Kıbrıs modelleri

Annan'a yine Kıbrıs yolu göründü. Son olarak Mayıs 2002'de gitmişti adaya BM şefi; iki lider arasında Ocak 2002'de başlayan ancak ilerleme...

Annan'a yine Kıbrıs yolu göründü. Son olarak Mayıs 2002'de gitmişti adaya BM şefi; iki lider arasında Ocak 2002'de başlayan ancak ilerleme sağlanamayan görüşmelere ivme kazandırmaktı amacı. Annan amacına ulaşmıştı ulaşmasına ama malum yine sonuç çıkmamıştı görüşmelerden.
Bu kez de amacı pek farklı değil BM şefinin.
Görüşmeler yine tıkanmış durumda. Evet iki lider bir araya geliyor ama çözümün yolu açılamıyor bir türlü.
Annan görüşmelere yine ivme kazandırabilir. Ancak bu kez de sonuç alınabilmesi pek mümkün görünmüyor.
Neden mi? Çünkü başından beri olduğu gibi çözüm denklemindeki eksik, BM'nin ağırlığı değil; zaman, ABD ağırlığı ya da AB ödülü de değil. Eksik aynı: Çözüm niyeti ve siyasi irade. Özellikle de Türk tarafında.
'Annan Planı'nın takvimine göre 28 Şubat'a kadar plana nokta konması gerekiyor. Ancak gerek Denktaş, gerekse Klerides'in son açıklamalarından anlaşılan o ki o nokta hâlâ çok uzakta.
Bu gidişle 'Annan Planı'na üçüncü bir model daha eklemek gerekecek: Doğu Almanya modeli.
Malum, planda, çözüme varılması durumunda 'ortak devlet'in iç ilişkileri bağlamında İsviçre modeline, AB başta olmak üzere dış ilişkileri bağlamında ise Belçika modeline göndermede bulunuluyor.
Almanya modeli ise çözümsüzlüğün parlattığı bir model. Eğer 28 Şubat'a kadar imza atılamazsa, en azından 'manalı bir ilerleme' sağlanamazsa Kuzey
Kıbrıs'ın 'Doğu Almanyalaşma' süreci başlayabilir.
Şöyle ki: Yine 'Annan Planı'nın takvimine göre varılması umulan anlaşma 30 Mart'ta iki halkın da onayına sunulacak. Bu halkoylamasında iki soru sorulacak: 1- Liderlerinizce varılan anlaşmayı onaylıyor musunuz, 2- AB üyeliğini kabul ediyor musunuz?
İki soru sorulacak, ancak tek yanıt istenecek.
Dolayısıyla anlaşmayı almayayım, üyeliği alayım deme şansı yok kimsenin. Bu, Annan'ın Rum tarafını anlaşmaya zorlamak için plana dahil ettiği bir unsurdu. AB'ye de kabul ettirmişti bunu. O dönemde Yunan/Rum basınını biraz takip eden biri kolaylıkla görebilirdi Rumların başından beri bu unsurdan rahatsızlık duyduğunu. Üyeliklerinin böylesi bir koşula bağlanmasından hoşnut değillerdi. Zaten işin ucunda AB üyeliği olmasaydı Rumlar bu planı daha sunulduğu ilk gün, 11 Kasım 2002'de reddeder, değil anlaşma görüşme zemini olarak bile kabul etmezdi.
Ancak sağ olsun Türk tarafı 'oyunbozan' rolünü kimseye kaptırmadan öylesine başarıyla oynadı ki Rumların plana hayır demesine gerek bile kalmadı. Rumlar AB üyeliğini resmen güvenceye alıp Kopenhag'da rahatladı.
Ancak geçmeleri gereken bir eşik daha var, o da 30 Mart'taki halkoylaması. Şimdi Türk tarafı yine göz kamaştırıcı bir başarıyla bu yükü de sırtlarından alıp Rumları iyice rahatlatmaya uğraşıyor. Kendisi hariç tüm dünya, AB'si, BM'si ve ABD'si ve kendi ülkesinin muhalefet partileri bile tıkanıklığın sorumlusu olarak Denktaş'ı görüyor.
Velhasıl çözüm süreci 'Annan Planı'nın yörüngesinden çıkarsa Rumlarla anlaş anlaşabilirsen... 28 Şubat bu açıdan önemli, 30 Mart bu açıdan önemli...
Peki 'Doğu Almanyalaşma' Kuzey Kıbrıs bağlamında ne ifade ediyor?
Kıbrıslı Türkler tıpkı Berlin Duvarı'nın yıkılışına giden süreçte olduğu gibi rejimlerine ve o rejimin arkasındaki gerçek güce iyice yabancılaşabilir. İyice diyorum, çünkü özellikle 'Kopenhag bozgunu'nun ardından yabancılaşma zaten söz konusu.
Kuzey Kıbrıs'ın 'Doğu Almanyalaşma' süreci belki özgün deneyimde olduğu gibi mutlu sonla bitebilir ama o sona kadar yaşanacaklar hiç de iç açıcı olmayabilir.
Korkum o ki Belçika modeline, İsviçre modeline karşı çıkalım derken Almanya modeline teslim olunacak.