Kaide'nin planı

Iraklı seçmenler (Şii ve Kürtlerin çoğu, Sünnilerin bir bölümü) dün anayasa taslağı için oy kullanmak üzere sandık başındaydı. Halk iradesinin...

Iraklı seçmenler (Şii ve Kürtlerin çoğu, Sünnilerin bir bölümü) dün anayasa taslağı için oy kullanmak üzere sandık başındaydı. Halk iradesinin, bu yılın başındaki genel seçimlerin ardından ikinci tezahürü bu. Yapılması, yapılabilmesi bile önemli. Hem demokrasi, hem istikrar ve siyasi yeniden yapılanma süreci açısından.
Gerçi anayasadan tarafların hiçbiri tam olarak memnun değil. En çok da Sünniler. Nitekim referandumun hemen ardından Sünniler lehine bazı değişiklikler yapılması bekleniyor. Değişikliklerin, federalizm, petrol gelirlerinin bölüşümü, Arap kimliği ve eski Baasçıların akıbeti gibi noktalarda yoğunlaşması bekleniyor. Müslüman Kardeşler Örgütü'nün 'Irak şubesi' Irak İslam Partisi, bu vaatler üzerine kurulu uzlaşı umudunu, 'yeni bir dönemin başlangıcı' diye niteleyip referandumu boykot etmekten son anda vazgeçti.
Anayasaya ilişkin Şii ve Kürtlerin de değişiklik talepleri var. Dolayısıyla anayasa reddedilse bile, dünyanın sonu değil. Önemli olan, savaşın, işgalin, terörün pençesindeki bir ülkede bir anayasa taslağının hazırlanıp halkın onayına sunulmuş olması...Sürecin işlemesi.
Irak'ta işleyen bir başka süreç daha var kuşkusuz. Kaide'nin iktidarı ele geçirme mücadelesi. Geçenlerde Amerikan istihbaratı bu mücadelenin 'fikri altyapısı'na dair bir belge ele geçirdi. Kaide'nin 'iç yazışması' niteliğindeki bu belge, Bin Ladin'in sağ kolu olarak bilinen Zevahiri'nin, Irak'taki Kaide güçlerinin komutanı olarak tanınan Zerkavi'ye gönderdiği bir mektup. 9 Temmuz 2005 tarihli, 6 bin kelimelik mektup, ABD Ulusal İstihbarat Teşkilatı'nın internet sitesinde yayımlandı. Belgeye nasıl ulaşıldığı belirsiz. 11 Eylül sürecinin, öncesiyle sonrasıyla, Amerikan istihbaratına dair soru işaretleri doğurduğuna kuşku yok. Dolayısıyla belgenin ne derece otantik olduğu sorgulanabilir. Ancak Kaide konusunda otorite kabul edilen Kuds ül Arabi gazetesinin genel yayın yönetmeni Abdülbari Atwan, gerek üslup gerekse içerik açısından mektubun Zevahiri'nin kaleminden çıktığından pek kuşkusu yok; "Yüzde yüz garanti veremem, ama otantik olduğunu düşünüyorum. Tipik Zevahiri" demiş belge için. Zaten, Kaide tarafından bir yalanlama da gelmiş değil belge hakkında.
Gelelim mektuba...Zevahiri, Irak için dört aşamalı bir plandan söz ediyor. İlk aşama, Amerikalıları Irak'tan çıkarmak. İkinci aşama, zamanla hilafete dönüşecek İslami bir otorite ya da emirlik oluşturmak. Üçüncü aşama, cihad dalgasını Irak'a komşu laik ülkelere yaymak. Dördüncü ve son aşama, İsrail'le savaşa tutuşmak.
Anlaşılan o ki Kaide için, Amerikalıları Irak'ı terk etmeye zorlamak, işin başı. Zevahiri, Amerikalıların Irak'tan çıkarılmasıyla 'mücahidlerin' görevinin sona ermeyeceğini, dolayısıyla o aşamada silahlarını bırakmamaları gerektiğinin altını çiziyor.
Zevahiri, iktidar mücadelesinde, halk desteğini kazanmanın önemine de işaret ediyor. Şu sözler ilginç: "Taliban'ın hatasını tekrar etmemeliyiz. Taliban, yönetime katılımı talebelerle ve Kandahar ahalisiyle sınırlamıştı. Afgan halkını yönetimden uzak tuttular. Hal böyle olunca Afgan halkı da giderek rejime yabancılaştı."
Daha da ilginci, Zevahiri'nin dolaylı olarak Zerkavi'nin eylemlerini eleştirdiği şu sözler: "Sizi takdirle izleyen sıradan Müslümanların çoğu, Şiilere karşı saldırılarınızı anlamakta güçlük çekiyor. Özellikle saldırılar camilere yönelik olduğunda. Cehaletlerinden ötürü mazur görülmeleri gereken sıradan Şiileri öldürmek niye?" Zerkavi'nin, Irak'ta mekân ve hedef gözetmeyen saldırı eylemleri verdiği malum. Dolayısıyla bu sözleri, Zerkavi'nin yalnızca işgal güçlerini değil, hatta onlardan çok daha fazla Iraklı sivilleri de hedef alan eylemlerinin Kaide liderliğini bile rahatsız edecek boyutlara vardığının, en azından taktik düzeyde bir görüş ayrılığının oluşmaya başladığının işareti olarak görmek pekâlâ mümkün.
Kaide'nin planındaki üçüncü aşamada cihadın yayılması için hedef seçilen ülkeler için getirilmiş 'komşu ve laik' kıstasından Türkiye'nin de bu ülkeler arasında yer aldığı ortada. Kaide bağlantılı örgütlerin Türkiye'yi iki kez yokladığı da malum. Ama imkânsız bir görev bu. Yine de 'fikri' düzeyde son aşama kadar, imkansız gelmiyor bana. Ne de olsa İsrail'de Kaide'yi 'direnişçi' olarak gören entelektüel bulmak zor olsa gerek.