Evine dönmüyor!

<arabaslik>Rauf </arabaslik>Denktaş, mücadelesine 'nokta' değil, 'virgül' koyuyor; yani evine değil, sokağa dönüyor. Muhalefette, cumhurbaşkanlığının 'protokoler pranga'ları da olmayacak.</br>Onu izlemeye devam...

Denktaş, 1948'de, Kıbrıs'ta özerk bir yönetimin nasıl oluşturulacağını araştırmak üzere Britanya yönetimince kurulan istişare heyetinin üyeliğiyle başladığı siyasi serüvenine, KKTC Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrılarak nokta değil, virgül koyacak. Bir başka deyişle, Kıbrıs'ta bugünden itibaren 'Denktaş iktidarı' sona eriyor, 'Denktaş muhalefeti' başlıyor...Dünkü basın toplantısına bakılırsa, başladı bile...Evet, Denktaş, 'Saray'dan ayrılıyor, ama evine dönmeyecek, sokağa çıkacak...Üstelik, aslında pek umursamadığı cumhurbaşkanlığının 'protokoler prangaları'ndan da kurtulmuş olarak.
Denktaş, Kıbrıslı Türklerin liderliğine adım attığında yıl 1949'du. O yıl seçildiği Kıbrıs Türk Dernekleri Federasyonu'nun başkanlığını 1958'e kadar sürdürdü. Kendi deyişiyle, 'Körü körüne İngiliz yandaşlığı güttüğü' yıllardan, sonuna kadar sıkı sıkı sarılacağı Türk milliyetçeliğine geçtiği dönemdi bu aynı zamanda.
O yıllarda 'görüntü'de Kıbrıslı Türklerin lideri Dr. Küçük'tü. Nitekim Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda, cumhurbaşkanlığı yardımcılığına Dr. Küçük getirildi. Denktaş'a Türk Cemaat Meclisi Başkanlığı uygun bulunmuştu. Ancak emekli albay İsmail Tansu'nun o yılları anlattığı 'Aslında Kimse Uyumuyordu' adlı kitabında da belirttiği gibi 'gerçek' lider başından beri Denktaş'tı ve hep öyle kaldı.
Denktaş 1960'ların sonunda bayrağı Küçük'ten resmen devraldı. Ortada artık bir Kıbrıs Cumhuriyeti yoksa da Denktaş, hem cumhurbaşkanı yardımcılığını üstlendi, hem de Kıbrıs Türk Yönetimi'nin başkanlığını. Rum hegemonyacalığıyla Türk ayrılıkçılığının birbirini körüklediği yılların tam ortasında, 1974'te gerçekleştirilen Kıbrıs müdahalesinden iki yıl sonra, Denktaş kuruluşuna öncülük ettiği Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin başkanlığına getirildi bu kez. 1981'de göreve yeniden seçildiğinde çıtayı yükseltmişti: 'Federe' değil 'bağımsız' bir devletin başkanlığıydı artık hedefi. KKTC' nin mimarlığını yaptı; 1983'te kurduğu devletin başına getirildiğinde yıl 1985'ti. 1990'da, 1995 ve 2000'de yeniden seçildi göreve...
Tüm bu yıllar boyunca Denktaş'ın bir görevi de Kıbrıs'ı yeniden birleştirmek üzere başlatılan toplumlararası görüşmeleri yürütmekti. 1968'de devralıp Beyrut'ta başladığı görevini, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünü ve adanın AB'ye birleşmiş olarak girişini öngören 'Annan Planı' için referandum kararı alındığı New York'ta 2004'te noktaladı. Kritik önemdeki Burgenstock görüşmelerine katılmayı reddedecekti. Çünkü ona göre, 'görüşme' değil, 'dayatma' yapılacaktı Burgenstock'ta; tıpkı New York'ta yapıldığı gibi...
Görüşmeciliği nedeniyle yurtdışında 'uzlaşmazlık'la özdeşleştirildi Denktaş. Rumlar için öteden beri bir 'nefret figürü'ydü. Kimine göre 'Teflon Türk', kimine göre 'Denktator...' Ama Denktaş için sonun başlangıcını, ne yabancılar ne Rumlar, bizzat kendi toplumu hazırladı.
Kuzey Kıbrıs'ta hep var olmuş, ama başta Türkiye tarafından olmak üzere hep yok sayılmış muhalefet 2003 yılından itibaren karşısına Denktaş'ı, arkasına da Annan Planı'nın sunduğu çözüm ve AB üyeliği perspektifini alıp hızla toplumsal bir harekete dönüştü. Denktaş'ın her fırsatta 'şeytanlaştırdığı', tu kaka ettiği planı Kıbrıslı Türklerin çoğu baştacı ediyordu. Kıbrıs üzerinden kendi AB üyeliğinin hesabını yapan Türkiye'nin de plana 'olur'unu vermesiyle 'Denktaş iktidarı' için yolun sonuna gelinmişti. Planı, referandumda halka reddettirme çabası da boşa çıkan Denktaş, artık toplum liderliğinden fiilen emekli olmuştu.
Denktaş'ın dünya görüşüne ilişkin en çarpıcı gözlemlerden birini Nisan 2003 tarihli Kıbrıs raporunda Annan yapmıştır:
"Denktaş 1960'ların çatışmacı ortamından Kıbrıs'ın AB üyeliğinin eşiğinde durduğu bir Avrupa'ya gelindiğini, dünyanın değiştiğini kabul etmiyor; kendi 'fiili gerçekler'inin günün birinde meşruiyet kazanacağını sanıyor. Oysa Kıbrıs'ta çözüm, ancak her iki taraf uzlaşmanın gereğini kabul ederse ve son 40 yılda dünyanın değiştiğine inanırsa sağlanabilir. (...) Tüm çabalarıma rağmen Denktaş'ı şuna ikna edemedim: Kıbrıs sorununun 'gerçekler'i yalnızca fiili durumun gerçekleri değildi, aynı zamanda uluslararası hukukun ve uluslararası ilişkilerin gerçekleriydi."
Evet, eğer değişmemek bir erdemse, şu dünyada Denktaş'tan erdemlisi zor bulunur... Muhalif Denktaş'ın muktedir Denktaş kadar erdemli olacağı kuşkusuz. Bir 'halk kahramanı' olarak çıktığı yolu artık halkıyla ters düşmüş bir lider, bir bakıma 'trajik bir karakter' olarak yürüyecekse de Denktaş'ı izlemeye devam edin; davası da kavgası da bitmedi.