Karar vakti

Zirve gösteriyor ki Denktaş Türkiye'yi peşine takmış götürüyor. Nereye mi? AB duvarına toslamaya.

Anlaşıldı. 12 Aralık 2002'de Kopenhag'da seyrettiğimiz filmi 10 Mart 2003'te Lahey'de yeniden seyredeceğiz. Bu kez Denktaş gidecek, Türk tarafı adına Annan'a 'Hayır' diyecek ve geri gelecek. Ya da sonuç itibarıyla
'Hayır' manasında yorumlanacak itirazlar yükseltecek. Çankaya'da dün yapılan zirveden çıkan ilk sonuç bu.
Anlaşıldı. Türk tarafı yine Rum tarafının ekmeğine yağ sürecek. Klerides neyse ama Papadopulos'u sırf AB üyeliğinin yüzü suyu hürmetine katlandığı bu plana hayır demekten, böylelikle de 'menfi etken' haline gelmekten kurtaracak. Çankaya'da dün yapılan zirveden çıkan ikinci sonuç bu.
Anlaşıldı. Ankara'da ibre hâlâ Denktaş'tan, Kıbrısçılardan yana. AKP hükümetinin seçim programına koyduğu, iktidara geldiğinden beri başbakanıyla, dışişleri bakanıyla, özellikle de parti lideriyle dilinden düşürmediği çözüm niyeti hâlâ bir çözüm iradesine evrilebilmiş değil. Çankaya'da dün yapılan zirveden çıkan üçüncü sonuç bu.
Anlaşıldı. Halkının beklentileri hâlâ Denktaş'ın umurunda değil. En son 70 bin kişilik gösteriyle ortaya konan çözüm isteğini görmezden gelmeyi sürdürebiliyor Denktaş. Ve Ankara'yı da ortak ediyor bu tutumuna. Körü körüne. Yarından itibaren Kuzey Kıbrıs'ın yeniden sokaklara döküleceğinden hiç kuşkunuz olmasın. Çankaya'da dün yapılan zirveden çıkan dördüncü sonuç bu.
Ve nihayet, anlaşıldı. Denktaş Türkiye'yi peşine takmış götürüyor. Nereye mi? AB duvarına toslamaya. Daha iki gün önce AB bilmem kaçıncı kez Verheugen'in ağzından uyardı, 'Kıbrıs sorunu çözülmedikçe Türkiye AB üyeliğini unutsun' diye. Ne gam. Çankaya'da dün yapılan zirveden çıkan beşinci sonuç da bu.
En ateşli taraftarları dahil hiç kimse 'Annan Planı'nı dört dörtlük bulmuyor. Bu bir uzlaşı planı. Bölüm bölüm bakıldığında elbette her iki taraf için de dezavantajlı yanları var. Zaten öyle olmalı.
Yapılması gereken plana bir bütün olarak bakmak. Denktaş'ın, Ankara'nın yapmadığı, yapamadığı bu. 'Taze' bir örnek vereyim: 'Annan Planı' üç Türk, üç Rum, üç de yabancı yargıçtan oluşacak bir Yüksek Mahkeme kurulmasını öngörüyor. Amaçlardan biri, kurucu devletlerin eşitliğini ve devletin işleyebilirliğini güvenceye almak. Bunlar Türk tarafının başından beri özellikle üstünde durduğu konulardı. Hal böyleyken, ben bu yazıyı yazdığım sırada Denktaş TBMM'de Annan'ın üç yargıcın en kısa sürede atanması yolundaki isteğinden şikâyet ediyordu.
Bilmem anlatabiliyor muyum? Eğer niyetiniz çözüm değilse, işi yokuşa sürmek için gerekçe çok.
Bir nokta daha var. 'Annan Planı' ya da daha genel olarak Kıbrıs sorununun çözümü bağlamında Türk tarafının yanıt vermesi gereken soru şu: Tüm sakıncalarına karşın çözüme bir şans vermek mi, yoksa çözümsüzlüğü sürdürmek mi Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin çıkarlarına daha iyi hizmet eder?
Bu köşede defalarca yazdığım için tekrar sıralamayacağım artıları eksileri. Çözümsüzlüğün Kıbrıs Türklerinin hayatını, Türkiye'nin de AB ufkunu karartacağını belirteyim yalnızca.
Kuzey Kıbrıs'ta görüşmeci başından beri toplumun gerisindeydi. Zaten Annan da bunu bildiği için referandum önerisini getirdi. Aslında 'Annan Planı'nın
mantığına ve takvimine göre önce liderler anlaşacak, sonra anlaşma halkoyuna sunulacaktı. Ancak gelinen noktada halkın görüşünü sormak farz oldu. Çünkü artık görüşmeciyle toplum ters düşmüş durumda.
16 Nisan'da Kıbrıs ile AB arasında Katılım Anlaşması imzalanacak. O imza ya 2003 model 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti' adına atılacak ya da 1960 model Kıbrıs Cumhuriyeti adına. Ya Kıbrıs Belçika-İsviçre modeline terfi edecek ya da Kuzey Kıbrıs'ın Doğu Almanyalaşma süreci başlayacak.