Kaide'nin dönüşü

Amerikalı Kaide uzmanı Bergen'in saptaması yerinde gibi: Kaide giderek bir şebekeden ziyade bir ideolojiyi andırıyor.

Amerikalı Kaide uzmanı Peter Bergen'in saptaması yerinde gibi: 'Kaide giderek bir şebekeden ziyade bir ideolojiyi andırıyor.'
'Yuva'sı (Afganistan) yerle bir edildi. İktidardan (Taliban) indirildi. Beyni (Şeyh Muhammed) yakalandı. Lideri (Bin Ladin) kayıplara karıştı, öldüğü yolunda idddialar ortaya atıldı. Dağıldığı, hatta bittiği bile söylendi; hem de bizzat Amerikan ve Suudi yönetimlerince...
Meğer hiç de öyle değilmiş. Bakınız, 13 Mayıs gecesi Riyad. Gerçi Kaide eylemi üstlenmiş değil. Ama Kaide hiçbir eylemini doğrudan üstlenmedi bugüne kadar. 11 Eylül'ü bile. Dolayısıyla, sorumluluğunu üstlenmemesi de eylemin Kaide işi olduğuna delalet ediyor. Terörizm uzmanlarına göre yöntem, hedef ve planlamada da ilave deliller söz konusu Kaide aleyhine (korumasız sivillerin hedef alınması, hiçbir uyarıda bulunulmaması, eylemcilerin tümünün ölmeye hazır olarak gelmiş ve muhtumelen ölmüş bulunması, minimum riskle maksimum zayiat amaçlanması vb.). Bu durumda 13 Mayıs Riyad bombalamalarından çıkarılması gereken ilk sonuç, Kaide'nin yerli yerinde durduğu ve hâlâ ölümcül bir gücü elinde bulundurduğu. Böylelikle 11 Eylül'ün siyasal İslam'ın son çırpınışı olmadığı, Bali katliamından sonra bir kez daha ortaya konuldu. Velhasıl, ABD'nin terörle mücadelesi kadar, terörün ABD'yle mücadelesi de sürüyor.
Malum, ABD bu ay başında Suudi Arabistan'daki askeri varlığına son vereceğini açıkladı. Bu varlığın 'aşağılayıcılığı' Kaide'nin Amerikan karşıtı söyleminin köşe taşlarından birini, varlığın kendisi de Kaide'nin Amerikan karşıtı eylemlerinin nedenlerinden birini oluşturuyordu. Dolayısıyla Amerikan askeri gücünün Suudi topraklarından çekilmesi bir yandan Kaide için pekâlâ bir taktik zafer sayılabilir, bir yandan da ABD'yi Kaide'nin hedefi yapan nedenlerden birini ortadan kaldırabilirdi. En azından Washington öyle düşünüyordu. Ancak Riyad bombalamaları gösterdi ki Kaide liderliği pek de öyle düşünmüyor. Suudi Arabistan'dan çekilse de Amerikalılara Kaide'den rahat yok. Bu da çıkarılacak ikinci sonuç olabilir.
Kaide'nin tek derdi ABD'yle mi? Değil elbette. 11 Eylül ve bugüne kadar Kaide üzerinden girişilmiş tüm saldırılarda olduğu gibi son eylemde de hedef aynı zamanda Amerikan işbirlikçisi rejimler. Hiç kuşku yok ki Suudi Arabistan bu rejimlerin başını çekiyor. Daha sık hedef olması bu yüzden.
Başka nedenler de var: Kutsal topraklar üzerinde kurulu bulunması, Vahabizmin çıkış yeri sayılması (tabii silahlı ve uç kolu İhvan'ın da), Bin Ladin'in memleketi olması, yeryüzünün en kokuşmuş, en gaddar rejimlerinden birini barındırması, 10 yılı aşkın süredir binlerce Amerikan askerine ev sahipliği yapması gibi...
Böylece geliyoruz Riyad bombalamalarından çıkarılacak ikinci sonuca: Kaide ideolojisi müzakareye yapmaya, ödün vermeye, uzlaşmaya açık olmayabilir, ancak özelde Suudi, genelde Arap gençlerini bu ideolojiye karşı aşılamanın yolu, özelde Suudi genelde de tüm Arap rejimlerinin daha fazla zaman yitirmeden siyasi, ekonomik ve sosyal reformlara girişmesinden geçiyor. Gözden kaçırılmamalı ki Kaide'nin en etkili silahı ölmeye hazır militanları. Bu silah elinden alınmadan Kaide'nin yıkılması hiçbir zaman mümkün olmayacak. Kaide, asayiş ya da askeri yöntemlerle baş edilebilecek bir örgüt değil. Bakın tamamını bu sayfada okuyabileceğiniz başyazıda Kudüs gazetesi ne diyor: 'Kaide örgütü hükümete ve ülkedeki ABD varlığına karşı duyulan öfke yüzünden Suudi Arabistan'da geniş bir halk desteğine sahip.' Velhasıl Kaide bir anlamda Amerikan-Suudi ortak yapımı. Dolayısıyla yıkımı için Amerikan-Suudi ortaklığı asgari koşullarından biri.
Tüm bunları yaparken 'büyük resim'i, Filistin-İsrail sorununu gözden kaçırmamak da şart tabii. Aksi takdirde Kaide'nin dönüşleri bitmez.