İran'la savaş Bush'u bile aşar

İran, 11 Eylül 2001'in ardından Bush'un ağzından ABD'nin 'şer ekseni'ne yerleştirilmiş üç ülkeden biri (diğerleri Kuzey Kore ve Irak'tı).

İran, 11 Eylül 2001'in ardından Bush'un ağzından ABD'nin 'şer ekseni'ne yerleştirilmiş üç ülkeden biri (diğerleri Kuzey Kore ve Irak'tı).
Bu demek oluyor ki ABD, İran'ı stratejik bir tehdit olarak algılıyor. ABD'de Bush yönetimi, İran'da da halihazırdaki rejim işbaşında bulunduğu sürece bu algılamanın değişeceği yok.
Irak'ın ABD'ye gösterdiği şu: Rejim değişimi, kapsamlı ve uzun bir süreç. Mevcut rejimi çökertmek, söz konusu sürecin belki de en kolay aşaması. Zor olan, güvenlik yapılandırmasından toplum mühendisliğine, siyasi istikrardan ekonomik refaha kadar uzanan geniş bir yelpazede, devrilen rejimin yerine yenisini inşa etmek. Bu gerçekleştirilemediği sürece, stratejik tehdit ortadan kalkmıyor, yalnızca biçim ve yöntem değiştiriyor; yıkıcı potansiyeli bertaraf edilebiliyor belki ama, parçalayıcı, sarsıcı etkisi yok edilemiyor.
Kaldı ki İran, neresinden bakarsanız bakın, Irak'la kıyaslanabilecek bir tehdit değil ABD açısından. Bırakınız yerine yenisini koymanın, mevcut İran rejimini devirmek, ABD'nin bile harcı olamayabilir. İçeride gerek siyasi gerekse toplumsal düzlemde gerginliklere, çatlaklara sahne olmakla birlikte, Irak'ta belki de hiçbir zaman görülmemiş bir bütünlük arz ediyor İran, devlet olarak; uzak ve yakın tarihiyle, sürekliliğiyle, tecrübesiyle, idelojisiyle, nüfusuyla, konvansiyonel ve muhtemel nükleer gücüyle. Lafı uzatmadan söylemek gerekirse, Irak kaynaklı tehditle mücadelede ABD tarafından başvurulan taktiklerin, İran'a karşı da sonuç vereceğinin hiçbir garantisi yok. Bunu ben, siz kestirebiliyorsak ABD hayli hayli biliyordur. Daha önce de yazmıştım: Irak'ın topyekûn işgali ABD'de gerek yönetim içinde gerekse yönetim dışı merkezlerde yaklaşık olarak 15 yıldır üzerinde kafa patlatılan, ayan beyan yazılan çizilen bir seçenekti. Sonunda işaretlendi. Oysa sık sık hararet yapan birkaç Amerikalı yorumcunun yazılarını bir yana bırakırsak aynı seçeneği İran için önerdiği bilinen doğru dürüst ne bir rapor var ortada ne de bir plan. Kaldı ki bu seçeneğin devreye sokulmasının başlı başına zorluğunun ötesinde şunları da göz önünde bulundurmak gerek: bölgeyi ve uluslararası düzeni içine yuvarlayacağı kargaşa, Britanya'nın bile İran'la diyalogdan yana politikası, Irak'ın hali, Ortadoğu barış sürecinin içinde bulunduğu tıkanıklık, ABD'nin dünyadaki imajı... İran'a karşı askeri seçeneğin, Washington için bir seçenek olduğu bile kuşkulu.
Dolayısıyla, Bush'un, İran'a karşı güç kullanma seçeneğini dışlamadıkları yollu çıkışını, savaş tamtamlarının çalınmaya başlaması olarak değerlendirmek pek isabetli değil.
Bush'un sözleri, ABD'nin, nükleer programına ilişkin bilgi toplamak amacıyla İran içlerinde gizli faaliyetler yürüttüğü ileri sürülen The New Yorker kaynaklı ve usta gazeteci Seymour Hersh imzalı haberin ardından geldi. Haberdeki temel unsur, ABD'nin İran'a yönelik bir savaş ve işgal planladığı değil, nükleer programından duyduğu kuşkudan ötürü İran'ın bazı tesislere yönelik bir cerrahi müdahale hazırlığı yaptığıydı. Bu bile hayli iddialı bir iddia.
'Şer ekseni'ne yerleştirdiğine göre Bush yönetiminin İran'da bir rejim değişimini memnuniyetle karşılayacağına, dahası bu değişime katkıda bulunmak için elinden geleni yapacağına kuşku yok. Ancak her ne olacaksa, mevcut koşullarda bunun bir savaş ve işgale varma ihtimali yok denecek kadar az.
Bush, elbette askeri seçeneği dışlamadıklarını söyleyecek. Gelgelelim, ABD'nin İran'a karşı bir yandan baskı politikasını sürdürmek, bir yandan bu politika doğrultusunda uluslararası bir cephe oluşturmaya çalışmak, bir yandan da İran'daki rejim muhaliflerini güçlendirecek girişimlerde bulunmaktan başka çaresi yok. Yıllardır yaptığı, yapmaya uğraştığı bu zaten. Tüm bunları da askeri harekâta bir basamak olarak gördüğü için değil, İran'daki rejimi zayıflatıp içeriden çökertilmesine zemin hazırlamak için yapıyor. Kaçınılmaz ve uygun görüldüğünde cerrahi müdahale göze alınabilir, ama ötesi Bush'u bile aşar...