliğe ihtiyaç duyduğu malum.
Afganistan, Irak ve Filistin topraklarındaki son asimetrik savaş hamlelerinin neredeyse eşzamanlı olarak gerçekleştirilmesi rastlantı olabilir. Ancak işaret ettiği gerçek, 'Eski Ortadoğu'nun kolay kolay pes etmeyeceği. ABD'nin en az ama en az o kadar kararlı ve dirençli
hareket etmesi, değişim için ortaya koyduğu irade ve gücü dönüşüm için aklını koyarak pekiştirmesi şart.
Afganistan ve Irak'ın yeniden yapılanması, Filistinliler İsrail işgalinden kurtulup kendi devletlerine kavuşmadan asıl amacına hizmet edemez. Bu konuda Bush'un, Şaron'a söyleyecekleri olmalı.