Kıbrıs'ın çözümü için 'son şans'

<b>KKTC</b> lideri Denktaş ve Rum kesiminin lideri Papadopulos, bugün Lahey'deki Barış Sarayı'nda Kıbrıs'ın çözümünde 'son şans' diye nitelenen görüşme için BM Genel Sekreteri Annan'la buluşacak.</br><b>Tarafların</b> tutumu çözüm için hiç umut vermiyor. Ancak Lahey'den çıkacak olumsuz sonuç, Türkiye'nin dünyayla ilişkilerini derinden etkileyecek. Hatanın telafisi zor.

LAHEY - Beyrut'tan Cenevre'ye, Paris'ten New York'a, Kopenhag'dan Lefkoşa'ya... Ve şimdi de Lahey. Kıbrıs sorununa çözüm bu kez de uluslararası adaletin başkentinde aranıyor. Denktaş ve Papadopulos bugün anlaşabilmeleri için 'son şans' olarak nitelenen görüşmeyi yapmak üzere Annan'la bir araya geliyor. Yalnızca manidar bir kentte değil, aynı zamanda manidar bir mekânda, Barış Sarayı'nda.
11 Kasım 2002'de 'Annan Planı'nın sunulmasıyla başlayan 'son düzlük'te artık finiş çizgisine doğru yaklaşılıyor. Doğrusunu isterseniz Lahey zirvesi öncesinde diğer zirvelere kıyasla çözüm için daha umutlu olmak için hiçbir neden yok. BM ne kadar uğraşırsa uğraşsın, AB ne kadar bastırırsa bastırsın ve ABD ne kadar markaj yaparsa yapsın her iki tarafta da, ama özellikle Türk tarafında çözüm yönünde bir siyasi irade henüz oluşamadı. Gerek Ankara'da yapılan son Kıbrıs zirvesinin ardından yapılan açıklamadan, gerek Erdoğan'ın önceki gece Murat Yetkin'e söylediklerinden, gerekse Denktaş'ın dünkü ifadelerinden anlaşılan bu. 'Annan Planı' temelinde bir çözüm hâlâ Türk tarafının aklına yatmış değil. Ciddi itirazlar söz konusu.
Son dönemde Rum tarafında da bir çözüm iradesinden bahsetmek pek mümkün değil. Güney Kıbrıs'ta Klerides'in başkanlığı döneminde halkın çoğu 'Annan Planı' temelinde bir anlaşmaya karşı çıksa da liderlik anlaşmaya yakın bir tutum ortaya koyuyordu. Nitekim Klerides'in yeniden seçilememesinde halkıyla ters düşmesinin payı vardı. Keza Papadopulos'a seçimi daha ilk turda kazandıran etkenlerden biri de 'Annan Planı'na ciddi eleştiriler yöneltmesiydi. Ancak Kıbrıs sorununa Türk-Yunan ilişkilerini ve Yunanistan'ın selametini de göz önünde bulundurarak daha geniş
bir açıdan bakan Atina, tıpkı Klerides'e yaptığı gibi Papadopulos'un da kolunu bükmeyi bildi. Klerides nasıl Kopenhag'a imza atmaya hazır halde geldiyse Papadopulos da Lahey'e gerekirse referanduma evet demeye geliyor. Hiç kuşkunuz olmasın. Zaten AB yolunda yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmişken bir yol kazasına sebebiyet vermeye, BM'ye hayır deyip AB'nin tepkisini çekmeye hiç niyetleri yok. Referandumdan ne çıkar? Kamuoyu yoklamaları aynen referanduma yansırsa hayır çıkacağı kesin. Ancak işin ucunda AB üyeliği olması, Rumların sandık başında fikrini değiştirebilir.
Ayrıca anımsanacak olursa Denktaş, bırakın imza atmayı 'Annan Planı'nı görüşmeye bile değer bulmaz tutumuyla Kopenhag'da Klerides'in sırtından tüm yükü almış, Rumların AB üyeliği resmiyet kazanırken Kıbrıslı Türkler açıkta kalmış, Türkiye de üyelik görüşmelerini başlatma tarihi konusunda umduğunu bulamamıştı. Dolayısıyla Papadopulos Denktaş'tan bir iyilik de kendisi için bekliyor olabilir.
Türk tarafında iradesizlik, Rum tarafında belirsizlik. Ve giderek dolan bir takvim. Annan'ın liderlere 'Planı ya imzalayın ya da referanduma götürün' deme noktasına gelmesinin nedenleri kısaca bunlar değil mi zaten? Gerçi takvim çoktan delik deşik edildi.
18 Kasım dendi olmadı, 12 Aralık dendi o da olmadı, nihayet 28 Şubat'a gelindi, yine tutturulamadı. Ve nihayet 10 Mart tarihi kondu. Anlaşılan o ki Lahey'de eğer değeceğine inanılırsa 25'ine kadar bir süre tanınacak taraflara anlaşmayı olgunlaştırmaları için. Aksi takdirde referandum diye bastıracak Annan belli ki. Ondan sonra iki tarih kalıyor artık. Referandum için öngörülen 30 Mart. Ve Kıbrıs'ın AB üyeliğini hukukileştirecek Katılım Anlaşması'nın imzalanacağı 16 Nisan. Diğerleri neyse ama sonuncusunu değiştirmeye Annan'ın da gücü yetmeyebilir.
Evet maalesef umutlu olmak için pek bir neden yok bugün.
Zaten Kuzey Kıbrıs'ta çözüm yanlılarının günlerdir, haftalardır, aylardır 'çaresiz çırpınışı' ve muhalefet partilerinin tutumu da aynı umutsuzluğun dışavurumu değil mi? Özellikle Kuzey Kıbrıs bağlamında görüşmeci ile toplumun çoğunluğu belirgin biçimde ters düşmüş, birbirine yabancılaşmış durumda. KKTC meclisinin referandum kararı alıp almamak üzere toplanmasının binbir ayak oyunuyla önlenmesi de bunu göstermiyor mu?
Lahey'den çıkacak sonucun etki alanı yalnızca Kıbrıs'la sınırlı değil. Lahey zirvesi Türk-Yunan ilişkilerini, Doğu Akdeniz'in istikrarını, Türk-Amerikan ilişkilerini ve tabii ki en önemlisi Ankara-AB ilişkilerini, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini etkileyecek, hatta belirleyebilecek. Ve artık hatanın telafisi zor. Ona göre.