Irak'taki başarı

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Almanya, 1945'te teslim oldu. İlk seçimler ancak dört yıl sonra yapılabildi. Japonya da 1945'te teslim oldu ve Japonlar kendilerini yönetecek kişileri seçmek için iki yıl bekledi.

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Almanya, 1945'te teslim oldu. İlk seçimler ancak dört yıl sonra yapılabildi. Japonya da 1945'te teslim oldu ve Japonlar kendilerini yönetecek kişileri seçmek için iki yıl bekledi. Üstelik her iki ülke de tam teslim alınmıştı; işgal güçleri, hiçbir 'direniş'le karşılaşmadı. Tüm dünya arkalarındaydı, zaten dünya kendileriydi. Her iki ülkede de seçimler işgalin gölgesinde yapıldı. Almanya'nın, Japonya'nın da bugunkü anlamda egemen ve bağımsız birer ülke haline gelmesi, 1950'leri, hatta 1960'ları buldu. Her iki ülke de homojen bir halk vardı, ayrım noktaları etnik ya da mezhepsel değil, siyasi ve ideolojikti.
Son olarak şunu da söylemek gerekir ki her iki ülkenin de belli bir
demokratik altyapısı vardı.
Irak'ta Saddam rejimi, Nisan 2003'te çöktü. Ancak savaş hâlâ sürüyor. İşgal güçleri ile 'direniş'çiler kıyasıya bir mücadele içinde. Savaş ve işgal dünyayı böldü, bu bölünme tam olarak bitmiş değil. Dahası Irak halkı üç parçalı. Hem etnik, hem dini ayrım noktaları var. Ve Irak'ta demokrasi hiçbir zaman yeşermedi. Tüm bunlara rağmen savaşın ardından önce geçici bir yönetim oluşturuldu. İşgalin iki yılı dolmadan genel seçimler yapıldı. Seçimlerden sonraki üç ay içinde de önce Meclis Başkanı, sonra Devlet Başkanı ve yardımcıları, nihayet hükümeti kuracak başbakan belirlendi. Muhtemelen bu ay içinde hükümet de kurulacak.
Elbette, siyasi süreç, işin yalnızca bir boyutu. Bölgesel çapta da olsa Irak hâlâ bir çatışma alanı. Dolayısıyla güvenlik boşluğu söz konusu. Ekonomik anlamda durum sıfırın altında. Saddam rejiminin bıraktığı 'birikim'e eklenen eklenen savaşın ve işgalin yükü, insani ve sosyal açıdan Irak'ı bir enkaz haline getirdi.
Kaldı ki siyasi yeniden yapılanma sürecinin de bir zaafı var: Sünnilerin katılımı hayli sınırlı.
Ancak ister kendi koşullarında, ister Almanya ve Japonya örneklerinin ışığında değerlendirin, Irak'ın bugün geldiği nokta, hiç de yabana atılır gibi değil. Sürecin en dikkat çekici iki yönü şu: İlki, Iraklıların işe uzlaşarak başlamış bulunması. Kürtler ve Şiiler, maksimalist taleplerini dizginleyip optimal bir noktada buluşmayı başardı. İkincisi, siyasi yapılanma sürecine kitlesel çapta katılmamasına, hatta bazılarının bu sürece karşı açıkça tutum almalarına rağmen, Sünnilerin dışlanmaması. Meclis başkanı bir Sünni. Devlet başkanının yardımcılarından biri de Sünni. Hükümette de Sünnilere yer verilecek.
Her iki eğilim de Irak'ın geleceği için umut verici. Çünkü, nihai tahlilde, şu güne kadar olup bitenler, hep üstyapı çalışmaları ve görece kolay. Asıl zor süreç, Irak'ın altyapısının oluşturulması. Bu sürecin atlatılabilmesi ve Irak'ın sosyal ve ekonomik toparlanma aşamasına geçebilmesi, söz konusu uzlaşmacı ve birleştirici eğilimlerin korunup güçlendirilmesine bağlı.
Aksi yönde atılacak her adım, Irak'ta çatışmacı ve bölücü eğilimlere ivme kazandırma tehlikesini de beraberinde getirir. Gelinen noktada, bu olasılığın giderek azaldığı söylenebilir ancak bütünüyle ortadan kalktığını savunmak için henüz erken. Hükümetin oluşumu ve işleyişi, bir anayasanın hazırlanıp tüm taraflarca kabul edilmesinin sağlanması, petrol gelirlerinin paylaşımı, Kerkük'ün statüsü, ordu kurulması gibi nice anlaşmazlık ihtimali barındıran nice hassas konu çözüm bekliyor.
Irak'ın, Iraklıların doğru yolda ilerlediği ortada. Seçimlere katılım, bunun en belirgin ve en çarpıcı kanıtıydı. Nitekim, The Washington Post'un yazdığı şubat sonu ve mart başında gerçekleştirilen bir kamuoyu yoklamasına göre Iraklıların yüzde 60'ı da böyle düşünüyormuş; üstelik aynı oranda insan, durumun yavaş yavaş daha da düzeleceğine inanıyor.
Iraklıların yaptıkları, yapacaklarının bir ölçütü olabilirse, bundan
sonrasına ilişkin umutlu olmamak için hiçbir neden yok...