Kıbrıs Kıbrıs

16 Nisan'da Kıbrıs'ı resmen AB üyesi yapacak katılım anlaşması imzalanacak.</br>Bu imza ya 2003 model Türk-Rum ortak devleti adına atılacak ya da 1960 model Kıbrıs Cumhuriyeti.

16 Nisan'da Kıbrıs'ı resmen AB üyesi yapacak katılım anlaşması imzalanacak.
Bu imza ya 2003 model Türk-Rum ortak devleti adına atılacak ya da 1960 model Kıbrıs Cumhuriyeti.
Birinci seçenek mi, yoksa ikinci seçenek mi? Bu soru 28 Şubat'ta yanıtını bulacak.
Peki şu anda hangi noktadayız? De Soto'nun son üçlü turu (Atina-Ankara-Lefkoşa) sırasında ve sonrasında yaptığı açıklamalara bakılırsa çözüm ışığı hâlâ yanmış değil.
Nitekim Denktaş ile Klerides de 'Annan Planı'na ilişkin karşılıklı değişiklik önerilerini birbirlerine kabul ettiremedi. İki liderin yarın 'olmazsa olmaz'larını masaya koyması ve bir anlamda 'son sözler'ini söylemesi bekleniyor. BM de bu önerileri alıp bir orta yol bulmaya çalışacak (yine, yeniden). Muhtemelen görüşmelerde izlenen yol da değiştirilecek. Önümüzdeki günlerde De Soto'nun tıkanıklığı aşabilmek amacıyla sürece daha etkin biçimde katılması gündeme gelebilir.
Şurası kesin: 'Annan Planı'nde köklü değişiklik mümkün değil. Tarafların geçen aralık ayında ilettikleri önerilerin ışığında yapılan değişiklikler gibi, BM'nin yarından itibaren düşünmeye başlayacağı değişiklikler de işin özüne inmeyecek. Rakamlar değişebilir, bir de belki harita.
Atina ve Ankara'nın yanı sıra Lefkoşa'da da 28 Şubat'a kadar bir anlaşma sağlanabileceğine ilişkin umut cılız. Klerides ve Denktaş'ın son açıklamaları bu yönde.
BM Güvenlik Konseyi geçen yıl temmuz ayında aldığı Kıbrıs kararında uzlaşmayı Türk tarafının zora soktuğu görüşüne dile getirmişti. Avrupa Konseyi de aynı görüşü paylaştığını ortaya koymuştu, Kopenhag zirvesinde
Kıbrıs'ın üyeliğini resmen onaylayarak.
Yine De Soto'nun özellikle Ankara'da yaptığı açıklamalardan anlaşılan o ki BM şu anda da uzlaşmayı zora sokan taraf olarak Türk tarafını görüyor. Denktaş'ın 'Annan Planı'na başından beri karşı çıktığı sır değil. Aynı durum Denktaş'ı arkalayan/çevreleyen Ankara'nın 'Kıbrısçı' sivil-askeri bürokrasisi için de geçerli. Son olarak Yalman Paşa'nın çıkışıyla itirazlar iyice pekiştirildi.
Asıl 'karar verici' rolü oynaması gereken siyasi iktidar işbaşına geldiği günden beri çözüm niyetini dile getiriyor. Gelgelelim bu niyeti hâlâ daha iradeye dönüştürebilmiş değil.
Söz konusu iradeyi Erdoğan temsil ediyor ama her nasılsa hükümetin söylemine ve icraatına yansımıyor bu. Gerçi Erdoğan'ın iradesinde de bazı boşluklar söz konusu. Ama genel olarak bakıldığında Denktaş'ı açıktan eleştirebilmesi ve Ankara'nın Kıbrıs politikasına karşı çıkabilmesi itibarıyla Erdoğan hayli ileri bir noktada duruyor.
28 Şubat, 11-12 Aralık'taki uzatmanın son tarihi. Gerçi diplomaside çare tükenmez, dolayısıyla bu süre esnetilebilir. Ancak bir koşulla: O tarihe kadar anlamlı bir ilerleme sağlanması. Şu anda bu yönde bir işaret yok.
28 Şubat son tarih, çünkü 'Annan Planı'nın takvimine göre taraflar arasında varılması öngörülen anlaşma 30 Mart'ta adadaki iki halkın onayına sunulacak. Zaten işin püf noktası da burada. Anlaşma gereği halkoylamasında
halklara 'Varılan anlaşmayı onaylıyor musunuz' ve 'AB üyeliğini onaylıyor musunuz' diye iki soru sorulacak ama tek yanıt istenecek. Yani Rumlar AB üyeliğini istiyorsa anlaşmayı da kabul etmek durumunda kalacak.
Oysa süreç 'Annan Planı'nın yörüngesinden çıkarsa Rumlar böyle bir zorunlulukla bağlı olmayacak.
Çözümü çok daha ağırdan satabilecekler.
Fazla zaman kalmadı. Önümüzdeki günlerde çözüm için gerekli siyasi iradenin Erdoğan'dan hükümete, hükümetten de Denktaş'a ve Kıbrısçılara geçişimi sağlanması lazım. Aksi takdirde 11-12 Aralık'ta izlediğimiz filmi 28 Şubat'ta bir kez daha izleyeceğiz. Ancak bu kez filmin sonu daha acı bitecek...