'Güç ve Cennete Dair'

Bazı makaleler vardır. Daha çok Amerikan kaynaklıdırlar. Zamanla uluslararası dolaşıma girerler, kolay kolay da çıkmazlar. Ana fikrine katılırsınız katılmazsınız, ama kayıtsız kalamazsınız çünkü sürekli göndermede bulunulur bu makalelere.

Bazı makaleler vardır. Daha çok Amerikan kaynaklıdırlar. Zamanla uluslararası dolaşıma girerler, kolay kolay da çıkmazlar. Ana fikrine katılırsınız katılmazsınız, ama kayıtsız kalamazsınız çünkü sürekli göndermede bulunulur bu makalelere. Tipik örnekleri arasında Paul Kennedy'nin 'Büyük Güçlerin Yükselişi ve Düşüşü', Francis Fukuyama'nın 'Tarihin Sonu' ve tabii Samuel Huntington'ın 'Uygarlıklar Çatışması' başlıklı makaleleri sayılabilir.
Geçen yıl Amerikan Policy Review dergisinin 2002 Haziran-Temmuz sayısında bu makalelere bir yenisi eklendi. Başlığı 'Güç ve Güçsüzlük'tü yazının. Yazarın adı da Robert Kagan. Eski diplomat, araştırmacı, köşe yazarı ve en önemlisi halihazırda Amerikan dış politikasının dümenini elinde tutan yeni muhafazakârların ideologlarından Robert Kagan.
Söz konusu makale genişletilerek şubat ayında kitaplaştırıldı. Mayıs ortasında benim elime geçen, 10'uncu baskıydı; kendi alanında çoksatar olmuştu kitap.
Hiç kuşkusuz yeni adıyla 'Güç ve Cennete Dair'in bu kadar tutmasının nedenlerinin başında Kagan'ın 2002 ortasındaki öngörüsünün 2003 ortasına gelindiğinde bir vakıaya dönüşmüş bulunması yer alıyor:
ABD-Avrupa kutuplaşması.
Kitap, "Artık Avrupalılarla Amerikalılar ortak bir dünya görüşünü paylaşıyormuş, hatta aynı dünyada ikamet ediyormuş gibi davranmaya son vermenin zamanıdır" gibi çarpıcı ve kışkırtıcı bir cümleyle başlıyor. Kagan'a göre Avrupa, barış ve refahın tarih sonrası cennetinde yaşıyor ve Kant'ın bu sonsuz barış dünyasında işbirliği, müzakere, kurallar ve yasalar hâkim; ABD ise hâlâ yasa ve kuralların güvenilmez olduğu tarihte yaşıyor ve Hobbes'un bu anarşik dünyasında güvenlik ve düzen hâlâ güç bulundurma ve kullanmayla sağlanabiliyor. "İşte bu yüzden" diyor Kagan, "günümüzde belli başlı stratejik ve uluslararası konularda Amerikalılar Mars'tan, Avrupalılar Venüs'ten." "Dünyanın nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda, uluslararası kurumların ve uluslararası hukukun rolü konusunda ve uluslararası ilişkilerde güç ile diplomasi arasındaki denge konusunda aynı görüşü paylaşmıyorlar."
Evet, Kagan'a göre durum bu kadar vahim; dahası geçici falan da değil: "Atlantik ötesi çatlağın nedeni derin, öteden beri söz konusu ve kalıcı."
Kagan, ABD ile Avrupa arasındaki bu 'stratejik kültür' farkını iki temel nedene bağlıyor: İlki ABD ile Avrupa arasında şu haliyle bile bariz olan ve giderek artan güç farkı, özellikle askeri alandaki materyalist ve teknolojik uçurum; ikincisi de yukarıda alıntıladığım bölümlerden de anlaşılacağı gibi ABD ile Avrupa'nın 'farklı dünyalar'a ait olması, ideolojik uçurum.
Kagan ilk nedeni şöyle açıyor:
"Kudretli askeri gücü bulunan ülkeler, böylesi bir güçten yoksun ülkelere kıyasla uluslararası ilişkilerde güce başvurmaya daha yatkındır." Yazar, Avrupa'nın bugün karşısındaki tehditleri alttan alışını güçsüzlüğüne bağlıyor.
Kagan soruyor: "Bugün Avrupa'nın stratejik kültürü, kaba kuvvete ve askeri güce daha az değer verip ekonomi ve ticaret gibi yumuşak güç araçlarına daha fazla değer veriyorsa bu, kısmen de olsa Avrupa'nın askeri açıdan zayıf ekonomik açıdan güçlü olmasından değil mi?"
Yazarın yanıtı 'Evet.' Ama bu güç asimetrisinin 'stratejik kültür' farkını tek başına açıklayamayacağını belirtip ikinci nedene geçiyor Kagan: "ABD'nin gücü ve bu gücü -gerektiğinde- tek yanlı olarak kullanma konusundaki istekliliği Avrupa'nın yeni misyonuna tehdit oluşturuyor, belki de en büyük tehdidi oluşturuyor." Peki nedir bu yeni misyon: Gücün reddedilmesi.
Kagan açıklıyor: "Günümüz Avrupası'nın stratejik kültürü geçmişin Avrupası'nın reddine, Avrupa Machtpolitik'inin (güç siyaseti) kötülüklerinin reddine dayanır. Avrupa'nın son 50 yılına güç siyasetinin vahşi kuralları değil bir jeopolitik fantezinin gerçekleşmesi damga vurdu: Alman aslanı, Fransız kuzusuyla sarmaş dolaş oldu. Avrupa ne askeri caydırıcılık ne de güç dengesi sayesinde bütünleşti. Tam tersine, mucize askeri gücün uluslararası ilişkilerin bir aracı olmaktan çıkarılmasıyla geldi." Ve tabii yerine hukukun üstünlüğünün getirilmesiyle.
Kagan'a göre bu mucizeyi dünyanın geri kalanına (mesela Ortadoğu'ya, mesela Uzakdoğu'ya) yaymak, bir anlamda her halükârda güce karşı çıkmak Avrupa'nın yeni uygarlık misyonu haline gelmiş durumda."
Oysa Kagan'ın deyişiyle Hobbes'un dünyasına çakılıp kalmış bir ABD'nin böylesi bir misyonu paylaşması imkânsız. Dolayısıyla ABD ile Avrupa arasında bir uygarlıklar çatışması değil, bir misyonlar çatışması söz konusu Kagan'a göre.
Peki ne yapmalı? Kagan'ın Avrupalılara tavsiyesi Amerikan hegemonyasını kabul edip kendilerini bu gerçeğe alıştırmaları!
Başta da belirttiğim gibi içindeki görüşlere katılırsınız katılmazsınız ama kayıtsız kalınabilecek bir kitap değil 'Güç ve Cennete Dair.' Rahmetli üstat Ergun Balcı 'Hap gibi' derdi böyle kitaplara. Kısa ve etkili. Henüz (daha doğrusu hâlâ) Türkçeye çevrilmiş değil. Bir an önce okunmasında yarar var, dünyanın gidişatını daha iyi anlayabilmek için.