Hukuki açıdan Irak'ta hâlâ 1 Mart'tayız

TBMM 1 Mart'ta önüne getirilen tezkereye 'Hayır' derken günahıyla sevabıyla siyasi bir karar verdi.

TBMM 1 Mart'ta önüne getirilen tezkereye 'Hayır' derken günahıyla sevabıyla siyasi bir karar verdi. Gerçi karar Meclis aritmetiğinin gereğinden ziyade içtüzük geometrisinin bir cilvesiydi, ama ne olursa olsun TBMM 'savaş'a katkıda bulunmayı reddetmişti.
Karar siyasiydi, ama hukuki bir dayanağı da vardı. Anayasa'nın 92'nci maddesi bu tür askeri harekâtlara katılım için 'uluslararası hukukun meşru saydığı haller' ölçütünü benimsemişti. Oysa söz konusu 'savaş'ın meşruiyeti yoktu. Bırakınız BM'yi, NATO kararı bile söz konusu değildi. Radikal'de 24 Temmuz tarihli yazısında Turgut Tarhanlı gayet net ifade etmişti durumu:
"O tarihte (1 Mart'ta) Türkiye'nin, Irak'a karşı bir askeri müdahaleye kendi silahlı birlikleriyle katılmasını olanaksız kılan nedenler, bugün de ortadan kalkmış değil... Uluslararası hukuk bağlamında, meşru kabul edilmeyen bir askeri müdahaleye girişmek kadar, ona, daha sonra katılmak da aynı hukuki parametreler içinde değerlendirilir."
Diyeceksiniz ki peki ama BM Güvenlik Konseyi geçen mayıs ayında aldığı kararla Irak'taki işgali meşru kılmadı mı? Hayır. BM Güvenlik Konseyi'nin 1483 sayılı kararı Irak'taki fiili durumun tanımlanması ve ülkenin bir siyasi varlık olarak hayatını idame ettirebilmesi için, bu fiili durumun oluşturduğu otoritenin tanınmasından ibaret.
Söz konusu kararın işgali meşrulaştırdığı, ancak ve ancak siyasi bir yorumdur, hukuki değil.
Bu bağlamda Tarhanlı aynı yazısında şu hatırtatmayı yapıyordu: Güvenlik Konseyi'nin 1483 sayılı kararı gereğince, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırlayıp Konsey'e sunduğu 17 Temmuz tarihli raporda, BM'nin, Irak'taki siyasi geçiş sürecine dahil olmasının, bu sürecin 'meşruiyeti'ni belirleyeceği konusu açıkça vurgulanıyor. Bunun karşı anlamı, sanırım tartışma kaldırmaz: Irak'ta halihazırda yürütülen işgal faaliyeti ve bunun türevi siyasi faaliyetler meşru olarak nitelenemez."
Kısacası şu anda Irak'ın yalnızca askeri ve siyasi olarak değil kanuni olarak da tek hâkimin 'işgal idaresi' olması, uluslararası hukukun bu işgali meşru saydığı anlamına geliyor. Dolayısıyla Türkiye'nin bu 'işgal idaresi'yle askeri alanda işbirliği yapabilmesi (karardaki ifadeyle altında çalışabilmesi) için hukuken gerekli saydığı ölçüt yerine getirilmiş değil.
Söz yine Tarhanlı'nın: "Bu kararın, BM örgütü ve devletler (özellikle Irak'taki işgalci güçler) bakımından öngördüğü tasarım, zayıf bir çoktaraflılığın, tek taraflı kuvvet politikası karşısında sınırlandırılmasından ibaret görünüyor. Bu karar bağlamında, Irak'taki işgalci güçlerce oluşturulan idarenin, gerek BM ve temsilcileri gerek diğer devletler ve onların şirketleri vb. yapılar karşısındaki açık üstünlüğü farklı bir yorumu engeller."
Bu durumda Ankara'nın uluslararası hukuk açısından 'önünü açabilecek' tek gelişme BM'nin yeni bir karar alması ve Irak'ın 'yeniden inşası' kapsamında ve asayişin sağlanması bağlamında böyle bir askeri katkının önünü açması olur. Gelgelelim ne 'işgal idaresi'nin böyle bir niyeti var ne de işgale muhalif başkentllerin bu yönde bir çabası.
Bu açıdan bakıldığında uluslararası topluluğun yine tıpkı savaş öncesinde olduğu gibi bölündüğü görünüyor. Almanya, Belçika, Fransa, Rusya, Lüksemburg ve son olarak Hindistan gibi ülkeler bir BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan Irak'a asker göndermeme eğiliminde. Muhtemelen Pakistan da. Buna karşılık Hollanda, Danimarka, İspanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti gibi bazı ülkeler daha şimdiden asker vermeye hazır olduklarını açıkladı. Ne ilk gruptaki ülkelerin her adımlarını uluslararası hukuka göre attıkları söylenebilir, ne de ikinci gruptaki ülkelerin uluslararası hukuku takmadıkları. Demek ki karar siyasi. Demek ki karar günü geldiğinde TBMM de yine siyasi bir karara imza atacak.
Hukuki durum olumlu yönde bir siyasi karara elvermediğine göre ya fiili durum? Haftaya...