Iraklı Kürtler pazarlıkta

Irak yapay bir devlet olarak kuruldu ve bugüne kadar da yapay kaldı. Gerek İngiliz mandası altındayken, gerekse 'ulusallaştıktan' sonra merkezi güç, hiçbir zaman katılımcı, çoğulcu, uzlaşmacı, paylaşımcı bir yaklaşım benimsemedi, dolayısıyla bütünleştirici bir işlev üstlenmedi.

Irak yapay bir devlet olarak kuruldu ve bugüne kadar da yapay kaldı. Gerek İngiliz mandası altındayken, gerekse 'ulusallaştıktan' sonra merkezi güç, hiçbir zaman katılımcı, çoğulcu, uzlaşmacı, paylaşımcı bir yaklaşım benimsemedi, dolayısıyla bütünleştirici bir işlev üstlenmedi.
Merkezkaç kuvvetler de dışlanıp yabancılaştırıldıkça, merkezi gücü, aksi yönde hareket ettirecek siyasi mekanizmalardan yoksun bulunmalarının da etkisiyle kâh edilginleşti, kâh yeraltına indi, kâh yurtdışına kanca attı. Tabii bu arada kendi içlerinde bölünmeyi de ihmal etmediler. Sonuçta etnik ya da mezhepsel bütünlüklerini zor da olsa koruyup içe dönük bir ayrılıkçılaşma eğilimine yöneldiler. İçe dönük, çünkü dışa dönük bir eğilim, sonları olabilirdi...
Bugün savaş ve işgal Irak'ta yeni bir fiili durum yaratmış durumda. Rejim çöktü, merkezi güç dağıtıldı. Merkezkaç kuvvetler, merkeze doğru hareketlendi. Baştan aşağı yeniden yapılandırılıyor Irak... Savaşın ve işgalin, ayrıca savaşa ve işgale koşut olarak yükselen silahlı mücadelenin güvensizlik ve kargaşa getiren tüm etkilerine karşın, bir istikrarlaştırma süreci de dış ve yerel dinamikler üzerinde ilerliyor. Amerikalı akademisyen Noah Feldman'ın deyişiyle, 'kargaşadan düzen çıkarma' uğraşı söz konusu. Adım adım. Önce siyasi otorite yerel güçlere bırakılıp geçici bir hükümet oluşturuldu, sonra da seçimler yapıldı. Egemenliğin dış güçten yerel güçlere devrine yönelikti her iki girişim de.
Yol uzun ve zorlu... Daha yapılacak çok iş, atılacak çok adım var. Irak'ın normalleşmesi için; egemenliğin yerel güçlere devrinin tamamanlanması, işleyen ve kalıcı yeni bir anayasal düzen kurulması, yeni rejimin halkın çoğunluğu nezdinde meşruiyet kazanması, güvenliğin sağlanıp yabancı güçlerin ülkeden ayrılması, ekonomik açıdan bir toparlanmanın ardından kalkınma aşamasına geçilmesi gibi nice keskin dönemecin alınması gerekecek.
Sürecin başarıyla sona ereceğinin hiçbir güvencesi yok.
Dış gücün, vaatlerine ne kadar bağlı kalacağı, yerel güçlerin tüm Iraklıların Irak'ını kurmak için ne derece çaba göstereceği, halihazırdaki Sünni merkezli muhalefetin bir noktada sisteme dahil edilip edilemeyeceği, Irak'ta yuvalanmış köktendinci terörün sökülüp sökülemeyeceği, bölge ülkelerinin Irak'taki gidişat karşısında kendilerini nasıl konumlandıracağı elbette şimdiden kestirilemez... Irak çok bilinmeyenli bir denklem olarak kaldığı sürece, akıbeti de çok seçenekli olarak kalacak doğal olarak...
Bu bağlamda bilinmeyenlerden biri de Iraklı Kürtlerin ne yönde hareket edeceği. İki yol var Kürtlerin önünde: Kurucu halklardan biri olarak Irak'la bütünleşmek ya da bağımsızlık hedefi doğrultusunda Irak'tan ayrılmak. Hangi yolu seçeceklerine, zaman içinde ve koşullara göre, herkesten önce Iraklı Kürtler karar verecek elbette.
Gerek liderlik gerekse halk olarak Iraklı Kürtlerin gönlü öteden beri ikinci seçenekten yana. Bundan kimsenin kuşkusu yok. Son günlerde peş peşe yapılan açıklamalar ve seçim günü yapılan bağımsızlık 'referandumu'nun sonucu malumu ilamdan ibaretti.
Buna karşılık şu an itibarıyla görünen o ki Iraklı Kürtler önce ilk seçeneği zorlayacaklar. İç ve dış koşullar, bir başka deyişle realpolitik bunu gerektiriyor çünkü.
Iraklı Kürtlerin ikinci seçeneğe yönelip yönelmeyeceği, ilk seçeneğin kendilerini getireceği noktaya bağlı olacak. Zaten gözden kaçırmamak gerekir ki Kürtler ayrılma söylemini, halihazırda süren ve daha epey sürmesi beklenen Irak'taki yetki paylaşımı pazarlığında bir koz olarak da kullanıyor; pazarlık masasındaki diğer taraflara, taleplerinin karşılanmaması durumunda başka seçeneklerinin de bulunduğu söyleniyor dolaylı olarak. Şu anda, ilk seçeneğin ne gerçekçi ne de kabul ettirilebilir olduğunu herhalde en iyi Kürtler biliyor olsa gerek.
Bu bağlamda Kürtlerin kabaca iki temel talebi var: Özerklik bağlamında bugüne kadarki ekonomik ve siyasi kazanımlarını korumak, hatta pekiştirmek ve merkezi hükümette söz hakkına sahip olmak.
Maksimalist bir yaklaşımla masaya getirilmemeleri suretiyle genel hatlarıyla makul talepler bunlar. Kürtler bu iki noktada tatmin edilebilirse o zaman ikinci seçenek, getirebileceği tüm tehlikeli sonuçlar da göz önünde bulundurulduğunda (şu konjonktürde Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti kurulması İsrail dışında hiçbir bölge ülkesinin işine gelmez) Kürtler için cazibesini yitireceği gibi uluslararası açıdan da 'rasyonel'ini yitirir.
Irak sıcak bir ülke ve epey bir süre sıcak kalacak.
Türkiye dahil tüm bölge ülkelerinin bu sıcağa kendilerini kaptırmadan soğukkanlı hareket etmesi lazım...