Irak'ın hâkimi

Evet savaş bitmek üzere. Kaygan bir zeminde, belirsizlikle dolu bir sürece giriliyor Irak'ta.

Evet savaş bitmek üzere. Kaygan bir zeminde, belirsizlikle dolu bir sürece giriliyor Irak'ta. Tek bilinen şu: Bundan böyle 'bir süreliğine' Irak'ın hâkimi ABD. Ankara'nın dikkatine: Bu hâkimiyet Kuzey Irak'ı da kapsıyor.
Irak'ta yakın gelecekte hangi iç ve dış oyuncuların hangi rolü üstleneceğine Washington karar verecek.
Yönetimin önde gelenlerinin bir-iki gündür yaptıkları açıklamalar alt alta dizildiğinde görülen şu: Irak'ta Amerikan düzeni kurulacak, BM düzeni değil.
Bu konuda en manidar açıklama, Bush yönetiminin en BM'ci bakanından geldi, Powell'dan. Şöyle diyordu Powell: "Bu kadar yolu Irak'ı bir başka otoriteye teslim etmek için gelmedik."
Rumsfeld'in, Cheney'nin, Wolfowitz'in açıklamaları da aynı yönde. Tek fark daha az diplomatik ifadeler içermeleri. Mesela Wolfowitz önceki gün Irak'ın yeniden yapılanmasının BM aracılığıyla, dolayısıyla kendilerinin de katılımıyla yürütülmesini isteyen Fransa, Rusya ve Almanya'ya dalga geçer gibi şu öğüdü veriyordu: "Irak'ın yeniden yapılanmasına katkıda bulunmak istiyorsanız Saddam'a silah satın alması, saraylar yaptırması ve halkını ezebilmesi için verdiğiniz borçları silin."
Zaten Irak'ın 'baş'ına getirilmesi beklenen Garner'ın nitelikleri arasında 'enternasyonalist' ifadesi yer almıyor. Savaş öncesinde tüm tehliklerine karşın 'program'larını Bush'a kabul ettiren bu yeni muhfazakârların Afganistan'dan sonra Irak'ta kazandıkları başarıdan (en azından askeri alanda) sonra Bush nezdindeki itibarlarını katladığına kuşku yok.
Barışın nimetlerinin, savaşın riskleriyle doğru orantılı biçimde dağıtılması normal. Saddam sonrası Irak'ta Britanya'nın oynayacağı rolle Fransa'nın, Almanya'nın oynayacağı rol aynı olamaz herhalde. Savaş karşıtı blok, savaşın nedenlerini nasıl çözemediyse sonuçlarını da öyle öngöremiyor.
ABD'nin neredeyse tek başına onca askeri, ekonomik, siyasi ve diplomatik cefaya katlandıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi Irak'ı uluslararası sefaya açması mümkün mü? Elbette değil.
Ya Türkiye'nin konumu?
Ankara da savaştan önce kendini yanlış konumlandırdı. Savaş sırasında üç aşağı beş yukarı konumunu korudu. Savaştan sonra 'bıraksalar' Kuzey Irak yüzünden bir kez daha kendini yanlış konumlandıracak. Neyse ki bırakmıyorlar, bırakacakları da yok.
Ankara başından beri Irak savaşını ABD'yle ilişkileri bağlamında ele almayı değil, ABD'yle ilişkilerini Irak savaşı bağlamında ele almayı tercih etti. Denklem başından yanlış kurulduğu için hesap hataları yapılması da kaçınılmazdı.
Olup bitenlere yalnızca güvenlik kaygılarına dayanmayan, iç içe geçmiş bir Ortadoğu vizyonu, bir Irak stratejisi ve bir Kuzey Irak politikasının prizmasından bakılamadı. Çünkü hiçbiri yok.
'Realpolitik'in iki temel yörüngesi realizm ve pragmatizmden çıkılması yetmezmiş gibi kısmen ideolojik, kısmen romantik bir yörüngeye oturuldu. Hükümet neredeye bir devletin yürütme organı olduğunu unutup tek bir amaç uğruna oluşturulmuş bir sivil toplum kuruluşu gibi hareket etti.
Stratejik bir karar alma noktasında ekonomik açıdan kâr-zarar hesabıyla, askeri-siyasi alanda korkularıyla hareket eden bir ülkenin kolektif bir hatası söz konusuydu. Kolektif, çünkü sorumlulukta 'aslan payı'nı kapmış bulunmakla birlikte yalnızca hükümetin sırtına yüklenemeyecek kadar vahim bir hataydı bu; devletin ve toplumun çeşitli kesimlerinin de 'pay'ı vardı.
Gelinen noktada Türkiye 1990'lı yıllarda sergilediği Kuzey Irak pratiğini artık sürdüremez. Bu ikinci hata olur. Bir kere PKK terörünün etkinliğinin sona ermesinden sonra sınır ötesi harekât için meşru bir gerekçesi kalmadı Ankara'nın. Dahası artık Kuzey Irak, Saddam'dan değil ABD'den sorulacak. Washington'un Kuzey Irak'a yönelik hem 12 yıllık 'yatırım'ını ve daha da önemlisi Saddam'a karşı giriştiği savaşta tek yerel müttefikini bir çırpıda harcamasını kimse beklemesin.
Türkiye'nin kırmızı çizgileri olabilir. Ama artık Irak'ın hem güneyinde, hem ortasında, hem de kuzeyinde kalem de ABD'nin elinde silgi de.