Kaide tipi İslamcı terör

Kaide'ye ilişkin birçok bilinmeyen var. Ama bu bilinmeyenler arasında ideolojisi yok.

Kaide'ye ilişkin birçok bilinmeyen var. Ama bu bilinmeyenler arasında ideolojisi yok. Tek bir bildirilerini okumak bile Kaide'nin ideolojisini adlandırmaya yeter: İslamcılık. Elbette bu kadar basit değil. Ama sosyal bilimler her olguyu öyle ya da böyle kavramsallaştırıp adlandırmayı gerektirir ve her adlandırma ister istemez bir basitleştirmedir.
İslamcılık ne kuram ne de uygulama bazında Kaide'nin tekelinde değil. Bugün Nijerya'dan Suudi Arabistan'a, İran'dan Yemen'e öz ve algılama itibarıyla farklı farklı İslamcılık anlayışları hâkim. Tabii illa da iktidarda olmaları gerekmiyor. Cezayir'deki gibi.
Bu farklılıklara rağmen aralarında 'asgari müşterek'ler de yok değil. En başta da dini siyasileştirmeleri. Köktendinci (fundamentalist) olmaları. Dini bir inanç olarak değil, bir ideoloji olarak görmeleri.
Örgütlenme, yöntem ve araçlarını buna göre seçmeleri. Doğrudan iktidara talip olmaları.
'Siyasal İslam' da buradan çıkıyor zaten. Müslümanlığın ulusallaştırılmasına, bir başka deyişle 'İslam modernizmi'ne koşut olarak gelişen siyasal İslam'ın ideoloji bazında kuramsallaşma, örgütlenme ve yayılma açısından çıkış noktası, 1920'lerde Hasan el Benna ve temelini attığı Müslüman Kardeşler örgütü.
Kaide de bu damardan geliyor, bu damardan besleniyor. Kaide varlığını bir örgüt olarak sürdürüyor olabilir.
Ancak ideolojisini yalnızca kuramsal olarak değil, eylem ve hatta iktidar bazında da tanıdığımız bir örgüt. Kaide tipi siyasal İslam, bugüne kadar en geniş ve en esaslı uygulama alanını Afganistan'da buldu. Taliban döneminde. Kaide tipi siyasal İslam, Taliban'la özdeşleşti. O derece ki bu özdeşleşme, Taliban'ın Usame bin Ladin uğruna iktidarını yitirmesine yol açtı.
Taliban-Kaide ikilisinin iktidarı, siyasal İslam'ın bastıramadığı yüzlerinden birini de açıkça ortaya koydu: totaliterlik ve kaçınılmaz olarak dayatmacılık.
Bu dayatmacılık, siyasal İslamın iktidarda olduğu ülkelerde topyekûn bir rejim olarak çıkabiliyor karşımıza. Muhalefette olduğu ülkelerde ise bir rakip, bir alternatif olarak. Ve nihayet halihazırda Kaide örneğindeki gibi seyir halinde bir tehdit olarak.
Ama hepsi de varlık nedenlerini doğru bildikleri İslam'a dayandırıyor. Çünkü gerçek İslam'ı kendilerinin temsil ettiğine inanıyorlar. Oldukları ve yaptıkları her şeyi İslamcılıkla açıklıyorlar. Zaten bugün uluslararası alanda başat çekişme İslam ile Hıristiyanlık ya da İslam ile Yahudilik arasında değil. İslam'ın kendi içinde. Daha önce de yazdım. Bugün Usame bin Ladin için öncelikli düşman Beyaz Saray değil, Suudi hanedanı, Mısır rejimi, Fas kraliyeti ve diğerleri. Kaide'nin terminolojisiyle kâfirler değil, günahkârlar. Kâfirler, günahkârlara kol kanat gerdiği için hedef.
Belki de en doğrusu dün Milliyet'te Taha Akyol'un önerdiği üzere terörü örgüt bazında tanımlamak; Kaide terörü deyip geçmek (Yeri gelmişken biz yıllarca ASALA terörünü Ermeni terörü diye yaftalamamış mıydık?
O zaman da Türkiye'deki yurttaşlarımız dahil Ermenilerin kanında dokunmadık yer kalmamış olsa gerek).
Be belli bir ayrıştırma imkânı vereceği gibi, genellemeden kaçınmayı da sağlar.
Ancak örgüt bazında tanımlamak, örgütün arkasındaki ideolojik aidiyet bağını gölgelememeli. GIA terörünü, Baader-Meinhof terörünü, IRA terörünü, İslami Cihad terörünü, PKK terörünü vb. ideolojik bağlamlarından soyutlayarak değerlendiremeyiz. Bu değerlendirme yapılmadan, ne teşhis ne tedavi sonuç verir.
İstanbul'da yapılanlar Kaide tipi İslamcı terördür.
Adı bu bağlamda koyarsak ne İslam'a gölge düşürür, ne İslami ya da Müslüman kimliğine duyarlı insanların kanına dokunur.