Her ülkeye lazım: Simitis

Doğrusunu isterseniz liderliğine gıpta etmemek elde değil. </br>

Doğrusunu isterseniz liderliğine gıpta etmemek elde değil.
Hem iç politikası, hem ekonomisi, hem de dış politikasıyla tipik bir
'Balkan ülkesi'ni yedi yıl gibi bir sürede bir 'Avrupa ülkesi' haline getirmek.
Ya da 90'lı yılların başında The Economist gibi ciddi bir dergide AB'den dışlanması bile önerilen 'yaramaz çocuk' lakaplı bir ülkeye yeni üyelere örnek gösterilecek ölçüde 'ağırbaşlı ağabey' imajını kazandırmak. Üstelik de içte dışta atlattığı onca badireye, gördüğü onca dirence karşın.
Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'ten bahsediyorum. Geçen perşembe günü AB'nin dönem başkanı olarak yaptığı konuşmayı dinlerken düştü aklıma bu yazı.
Simitis 1996'da iktidara geldiğinde halkın siyaset sınıfına güvenini yitirdiği, yolsuzluk batağında, AB fonlarının arsız müşterisi, hemen her komşusuyla kavgalı bir ülke devralmıştı. Birkaç gün sonra kucağında bulacağı Kardak kriziyse cabasıydı.
Yine de gözü yüksekteydi. Daha ilk gün hedefini Maastricht Kriterleri'ni yakalayıp Yunanistan'ı avruya geçirmek olarak koydu. Bu uğurda işçisiyle, çiftçisiyle, memuruyla ters düşmeyi, şimşekleri üstüne çekmeyi göze aldı. Ve Avrupalı nice ekonomisti şaşırtarak 2001'de hedefine ulaştı.
Simitis Yunanistan'ın dış politikasına da el attı. Makedonya'yla isim sorununu hal yoluna koydu. Arnavutluk'la gerginliği giderdi. AB ve NATO ortaklarıyla arasını düzeltti. Sırplarla geleneksel dostluğuna karşın NATO'nun müdahalesine ses çıkarmadı. Clinton belki de hiçbir yerde karşılaşmadığı protestoyu Atina sokaklarında Yunanlılardan gördü, ama Simits ABD'yle ilişkilerini ilerletti. Nitekim önceki gün de Irak sorununa ilişkin olarak, Avrupalıların tüm kaygılarına rağmen ABD'nin güvenini kaybetmek istemeyeceklerini söylüyordu.
Tabii en önemlisi Türkiye'yle yakınlaşma sağladı Simitis. Ege'de sırasıyla Kardak, S-300 ve nihayet Apo gibi ciddi bunalımlar yaşandı. Ama Simitis siyasi iradesini kullanıp gerektiğinde ikna yoluyla, gerektiğinde sivil-asker demeden kelle alarak bu bunalımları geride bırakmayı bildi. Hatta, bu krizleri parti içindeki konumunu güçlendirmek için kullanmayı bile başardı. Mesela Apo krizinde Pangalos'u görevden alarak PASOK'ta kendisine meydan okuyan şahinleri geriletti. Aynı bağlamda şunu da belirtmek gerekir ki Simitis dönemi Batı Trakya'da yaşayan Türkler için de bir rahatlama süreci oldu.
Bir başka yakıcı konuya daha el attı Yunan lider: Kilisenin toplum üstündeki etkisini kırmak. (Bu etki hiç de azımsanacak gibi değildir.
'Yunanlı Olma Talihsizliği' adlı kitabın yazarı Nikos Dimoy, 'Yunanistan Batılı ülkeler arasında anayasası halk adına değil, Baba-Oğul-Ruh adına ilan edilen tek ülke. Bu memlekette Kilise olmadan ölemezsiniz de. Çünkü medeni defin yoktur' der). Bu iş için simgesel bir mücadeleye girdi kiliseyle ve inanç özgürlüğü bağlamında nüfus cüzdanlarından din hanesinin kaldırılacağını ilan etti. Ortalık yine ayağa kalktı. Ancak sonunda yine Simitis'in dediği oldu.
Simitis'in 'zamanlama'sı da dikkat çekiciydi. Bu tartışmayı 2000'deki seçimlerden sonra başlattı. Seçimlerden önce başlatsaydı belki de seçimi kaybederdi.
Ve nihayet polisiye bir başarıya da imza attı Yunan başbakan. Amerikan ve İngiliz istihbarat örgütleriyle işbirliğine girerek hayalet örgüt 17 Kasım'ı çökertti.
Velhasıl, Simitis hakikaten de stratejik vizyonu olduğu kadar taktik manevraların da hakkını veren bir lider. Ne diyelim, darısı başımıza.