'Kazan-kazan' mı 'kazı-kazan' mı?

Hiç kuşku yok ki Talat, Erdoğan için Kıbrıs sorununda 'çözüm ortağı'ydı. Türkiye'de Erdoğan'ın, Kuzey Kıbrıs'ta da Talat'ın önce başbakan, ardından cumhurbaşkanı olarak iktidara gelmesi aynı döneme rastlamıştı.

Hiç kuşku yok ki Talat, Erdoğan için Kıbrıs sorununda ‘çözüm ortağı’ydı. Türkiye’de Erdoğan’ın, Kuzey  Kıbrıs’ta da Talat’ın önce başbakan, ardından cumhurbaşkanı olarak iktidara gelmesi aynı döneme rastlamıştı. Erdoğan’ın kurgulayıp uygulamaya geçirdiği ‘bir adım önde olma’ politikasına Talat dünden hazırdı. Çünkü vizyonları örtüşüyordu.
Talat’ın 2003’ten itibaren arkasına aldığı halk desteği,  ‘Kıbrısçı’ zihniyet ve politikaların hem Kıbrıs hem Türkiye’de etkisizleştirilmesde Erdoğan’ın hayli işine yaradı. Buna karşılık AKP’nin çözüm yönünde ortaya koyduğu ve bazı yalpalamalara rağmen koruduğu siyasi irade de Talat’ın elini güçlendirdi. Hem içeride hem dışarıda.
‘Teoride ve pratikte’ sağlanan uyum, son güne kadar sürdü. Çünkü çözüm öngören ortak vizyon için ilk günden itibaren Erdoğan’ın Talat’a, Talat’ın da Erdoğan’a ihtiyacı vardı. Talat, siyasi kariyerini adadığı hedefine ulaşacak ve Kıbrıs sorununu çözen adam olarak tarihe geçecek, Erdoğan da hem Türkiye’nin AB’ye üyelik yolundaki en önemli engeli aşacak, hem de ‘Kıbrıs’ın bir iç politika malzemesi olarak asker-sivil ‘Kıbrısçılar’ tarafından hükümet aleyhine kullanılabilirliğine son verecekti.
Rumlar, Annan Planı’na ‘Hayır’ deyince vizyon tutmadı. Yine de Erdoğan-Talat ikilisinin ‘kazan-kazan’ formülü, hem siyasi iktidarlarını güçlendirdi hem de Türk tarafına moral üstünlük sağladı. Ve o üstünlük, her ne kadar, Kıbrıslı Türkler için istendiği ölçüde somut yararlar getirmese ve nihayet önceki gün Talat’ın cumhurbaşkanlığını kaybetmesini önleyemese de,  bugüne kadar Türk tarafını ‘bir adım önde’ tutmayı başardı. Bu başarı, içte yapılan reformların da katkısıyla Türkiye’yi AB’yle üyelik müzakerelerine başlatırken, KKTC’nin de hukuki değil ama siyasi statüsünü yükseltti.
Önümüzdeki dönemde her şeyden önemlisi, bu moral üstünlüğü korumak, yine ‘bir adım önde’ kalabilmek olacak. Eroğlu’nun takınacağı üslup, izleyeceği yöntem ve benimseyeceği politikanın önemi bu noktada. Seçimi kazanmak Eroğlu için önemliydi tabii ama Erdoğan için önemlisi, çözümü kazanmak. En azından yeniden çözümsüzlüğün sorumlusu pozisyonuna düşmemek.
İki üç gündür ısrarla ve defalarca ‘bir adım önde’ olma politikasının devam etmesi gerektiğini söylemesi o yüzden Erdoğan’ın. Hatta bir keresinde daha da ileri gidip bu yıl sonuna  kadar bir anlaşmaya varılmasını umduğunu, daha doğrusu hedeflediğini belirtti Başbakan. Çünkü ‘bir adım önde olma’ politikasının sağladığı moral üstünlüğünün farkında. Ama bir yandan da yaklaşan tehlikeyi görüyor olmalı seçimler öncesinde: Kıbrıs’taki limanlar meselesi ve iç nedenlerden dolayı AB’yle üyelik görüşmeleri durma noktasına doğru ilerliyor. 
Tabii Erdoğan bir başka tehlikeyi de göremiyor olamaz: Dün bu satırlarda da dikkat çektiğim üzerine, KKTC’deki seçim sonuçları ister istemez AKP’nin Kıbrıs politikasını geriletmek için siyasi malzeme yapılacak. Nitekim, daha seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz, Kuzey Kıbrıs’taki ‘Kıbrısçılar’ bu yönde propagandaya başladı. Bu propagandanın önümüzdeki günlerde Türkiye’ye yayılması, Kıbrıs üzerinden AKP’nin altının oyulmaya çalışılması kaçınılmaz. Olmaz olmaz demeyin, çünkü bir yıl öncesine kadar Kuzey Kıbrıs’ta UBP’nin yeniden iktidara geleceğini, hele hele Eroğlu’nun cumhurbaşkanlığına seçileceğini de pek kimsenin hafzalası almıyordu. Bir başka deyişle Talat’ın mağlubiyeti, pekâlâ AKP’nin Kıbrıs politikası için sonun başlangıcı olabilir. En azından hafife alınacak bir ihtimal değil bu.
O yüzden de Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde Eroğlu’ndan beklentisi küçük hesapların peşinden koşmayı bırakıp ‘büyük resim’e odaklanması olacak. Bir başka deyişle o kadar inançlı ve hevesli olmasa da tıpkı Talat gibi bir ‘çözüm ortağı’ bulmak isteyecek Eroğlu’nda.
Peki bulabilecek mi? Kuzey Kıbrıs’taki ağırlıklı görüş, Eroğlu’nun giderek Talatlaşacağı; bir başka deyişle alışıldık söylem ve katı duruşunu zaman içinde bir kenara bırakıp Erdoğan’ın dümen suyuna gireceği yönünde. AKP hükümeti, yukarıda dikkat çekmeye çalıştığım tehlikeleri de göz önünde bulundurup AB üyelik yolunda yürüyecekse Eroğlu’nun başka seçeneği yok gibi görünüyor.
Söylemek istediğimi geçenlerde Kuzey Kıbrıs’ta yayımlanan Yeni Düzen gazetesinde ‘Hellimli Duvar’da Mehmet Ekin Vaiz yazmıştı veciz biçimde. Biraz değiştirerek aktarayım: Erdoğan, ‘kazan-kazan’ derken, Eroğlu, ‘kazı-kazan’ derse bu iş yürümez.